Din

PAPAZ: Yanılsama perdesinin yırtılarak, baştan çıkmış insana günahlarının ve ahlâksızlıklarının acımasız tablosunu göstereceği mukadderat ânı geldi. İnsan zaafının ve dayanıksızlığının sizi sürüklediği o her yana yayılmış kargaşalardan hiç pişmanlık duymuyor musunuz evladım?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Evet, dostum, pişmanım.

PAPAZ
O halde, size kalan bu kısa zaman diliminde, Tanrı’dan günahlarınızın topyekûn affını elde edebilmek için bu kutlu vicdan azaplarından yararlanın ve unutmayın ki ebediyetten bu affı elde edebilmeniz ancak günah çıkarma ayiniyle mümkün olacaktır.

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Sen beni anlamadığın gibi ben de seni işitmiyorum.

PAPAZ
Nasıl yani?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Pişmanım dedim sana.

PAPAZ
Duydum söylediğini.

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Duydun ama anlamadın.

PAPAZ
Nasıl yorumlamalı?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Şöyle… Doğa tarafından çok canlı zevklerle, çok güçlü tutkularla yaratılmış olan ben; yalnızca bu zevk ve tutkuları tatmin etmek için bu dünyaya gelmiş olan ben; yaratılışımın bu sonuçları doğanın temel bakışlarıyla ilgili zorunluluklar olduğundan ya da, senin sevdiğin gibi ifade edersek, onun benim üzerimdeki projelerinden sapmalar olduğundan, her şey doğanın yasaları nedeniyle olduğundan, onun mutlak erkini yeterince tanıyamadığım için pişmanım. Benim tek vicdan azabım doğanın bana kendisine hizmet edeyim diye vermiş olduğu yetileri (sana göre canice, bana göre gayet sıradan bu yetileri) vasat kullanmış olmamla ilgilidir; zaman zaman ona direndiğimi itiraf etmeliyim. Senin sistemlerinin saçmalığıyla kör olduğumdan, çok daha tanrısal bir esinden almış olduğum arzuların bütün şiddetine karşı bu saçmalıklarla birlikte mücadele ettim ve itiraf ediyorum, bol bol meyve hasadı yapabilecek yerde yalnızca çiçekler derledim… İşte pişmanlığımın asıl gerekçeleri bunlar. Başka pişman olacak bir şey bulamadığım konusunda bana güvenebilirsin.

PAPAZ
Günahlarınız sizi nerelere götürüyor, safsatalarınız sizi nerelere sürüklüyor! Yaratılmış şeye yaratıcının bütün kudretini veriyorsunuz; sizin yolunuzu şaşırtmış olan bu bahtsız eğilimlerin, mutlak kudret atfettiğiniz bu çürümüş doğanın etkileri olduğunu görmüyor musunuz?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Dostum, bana öyle geliyor ki senin diyalektiğin de ruhun kadar yanlış. Daha doğru akıl yürütmeni isterdim, ya da bırak beni huzur içinde öleyim. Yaratıcıdan ne anlıyorsun sen, çürümüş doğadan ne anlıyorsun?

PAPAZ
Yaratıcı evrenin efendisidir, her şeyi yapan, her şeyi yaratan odur, mutlak kudretinin basit bir etkisiyle her şeyi sürdüren odur.

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Büyük bir adam olduğu belli! Pekâlâ, söyle bana, bu kadar kudretli bu adam sana göre niçin çürümüş bir doğa yarattı.

PAPAZ
Tanrı insanlara onların cüzi iradelerini bırakmamış olsaydı ne meziyet gösterebilirlerdi? Yeryüzünde iyilik yapma ve kötülüğü önleme imkânı olmasaydı, bu cüzi iradeden yararlanma meziyetleri olabilir miydi?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Demek ki senin tanrın yalnızca kendi yarattığını sınamak için, kışkırtmak için her şeyi tersten yaptı; demek ki onu tanımıyordu, sonuçtan çekinmiyordu, öyle mi?

PAPAZ
Kuşkusuz tanıyordu, ama bir hareketiyle tercih meziyetini ona bırakmak istiyordu.

