Dünya

Saygıdeğer delegeler, Kübalı yoldaşlar: bu gece doruk noktasına varan olayın önemi gözlerimizden kaçmıyor. Emperyalizmin tüm öngörülerine karşın, bu konferansın hiçbir sonuç vermeyeceği, uluslar arası Komünist hareketin sorunlarının tartışıldığı bu konferansın bölünmeyle, başarısızlıkla sonuçlanacağı türünden kehanetlerine karşın onların pek beklemedikleri, hatta hiç beklemedikleri bir sonuç çıktı ortaya: konferans başarıya ulaştı, üç kıtayı kapsayan bir yürütme organı oluştu; özgürlükleri için savaşan halkların en yakıcı özlemlerini de içeren konularda anlaşmaya varıldı; bağımsızlık hareketlerine destek verecek bir komite oluşturuldu.

Hepsi bundan ibaret değil: Şüphesiz emperyalistlerin canını yakan bir şey bu; bu komitenin yönetim merkezi, bir sonraki üç kıtayı kapsayan konferans toplanana kadar Küba’da olacak. (alkışlar)

Burada ulusal bir gururu ifade ettiğimiz sanılmasın. Bizi çevreleyen, bize özgü koşullara, ülkemizin coğrafi konumuna rağmen, emperyalistlerin onu dünyadan soyutlama çabalarına, isteyenlerin bizi ziyaret etmesinin neredeyse imkansız kılan uygulamalarına rağmen, konferansın böylesine bir başarıyla, tüm engelleri, güçlükleri aşarak ülkemizde yapılması ve ülkemizin geçici bir süre için de merkez karargah olarak kullanılmaya uygun bir yer sayılması şüphesiz emperyalist Yankiler’in bayağı canını yakmıştır.

Bundan dolayı bu konferans devrimci hareket için büyük bir zafer olmuştur. Daha önce, bu kadar çok boyutlu ve geniş ölçekte bir toplantı olmamıştı; ortak çıkarlara ilişkin sorunları tartışmak için seksen iki devrimci temsilci bir araya gelmemişti. Daha önce böylesine büyük bir toplantı olmamıştı, tam üç kıtanın temsilcisi buradaydı. Ortak anti-emperyalist duruşa sahip üç kıtanın devrimcileri, farklı felsefi düşünce ve konumlara ya da farklı dinsel inançlara sahip, farklı ideolojileri temsil eden kişilerden oluşuyordu. Ama ortak bir noktaları vardı. Bugün üç kıta halklarını ve dünya halklarını birleştirecek olan şey emperyalizme karşı mücadeledir (alkışlar); sömürgecilik ve yeni-sömürgeciliğe, ırkçılığa ve kısacası bugün emperyalizm olarak adlandırdığımız tüm olgulara karşı mücadeledir; emperyalizmin merkezi, ekseni ve ana dayanağı Yanki emperyalizmidir.

Konferanstaki tüm görüşmelerde hedefe varıldı çünkü bu çağda bütün ulusların buluştukları ortak bir nokta var. Kolay bir şey değildi bu, kolay görünebilir ama kolay değildi, olamazdı da. Bu gayet doğal, farklı ulus ve hareketlerin temsilcileri, dünyanın mevcut tüm sorunlarını dile getiriyorlar ne de olsa.

Bu tezleri incelemek, hepsi için kabul edilebilir bir metin çıkarmak kolay olmadı. Ve son günlerde ne kadar çok farklı sorunun tartışıldığını hatırlıyoruz. Son metin hazırlanırken Karl Marx ve Friedrich Engels’in (alkışlar) KOMÜNİST MANİFESTO üzerinde nasıl aylarca çalıştıklarını ve bu kitabı nasıl aylar boyunca yazdıklarını, sonra düzeltip, tekrar ele aldıklarını ve son halini alana kadar nasıl uğraştıklarını hatırladık. Doğal olarak, iki hafta – hatta daha kısa – süren konferansımızda, farklı fikirleri ele almak ve bunları her delegasyonu tatmin edecek biçimde düzenlemek için sadece birkaç günümüz vardı. Bu koşullara rağmen bu tür konferanslarda ortaya çıkan sonuç metinlerinin tümünden şüphesiz daha derin, daha mükemmel ve daha radikal bir sonuç metni var elimizde.

