18
Çrş, Tem

Afşar TİMUÇİN

O melek yüzlü gerçekten sevildiğini anladığı anda hiç beklemeden “kraliçe” moduna yerleşiverir. Bir tür sınavdır bu. “Ay dur, dokunma bana.  Saçımı bozuyorsun yapma!” Süzüldükçe süzülür, binbir istiğnayla etmediğini koymaz. Ben neyim demez de haspam, ben neymişim diye kendini bir yerlere koyamaz olur. “Bilmem ki Naci, hiç sanmıyorum gelebileceğimi. Sen de çok şeysin yani. Ay çok sinir! Zaten bu hafta sonu teyzeme gideceğim. Hem yok ben öyle gezmelerden falan hoşlanmam.” Naci bu tutum karşısında deliye döner yavrum.Ne yaptığını bilemez, kendini unutur, içer içer çarşılarda dolaşır. Beriki onun sabrını zorladıkça o zavallıcığım katlanmanın yeni yöntemlerini arar. “Yok bana sakın telefon falan etme Naci.

Büroda hiç iyi karşılanmaz. Gerekirse ben seni ararım.” Bir yandan da içi içini yer kızımızın: “Ayten’le sizin evin önünde ne konuşuyordunuz bakayım o gün öyle? Yok canım merak ettiğimden sormuyorum. Bana ne kiminle konuşursan konuş. Pöf!” Bu arada adamı deli etmek için ağır bir vuruş gerekir: “Patron Selman’la ikimizi Ankara’ya gönderiyor. Ne var bunda canım? Elbet ben de yalnız gitmek isterdim, elin çapkın adamıyla benim Ankara yollarında ne işim var? Daha kesin belli değil,  gidersek bu ayın sonuna doğru onun arabasıyla gideceğiz.” Efendim?

Oğlancık bu ağır sınavı hakkıyla verip peki evlenelim sözünü aldığı anda “mutluluk” cehennemine doğru seğirtir. Önce bütün saflığıyla ya da bütün enayiliğiyle durumu arkadaşlarına açıklar: kızı kandırana kadar alnının damarı çatlamıştır. Öbürleri gıpta ederler ona. Nice deneyden sonra artık kadınların oyununa gelmez olmuş yaşlıca bir ağabey şöyle der: “Arkanı dönüp gider gibi yapsaydın bak neler oluyordu. Hüngür hüngür ağlayarak koşacaktı arkandan.” Görmüş geçirmişler alttan almanın değil de üste çıkmanın, ilgilenmenin değil de umursamaz davranmanın, değer vermenin değil de adam yerine koymamanın bu konuda çok daha etkili olduğunu söylerler: “Saçma saçma konuşup da kafamı bozma benim Süheyla. Nereye kiminle gidiyormuşsun? Kardeşin Sühandan’la mı? Git nereye gidersen git. Ben seni ararım gerekirse. Aman be! Ne zaman mı ararım? Ne zaman istersem o zaman ararım. Başıma bela mısın nesin kızım sen? Sabah sabah kafamı bozma da ne yaparsan yap, yürü!”

Sen de bu deneyimli sert erkeklerden misin diye soracaksınız. Hayır, ben o deneyimli sert erkeklerden değilim. Dostlar bilir, yapımda sertlik yoktur. Birine hele bir kadına aşağılayıcı sözler etmek benim becerebileceğim ya da kendime yakıştıracağım bir iş değildir. Bilirim kadınların katlanma payının yüksek olduğunu, gene de yapamam. Ayrıca sertlikle karşıdakinin davranışlarını baskı altına aldığınızda onu tanıma olanaklarını tümüyle elden kaçırmış olursunuz. Öyle ya da böyle, güzel kızımız evlenmek niyetini tutturamadı mı zaten basıp gidecektir, sizin özel olarak bir şey yapmanız gerekmez. Eşikte yıllarca nöbet tutacak değil ya. Sevgi falan masaldır efendim, hele aşk iyice hikayedir. Kızımızın tek amacı tek düşüncesi var: evlenmek. Evlenme isteğini iyi algılayamadığınız ya da anlamazdan geldiğiniz zaman başlar oyunlarına. Ben bu tür oyunlar karşısında duyarsız biriyim. Oyunu gördüğüm anda soğurum. Büyü bozulur, benim gönlüm geçiverir. Ondan sonrası hiç önemli değildir.

İki insanın uzun bir arkadaşlıktan, uzun bir dostluktan ve uzun bir sevgililikten geçmeden evlilik denen o çok sıkıcı, çok sorunlu, tam anlamında boğucu ve gerçekten büyük sorumluluk isteyen kurumun kıskaçları arasına girmesinin bir zavallılıktan başka bir şey olmadığını düşünüyorum. Uzun bir arkadaşlık döneminden sonra dost olmanın sıcaklığına yönelebildinizse sevgili olmaya doğru giden dar ve uzun yolların çok uzağında değilsiniz demektir. Bu da cinsel uyumla birlikte kolay kolay erişilmez bir kafa ve yürek birlikteliğini gerektirir. Bunun için de gösterilerin, oyunların, gidiyorum ve gidersem kör olayım dönmem tehditlerinin, krallıkların ve kraliçeliklerin uzağında, içtenlikle bir arada olabilmenin tadına varabilmek gerekir. Evlenmeye giden yol yolların en uzunu olmalıdır. Evlilik gerçekte cinsel özgürlüğün değil cinsel tutsaklığın ortamıdır. “Az öteye git, yataktan düşüyorum!” Özgürlüğe dayalı bir sevgi sıcaklığı oluşturulamadığı zaman evlilik tam tamına bir cehennemdir. Evliliği çocuk yetiştirmeye elverişli bir kurum diye belirleyip çıkmak da doğru değil. İki insanın boğaz boğaza geldiği bir ortamda çocuk mu yetişirmiş! Cinsel istekler adına, paçayı kurtarmak adına ya da yalnızlığın boğucu havasından kurtulmak adına evlenenler yanıldıklarını çok geçmeden anlıyorlar. En katı yalnızlıklar bile uydurma birlikteliklerden iyidir. En azından çenesi düşük bir kaynananız, her şeyi bilen bir kayınbabanız yoktur, içinize sindiremeyeceğiniz halalar, teyzeler, yeğenler, yengeler, enişteler yoktur.

Menu