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Yarattığının hangi tarafı tutacağını biliyorsa ve bu da yalnızca ona bağlıysa, çünkü sen onun mutlak erk sahibi olduğunu söylüyorsun, yarattığına iyi şeyler yaptırmak yalnızca ona bağlıydı, bu durumda tercihi ona bırakmak neye yarar?

PAPAZ
Tanrı’nın insan üzerindeki engin ve sonsuz görüşlerini kim anlayabilir, gördüğümüz her şeyi kim anlayabilir?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Şeyleri sadeleştiren kişi, dostum, nedenleri iyice çoğaltıp sonuçları daha da anlaşılmaz hale getirmeye çalışmayan kişi. İlk güçlüğü açıklayamazken ikinci bir güçlüğe neden ihtiyaç duyuyorsun? Senin tanrına atfettiğin şeyi doğanın yapması mümkünken, niçin doğaya bir efendi arıyorsun ki? Senin anlamadığın şeyin nedeni belki de dünyanın en basit şeyidir. Fizik bilgini yetkinleştirirsen doğayı daha iyi anlarsın, aklını arındır, önyargılarını yok et, o zaman tanrına ihtiyacın olmayacak.

PAPAZ
Bahtsız! Seni Socin’ci bir sapkın sanmıştım, seninle savaşmak için silahlarım vardı, ama görüyorum ki sen bir ateistsin ve yaratıcının varlığına dair her gün aldığımız sahici kanıtların enginliğini kalbin reddettiğinde sana söyleyecek tek lafım yok. Kör birine ışık tutulamaz.

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Dostum, bir konuda anlaşalım, en fazla kör olan kişi kesinlikle gözünü bağlayandır, yoksa çözen değil. Sen kuruyorsun, uyduruyorsun, çoğaltıyorsun, ben yok ediyorum, basitleştiriyorum. Sen hata üstüne hata yığıyorsun, ben hepsiyle mücadele ediyorum. İkimizden hangisi kör?

PAPAZ
Yani siz Tanrı’ya hiç mi inanmıyorsunuz?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
İnanmıyorum. Bunun da nedeni gayet basit; insanın anlaşılmayan şeye inanması tamamen imkânsız çünkü. Kavramak ile inanmak arasında dolaysız ilişkiler olmalıdır; kavramak inancın ilk besinidir. Anlamanın hiç etkili olmadığı yerde, inanç ölüdür ve bu tür durumlarda inanç sahibi olduğunu ileri sürenler inancı dayatır. Bana vaaz ettiğin tanrıya senin inandığını sanmıyorum; çünkü bana onu kanıtlayamazsın, çünkü onu tanımlamak senin elinde değil, sonuç olarak sen onu anlamıyorsun, onu anlamadığından bana akla yatkın hiçbir argüman sunamazsın ve tek kelimeyle, insan ruhunun sınırları üzerinde olan her şey bir kuruntu ya da gereksizliktir; senin tanrın bu şeylerden ancak biri olabileceğinden, birinci durumda ona inanmam için deli olmam gerekir, ikinci durumdaysa aptalın teki.

Dostum, bana maddenin hareketsizliğini kanıtla, o zaman senin yaratıcını kabul ederim, doğanın kendine yeterli olmadığını kanıtla, o zaman ona bir efendi varsaymana izin var. Kanıtlayana dek benden hiçbir şey bekleme, ben ancak gerçekliğe teslim olurum ve bu gerçekliği de ancak duyularımdan edinirim; duyularımın işlemediği yerde inancım güçsüz kalır. Güneşe inanıyorum çünkü görüyorum, onu doğadaki bütün tutuşabilir maddenin birleşme merkezi olarak düşünüyorum, düzenli hareketi hoşuma gidiyor ama beni şaşırtmıyor. Bu fiziksel bir işlem, belki de elektrik kadar basit, ama bunu anlamamıza izin yok. Sen tanrını fiziğin üzerinde tasarladığında, ben daha öteye gitmeli miyim, bunu yaparsam daha ilerde mi olurum? Eseri tanımlamaktansa işçiyi anlamam için daha fazla çaba sarf etmem gerekmez mi?