İlk kez Latin Amerikalı temsilciler Afrika ve Asya uluslarından temsilcilerle beraber bir toplantıya katıldılar. Doğal olarak, Latin Amerika söz konusu olduğu zaman, temsilcilerin çoğu özgürlük için savaşan ya da savaşmak isteyen hareket ve uluslardan geliyor. Ulusumuz ise bunların arasında Yanki egemenliğinden kurtulmuş ve devrimci bir güç oluşturmuş tek ulus.

Özgürlükleri için devrimci bir savaş veren ülkelerin tarihinde bu konferansın bir yeri olacaktır şüphesiz. Emperyalizme karşı mücadele veren hareketler arasında kurulan bağların, devrimci mücadelede önemli bir rol oynayacağına da inanıyoruz.

Şu anda özgürlükleri için savaşan her bir hareketin yaklaşımlarını ve somut durumlarını daha yakından inceleme fırsatımız oldu. Mücadele eden her halkın somut durumunu anlama ve hepsinden önemlisi mücadele eden halkların arasındaki dayanışmanın nasıl büyüdüğünü görme fırsatımız oldu (alkışlar); devrimci hareketin gücü dünya çapında nasıl da büyüyor, halklar arası yardımlaşma nasıl da artıyor ve artacak, bunları görüyoruz – halklar insanlık tarihinde görülmemiş bir ölçek ve düzeyde birbirleriyle dayanışma içindeler.

Emperyalistlerin askeri ve teknik güçlerine rağmen, devrimci halkların toplam gücü daha fazla olacaktır. (alkışlar) emperyalizm kaçınılmaz olarak yenilecek. Bize bunu kim öğretti? Halklar öğretti. Bu halklar arasında, son dönemlerde, bize bu gerçeği en olağanüstü bir tarzda hangi halk öğretti? Vietnam halkı. (alkışlar)

Vietnam küçük bir ulus. Emperyalistler onu ikiye böldü, Güney ve Kuzey Vietnam olarak. Biz devrimciler için sadece bir tane Vietnam var. Güney Vietnam halkına karşı emperyalist Yankiler güçlerinin büyük bir bölümünü konuşlandırdılar – kukla hükümet yüz binlerce asker, yüzlerce uçak ve binlerce helikopter gönderdi oraya. Ama emperyalist Yankiler Vietnam’ın bu bölümünde yaşayan halkı yenemediler.

Vietnam’ın diğer tarafındaki kardeşlerini sindirmek için, teslim olmaları, dizlerinin üzerine çökmeleri için yüzlerce uçakla ülkeyi bombaladılar. Yine de, emperyalistlerin kendilerinin de kabul ettiği gibi, kazanacakları yerde daha çok kaybediyorlar. Giderek birbirine daha çok bağlanan kahraman direnişçiler karşısında giderek daha fazla uçakla giederek daha fazla bombardıman yaptılar. Dünyanın şaşkın bakışları önünde, Vietnam halkı herhangi bir bağımsızlık hareketinin daha önce göstermediği bir kahramanlık örneği gösterdiler; daha önce böyle bir kahramanlık gösterilmemişti çünkü kimse bu kadar güçlü bir düşmana karşı savaşmak zorunda kalmamıştı. Vietnam halkı bu düşmanı sarsıyor ve emperyalist Yanki’leri yeniyorlar.