Sonuç olarak, sen kuruntunu inşa ederek bana hiç hizmet etmedin, benim aklımı karıştırdın, aydınlatmadın, ben sana minnet yerine yalnızca kin borçluyum. Senin tanrın, tutkularına hizmet etsin diye senin imal ettiğin bir makine ve onu keyfince hareket ettiriyorsun, ama benim tutkularımı rahatsız ettiğinde onu alt etmek bana iyi geliyor. Benim zayıf ruhumun sükûnete ve felsefeye ihtiyaç duyduğu an safsatalarınla gelip korkutmaya çalışma, bunlar ikna etmiyor; ürkütüyor; ruhumu yatıştırmıyor, öfkelendiriyor. Dostum, bu ruhun mevcut hali doğanın hoşuna gidiyor; o, doğanın kendi bakışı ve ihtiyaçları nedeniyle bende yaratmaktan hoşnut olduğu organların bir sonucu. Doğa ahlâka ve ahlâksızlıklara eşil ihtiyaç duyduğundan, beni ahlâksızlığa yöneltmek istediğinde bunu yaptı, ahlâka yöneltmek istediğinde bana arzuları esinledi ve ben yine kendimi bunlara teslim ettim. Bizim insani tutarsızlığımıza biricik neden olarak yalnızca doğanın yasalarını ara! Ve onun yasalarına da irade ve ihtiyaçlarından başka ilke arama!

PAPAZ
Peki, dünyadaki her şey gerekli mi?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Kesinlikle.

PAPAZ
Her şey gerekliyse, demek ki her şey kurala bağlı?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Tersini kim söyledi ki?

PAPAZ
Mutlak erk sahibi ve mutlak anlamda bilge bir elden başka her şeyi mevcut haliyle kim düzenleyebilir?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Ateş verildiğinde barutun tutuşması zorunlu değil mi?

PAPAZ
Evet.

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Peki, bunda ne gibi bir bilgelik buluyorsun?

PAPAZ
Hiç.

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Demek ki bilgelik olmadan zorunlu olan şeyler vardır ve sonuç olarak her şeyin bir ilk nedenden kaynaklanması, bu ilk nedende ne akıl ne bilgelik varken de mümkündür.

PAPAZ
Nereye gelmek istiyorsunuz?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Hiçbir bilgece ve akla yatkın neden yönlendirmeden her şey neyse o olabilir, senin gördüğün şey olabilir. Keza, doğal sonuçların, daha önce dediğim gibi, kendisi de açıklanmaya ihtiyaç duyan ama kendi hiçbir açıklama sağlamayan senin tanrın gibi doğadışı nedenler varsaymak zorunda kalmadan, doğal nedenleri olabilir. Sonuç olarak, senin tanrın hiçbir işe yaramadığından tamamen gereksizdir; gereksiz olanın ise hiç olduğunu, hiç olanın da hiçlik olduğunun besbelli olduğunu sana kanıtlamak istiyorum. Dolayısıyla, senin tanrının bir kuruntu olduğuna kendimi ikna etmek için onun kesin yararsızlığının bana sağladığından başka bir akıl yürütmeye hiç ihtiyacım yok.

PAPAZ
Bu durumda size dinden söz etmek bana gerekli görünüyor.

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Neden olmasın? Bu konuda, insanların fanatizmi ve salaklığı vardırdıkları aşırılığın bu kanıtı kadar beni eğlendiren hiçbir şey yok. Bu türden son derece olağanüstü sapmalarla, bence tablo, dehşetli olsa bile daima ilginçtir. Açık yüreklilikle cevap ver ve özellikle bencilliği bir yana bırak. Dini gerekli kılan varlığın masalsı varoluşuna dair senin gülünç sistemlerine inanacak kadar zayıf olsaydım, ona nasıl ibadet etmemi bana öğütlerdin? Brahma’nın saçmalıklarındansa Konfiçyüs’ün hayallerini benimsememi mi isterdin, yoksa zencilerin büyük yılanına mı tapayım, Peruluların yıldızına mı, veyahut Musa’nın ordularının tanrısına mı, Muhammed’in mezheplerinden hangisine kendimi teslim etmemi isterdin, hangi Hıristiyan sapkınlık sence tercih edilebilir? Cevabına dikkat et.

PAPAZ
Kuşkun mu var?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Bencillik işte!

PAPAZ
Hayır, benim inandığım şeyi sana önermek seni kendim kadar sevmektir.

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Bu tür yanlışları dinliyor olmamız ikimizin de kendimizi pek az sevdiğimizi gösterir.

PAPAZ
İlahi kurtarıcımızın mucizelerine kim gözünü kapayabilir?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Onu bütün dalaverecilerin en sıradanı ve bütün düzenbazların en bayağısı olarak gören kişi.

PAPAZ
Ey Tanrım, onu işitiyorsunuz da gürlemiyorsunuz!

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Hayır dostum, her şey huzur içinde, çünkü senin tanrın, ister güçsüzlükten, ister akıldan ya da sen ne dersen de o nedenle, bir an için sana karşı alçakgönüllülük gösterip kabul ettiğim bu varlık, veyahut senin o dar bakışlarını benimsersem, bu tanrı, evet, ne diyordum, bu tanrı, eğer senin inanma deliliğini gösterdiğin gibi varsa, o zaman, senin şu İsa’nın varsaydığı kadar gülünç araçlarla bizi ikna etmeye kalkışmazdı elbette.

PAPAZ
Ne yani, kehanetler, mucizeler, şehitler, bütün bunlar kanıt değil mi?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Başlı başına kanıta ihtiyaç duyan şeyleri kanıt olarak kabul etmemi sağlıklı bir mantıkla benden nasıl bekleyebilirsin? Kehanetin kanıt olabilmesi için, öncelikle bu kehanetin olduğuna kesinlikle inanmam gerekirdi; tarihe kayıtlı olduğunda ise, benim için, dörtte üçü çok şaibeli olan tüm diğer tarihsel olgulardan başka bir güce sahip olamaz. Bunların yalnızca çıkarcı tarihçiler tarafından bana aktarılmış olduklarını da buna eklersem, gördüğün gibi, kuşku duymaya daha fazla hakkım olacaktır. Bu kehanetin sonradan yapılmadığına, adil bir kralın idaresinin mutlu bir hükümranlık olması ya da kışın don yapması gibi en basil politik bileşiminin etkisi olmadığına beni kim inandırabilir? Bütün bunlar böyleyse, kanıtlanmaya bu denli ihtiyaç duyan kehanetin kendisinin bir kanıt olabileceğini nasıl düşünebilirsin?

Senin mucizelerini de daha fazla kabul edebilmem mümkün değil. Bütün düzenbazlar mucize gösterdi, bütün salaklar da onlara inandı. Bir mucizenin hakikatine beni ikna edebilmek için, sizin mucize dediğiniz olayın doğa yasalarına mutlak anlamda zıt olduğuna emin olmam gerekir, çünkü mucize olarak görülebilecek tek şey doğadışı olandır. İyi ama doğayı kim yeterince biliyor ki tam da o noktada doğanın durduğunu ya da o noktada engellendiğini ileri sürmeye cesaret edebilsin? Sözde bir mucizeye itibar edebilmek için iki şey gerekir: bir hokkabaz ve her şeyden etkilenen birileri. Seninkilere de başka köken aramaya hiç kalkma! Bütün yeni çömezler bunu yaptı; işin ilginci, hepsi de kendilerine inanacak sersemler bulabildi. Senin İsa’n Tuvanalı Apollonius’un yaptığından daha eksantrik bir şey yapmadı ama yine de kimse çıkıp Apollonius’u bir tanrı olarak görmedi; senin şehitlerine gelince, bunlar kesinlikle senin kanıtlarının en cılızı. Şehit olabilmek için yalnızca coşku ve direnç gerekir, karşı davayı savunanlar da bana senin kadar şehit gösterebilirler, birinin diğerinden daha Şehit olduğuna asla yeterince inanç duyamam: tersine, her iki tarafın da içler acısı halde olduğunu varsaymam pekâlâ mümkün