Sadece Vietnam’ı değil, Laos’lu yurtseverleri de durmadan bombalıyorlar. Kamboçya’yı da bombalayıp bu ülkeye saldırı tehditinde bulunuyorlar. Emperyalist Yankiler’in bu tavır ve tehditleri onların güçsüzlüklerini, çaresizliklerini gösteriyor. Bu, dünyanın o bölgesinde giderek daha da kritik bir hal alan koşulların sonucu. Bu durum, Asya’nın o bölgesinde tattıkları yenilginin sonucu; bu bölgenin halkları emperyalizme karşı – sadece Yanki emperyalizmine değil, aynı zamanda onun müttefiklerine karşı – kararlı bir savaş veriyorlar. Yanki emperyalizmine ve onun Asya’daki bıçkın ortaklarına – Güney Kore, Avustralya ve Tayland ordularına – karşı verilen bir savaş bu; giderek daha fazla ülkenin bu savaş içine çekilme ihtimali de var.

Vietnam, Laos ve Kamboçya’ya yönelik saldırgan tutum, bize bu halklarla en yüksek düzeyde dayanışma ve bu ülkelere yardım etme sorumluluğu veriyor.

Emperyalist Yankiler Tayland’ın desteğine sahip; bu ülkede pek çok asker ve Laos, Vietnam, Kamboçya’ya yönelik saldırılarını gerçekleştirdikleri üsler bulunuyor. Bu, söz konusu durumun sonsuza dek süreceği anlamına gelmez. Tayland halkının Vietnam, Laos ve Kamboçya halkına yapılanların hesabını sorma vaktinin geleceğine eminiz. (alkışlar) ezilen ve sömürülen halkların komşularından esinlenerek emperyalistlere karşı mücadeleye katılacakları zaman da gelecek.

Bu arada, emperyalistler sadece Vietnam’la –tüm Vietnam’la – ve Laos’la savaşmıyor, Kamboçya’yı da tehdit ediyor.

Kamboçya küçük bir ülke. Henüz emperyalistler buraya saldırmadı ama onların ciddi tehdidi altında. Bu yüzden devrimci devletlerin küçük ülke Kamboçya’ya savunma güçlerini sağlamlaştırmasında destek olması gerekir. (alkışlar)

Üç Kıta Konferansı’na bu ülkeden katılan temsilci ile konuşup, ağzından ülkesini tehdit eden durumu duyunca, yukarıda değindiğim görüşü ona aktardık; ayrıca, küçük ve Kamboçya’dan uzak bir ülke olmamıza rağmen Küba’nın gücümüz ölçüsünde Kamboçya’nın savunmasına katkıda bulunacağımızı (alkışlar) ekledik; yapmaları gereken tek şey bize ne yapacağımızı söylemek, yapabileceğimiz katkıyı yapmaya hazırız.

Bu söylediklerimiz Laos, Kuzey Vietnam ve Güney Vietnam için de geçerli.(alkışlar) küçük bir ülkeyiz, emperyalistlerin kıyılarından çok da uzakta sayılmayız. Silahlarımız tamamen savunmaya yönelik. Ama cesur insanlarımız, devrimci militanlarımız (alkışlar), savaşçılarımız dünyanın herhangi bir yerinde emperyalistlerle savaşmaya hazırdır. (alkışlar) Ülkemiz küçük, topraklarımız kısmen düşman tarafından işgal edilebilir bile ama bu direnişimizin bitmesi anlamına gelmez.

Ama dünya büyük, emperyalistler heryerde ve Kübalı devrimciler, emperyalizme karşı bütün dünyada savaşabilirler. (alkışlar) Ne böbürleniriz ne de küstahlaşırız, biz Kübalı devrimciler enternasyonalist görevimizi böyle kavrarız.