Ah dostum, senin vaaz ettiğin tanrının var olduğu doğru olsaydı, hükümdarlığını inşa etmek için mucizelere, şehitlere ve kehanetlere hiç ihtiyaç duyar mıydı? Senin dediğin gibi, insan kalbi onun eseriyse, kendi yasasının tapınağı olarak bu kalbi seçmez miydi? Adil bir tanrıdan kaynaklandığı için hakkaniyetli olan bu yasa, karşı konulmaz bir şekilde bütün kalplere kazınmış bulurdu kendini ve evrenin bir ucundan öteki ucuna, bu nazik ve duyarlı organ aracılığıyla birbirine benzeyen bütün insanlar tanrı kabul ettiklerine gösterdikleri hürmetle de birbirlerine benzerlerdi, hepsi de onu tek bir biçimde severdi, ona tapmanın ya da ona hizmet etmenin hepsi için tek bir biçimi olurdu, dolayısıyla ne bu tanrıyı tanımamak ne de ona ibadet etme yönündeki içten gelen eğilime direnmek mümkün olurdu. Bunun yerine evrende ne görüyorum, ne kadar ülke varsa o kadar tanrı var. Ne kadar farklı kafa ya da hayal gücü varsa bu tanrılara hizmet etmenin de o kadar farklı biçimi var. İçlerinden birini madden seçmenin benim için imkânsız olduğu bu kanaat çeşitliliği sana göre adil bir tanrının işi midir?

Haydi, ahlâk dersi meraklısı, tanrını bana böyle tanıtarak ona hakaret ediyorsun, bırak da onu tamamen inkâr edeyim, çünkü eğer varsa, benim inançsızlığım senin hakaretlerinden daha az saldırıyor ona. Aklın yoluna gir, ahlâk dersi meraklısı, senin İsa’n Muhammed’den daha iyi değildir, Muhammed de Musa’dan, onların üçü de Konfüçyüs’ten daha iyi değildir. Filozoflar onları alaya almıştır, ayaktakımı inanmıştır.

PAPAZ
Heyhat, dördünden biri için bundan fazlasını da yaptı.

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
En fazla hak eden oydu. Kışkırtıcıydı, taşkın, iftiracı, dalavereci, dinsiz, kaba bir soytarı ve tehlikeli bir kötü yürekliydi. Halka bunları dayatma sanatını biliyordu, dolayısıyla o dönemde Kudüs’ün içinde bulunduğu durumda bir krallıkta cezalandırılabilirdi. O bundan kurtulacak kadar bilgiliydi ve belki de son derece mahir ve hoşgörülü olan benim özdeyişlerimin ilahi adaletin sertliğini kabul edebileceği tek durum budur: bütün hataları bağışlarım; içinde yaşadığımız yönetime tehlikeli olabilecekler hariç. Krallar ve yücelikleri bana kendilerini kabul ettiren tek şeydir, yalnızca onlara saygı duyuyorum, ülkesini ve kralını sevmeyen kişi yaşamaya layık değildir.

PAPAZ
Ama yine de bu yaşamdan sonra bir şey olduğunu kabul ediyorsunuzdur. Zekânızın bizi bekleyen yazgının yoğun karanlığını delmekten zaman zaman hoşlanmış olmaması imkânsızdır. Kötü yaşayana sayısız ceza veren, iyi yaşayanı da sonsuzca ödüllendiren bir sistemden daha iyi bunu ne yapabilir?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Ne mi, dostum? Hiçliğinki elbette. Hiçlik beni asla ürkütmedi. Ondan daha teselli edici ve basit bir şey görmüyorum; bütün diğer sistemler kibrin eseri, yalnızca o aklın. Üstelik bu hiçlik ne ürkünç ne de mutlak. Doğanın sürekli ve tekrar tekrar doğduğunu görmüyor muyum? Hiçbir şey yok olmuyor dostum, dünyada hiçbir şey ortadan kaybolmuyor; bugün insan, yarın toprak kurdu, öbür gün sinek, daima var değil mi? Hiç hak etmediğim erdemlerle ödüllendirilmemi ya da asla sorumlusu olmadığım suçlardan cezalandırılmamı niçin isliyorsun? Bu sistem varken senin o sözde tanrına iyilik atfedebilir misin? Beni cezalandırmanın zevkini tatmak için beni yaratmak istemiş olabilir mi? Üstelik de bunu hâkim olmama izin vermediği bir tercihin sonucu olarak yapabilir mi?

PAPAZ
Hâkimsiniz aslında.