Halkımız görevlerini bu biçimde kavrarlar, düşmanın tek ve bölünmez olduğunu, bizim sahillerimize ve topraklarımıza saldıranın başkalarına saldıranlarla aynı kişiler olduğunu biliyorlar. Bu yüzden dünyanın herhangi bir köşesindeki devrimci hareket Kübalı savaşçılara güvenebilirler. (alkışlar)

Binlerce Kübalı, dünyanın ihtiyaç duyulan herhangi bir yerinde devrimci harekete yardıma istekli ve hazır olduklarını ifade etti (alkışlar) ve bu gayet mantıklı. Eğer emperyalistler istedikleri yeri bu kadar rahatça bombalayıp taburlarını dünyanın herhangi bir yerinde gelişen devrimci hareketi ezmeye gönderebiliyorlarsa, devrimci halklar da fiziksel olarak savaş alanında bulunmak da dahil olmak üzere emperyalist Yankiler’le savaşan halklara rahatlıkla yardım edebilirler. Ve herkes kendi gücü ölçüsünde yardım ederse Emperyalist Yankiler yenilecektir. Orası Güney Doğu Asya, Yankiler sürekli orada kalamaz. Onlarınkinden daha güçlü birlikler oluşturmamız mümkün.

Bu yüzden, en ufak bir şüphemiz yok. Yenilecekler, o bölgenin  halkı ve onlarla dayanışma gösteren halklar tarafından ezilecekler – bölgedeki güçlerini ve gerici müttefiklerinin sayısını arttırsalar bile. (alkışlar)

Zaten bu yüzden Yankiler ikiyüzlü barış saldırılarını gerçekleştiriyorlar, amaçları kafaları karıştırmak ve kandırmak. İşte bu yüzden Vietnam halkı – haklı olarak – barışın, gerçek barışın emperyalist Yankiler’in saldırılarını kestikleri zaman, Vietnam’ın bir bölümünü işgal etmeyi bıraktığı zaman, birliklerini ve üslerini Vietnam topraklarından çıkardığı zaman gerçekleşeceğini söyledi. Başka deyişle, emperyalistlere, bu koşullar altında söylenebilecek tek şey söylendi: barışı bozan onlar oldukları için gerçek barış ancak Vietnam’dan çıktıkları zaman gerçekleşecek. (alkışlar)

Orada emperyalistlerin umutsuz bir savaş yürüttükleri açık; kaçınılmaz bir yenilgi tadacakları bir savaşın içindeler, bu yüzden, yenilgiyi sahte bir barışla takas etmek istiyorlar. Vietnam halkının bunu reddetmesi de çok mantıklı; zaferlerini sahte bir barışla değiştirmek istememeleri gayet mantıklı. Benzer bir durumda biz olsaydık, aynı şeyleri söyleyeceğimize eminim (alkışlar), bombaların altında pazarlık etmeyi, ülkemiz işgal altındayken pazarlık etmeyi reddederdik. Bu yüzden bizim halkımız ve bu konferansa katılan bütün delegeler Demokratik Vietnam Cumhuriyeti ve Güney Vietnam kurtuluş hareketinin tavrını ve konumunu destekledik. (alkışlar)

Bu sorun, bu en yakıcı konu hakkında hepimiz aynı fikirdeyiz. Emperyalist Yankiler dünyadaki halkların Vietnam halkıyla ne kadar büyük bir dayanışma içinde olduğunu bilmeseler iyi olur. Üç kıtadan halkların temsilcilerinin katıldığı bu dayanışma konferansı eylem ve açıklamalarıyla Vietnam’a nasıl destek verdiğini ve bu desteğin artacağını göstermiştir. Bu destek Vietnam için olduğu gibi saldırılara uğrayan ve saldırılara uğrama tehlikesini yaşan Laos ve Kamboçya için de geçerlidir.

Konferansa katılanlar Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın tüm sorunlarına ilişkin olarak da benzer bir tavır aldı. Afrika’nın halkları ve kurtuluş hareketleri, tıpkı Yemen ve Filistin halkları gibi konferansa katılanları ateşli desteğini almıştır (alkışlar) – bir atlama yapmamak için, Asya’nın o bölgesinde bulunan küçük bir ülkenin, Kuzey Kalamintan’ın halkı da pek iyi bilinmese de cesaretle bağımsızlık mücadelesi veriyor. (alkışlar)