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM
Evet, senin önyargılarına göre öyle. Ama akıl bu önyargıları yok ediyor. İnsanın özgürlüğü sistemi, sizin hayallerinize pek uygun olan lütfü imal etmek için uydurulmuş bir şey yalnızca. Dünyada hangi insan, suç işlememekte özgür olsa, suçun yanında idam direğini görüp de ille suç işler? Karşı konulmaz bir güç bizi sürüklüyor ve eğilim gösterdiğimiz yandan başka tarafa kendimizi bir an bile yönlendirebilecek efendiler biz değiliz. Tek bir erdem yoktur ki doğaya gerekli olmasın: keza, tersine, doğanın ihtiyaç duymadığı tek bir suç yoktur. Doğa bunları kusursuz bir denge içinde tutar, onun bütün ustalığı buradadır. Peki biz, doğanın bizi fırlattığı tarafta suçlu olabilir miyiz? Senin derine iğnesini batıran eşek arısından daha suçlu olamayız.

PAPAZ

O halde bütün suçların en büyüğü bile bize hiç korku veremez mi?

ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ ADAM

Bunu demiyorum. Suçtan uzaklaşmak ya da çekinmek için yasanın onu mahkûm etmesi ve adaletin kılıcının cezalandırması yeterlidir. Ama bahtsızlıkla bir suç işlendiğinde, taraf tutmayı bilmek ve kısır vicdan azaplarına teslim olmamak gerekir; vicdan azabının hiç etkisi yoktur, çünkü bizi koruyamaz, hiçtir, çünkü suçu telafi edemez; dolayısıyla kendini vicdan azabına teslim etmek saçmadır. Bu dünyada cezalandırılmaktan kaçmış olmaktan yeterince mutluysak, öteki dünyada cezalandırılmaktan çekinmek daha saçma olur. Maazallah, böylelikle suçu teşvik ediyor değilim, elinden geldiğince bundan kaçınmak gerekir, ama aklı kullanarak kaçmalı, yoksa sonu hiçbir şeye varmayan ve az çok sağlam bir ruhta etkisi derhal yok olan sahte kaygılarla değil. Akıl, dostum, evet, tek başına akıl hemcinslerimize zarar vermenin bizi asla mutlu etmeyeceği konusunda bizi uyarmalıdır ve kalbimiz de onların mutluluğuna katkıda bulunmanın doğanın yeryüzünde bize bahşettiği en büyük mutluluk olduğunu bize bildirmelidir. İnsanın bütün ahlâkı yalnızca şu ifadede kayıtlıdır: kendin ne kadar mutlu olmak istiyorsan başkalarını da o kadar mutlu kıl ve bizim maruz kalmak istemediğimiz kötülüğü onlara yapma.

İşte, dostum, uymamız gereken tek ilke budur. Bu ilkeleri tatmak ve kabul etmek için ne dine, ne tanrıya ihtiyaç vardır, yalnızca iyi bir kalp yeterlidir. Zayıf düştüğümü hissediyorum; ahlâk vaazı veren adam, önyargılarını terk et, insan ol, insancıl ol, korkusuz ve umutsuz ol; tanrılarını ve dinlerini bırak gitsin; bütün bunlar insanların ellerine zincir vurmaya yarar. Bütün bu dehşetlerin adı bile yeryüzünde tüm diğer felaketlerden ve savaşlardan daha fazla kan döktürdü. Öteki dünya fikrinden vazgeç, yok öyle bir şey, ama bu dünyada mutlu olmaktan ve mutlu etmekten vazgeçme. İşte, doğanın yaşamını iki misline çıkarman ya da geliştirmen için sana sunduğu tek tarz bu. Dostum, şehvet daima benim varlıklarımın en değerlisi oldu, yaşamım boyunca onu övüp durdum ve ömrümü şehvetin kollarında tamamlamak isterim: Sonum yaklaşıyor, gün ışığı kadar güzel altı kadın şu yandaki odada, onları bu an için sakladım; sen de payını al, batıl inancın tüm nafile safsatalarını ve ikiyüzlülüğün bütün aptalca yanılgılarını benim gibi sen de onların göğsünde unutmaya çalış.

NOT

Ölüm döşeğindeki adam zili çaldı. Kadınlar içeri girdi ve ahlâk vaazcısı, yozlaşmış doğanın ne demek olduğunu açıklayamadığı için, onların kollarında doğanın yozlaştırdığı biri halini aldı.

Tanrıya Karşı Söylev | Marquis de Sade

Menu