Afrika’da bağımsızlık mücadelesi veren hareketler de konferansa katıldı diyordum: Portekiz işgali altındaki Guinea ve Cape Verde Adaları’nda kurtuluş mücadeleleri veren halkı Afrika’nın en ciddi devrimci hareketlerinden birinin lideri, Yoldaş Amilcar Cabral (alkışlar) temsil ediyor; Yoldaş Cabral geleceğe ve kurtuluş hareketinin başarıya ulaşacağına ilişkin müthiş bir güven verdi bize. Portekiz sömürgeleri Angola ve Mozambik kurtuluş için silahlı bir mücadele veriyor (alkışlar) ve burada temsil ediliyorlar. Rodezya’daki ırkçı azınlık tarafından ezilen Zimbabwe halkının temsilcileri  de (alkışlar) burada; Kongo Leopoldville halkının temsilcileri (alkışlar), elit kesimleri onları sömürgeleştiren ülkelerin emperyalist profilini yansıtan, manda durumundaki Swaziland, Bechuanaland ve Basutoland’ın temsilcileri (alkışlar), kısacası, bütün Afrika bağımsızlık hareketleri bu konferansta temsil edildiler ve tüm delegelerden sıcak destek mesajları aldılar.

Afrika’da emperyalistlerin ülkelere girip böl ve yönet politikaları uyguladığı aşikâr. Son birkaç haftadır darbe yapmayı moda haline getirdiler. Kongo’da, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde, Nijerya’da darbeler oluyor. Orada bulunanların anlattıklarına göre emperyalizm bu bölgeleri elinde tutmak için çaresizce mücadele ediyor. Afrika’da kararlı bir savaş yürütülüyor. Henüz işgal altında bulunmayan ülkelerin ve devrimcilerin oynayacağı rol, emperyalist saldırıya direnme güçleri hayati önem taşıyor.

Orada da devrimci harekete, kurtuluş hareketlerine, ezilen çoğunluklara kararlı biçimde yardım etmek önemlidir.

Afrika liderlerinin sorumluluk bilinci, ciddiyetleri ve birlikleri de aynı derecede önemlidir. Bazı hareketler darbe yedi, bazıları geriledi ama bu gerilemeler onların cesaretini kırmamalıdır. Bu gerilemeler ilerisi için bir tecrübe kaynağı olmalıdır. bu tecrübeler ışığında zorlukları, yetersizlikleri ve devrimci hareketin maruz kaldığı güçlükler uygun hamlelerle aşılmalıdır.

Üç kıtanın sömürülen halkları arasındaki dayanışma hareketi, bu konferansta alınan kararla bir dahaki sefere Kahire’de toplanacak; bu toplantı Başkan Nasır’ın (alkışlar) çağrısı üzerine gerçekleşiyor. O tarihte aramıza daha fazla ülkenin temsilcisinin katılacağına eminiz ve bunun için elimizden geleni yapıyoruz. (alkışlar)

En yakıcı ve kritik sorunuyla başlamak gerekirse, Latin Amerika’nın en büyük sorunu Santa Domingo’nun Yanki emperyalizminin ordusu tarafından işgal edilmiş olmasıdır. Birkaç yıl içinde burada çok ciddi çarpışmalar yaşanacak. On binlerce Yanki askerinin işgali altındaki bu küçük ülkeyi uzun ve zor bir savaş bekliyor. Dominik halkı bu kavgada yalnız olmamalıdır. (alkışlar)

Amerika’nın pek çok ülkesinde devrimci silahlı mücadele için her türlü koşul hazır. Bu savaş uzun süredir Venezuela’da, Peru’da, Kolombiya’da, Guatemala’da devam ediyor. (alkışlar) Latin Amerika’da emperyalizme karşı savaşan sadece bir, iki, üç halk olmamalı.

Emperyalistler coğrafi yakınlıkları nedeniyle Latin Amerika’ya daha fazla sevkiyat yapma şansına sahipler ve burayı ellerinde tutmak için çok çaba harcayacaklar. Bu yüzden bu kıtada, diğer kıtaların hepsinden fazla birliğe ihtiyaç var. (alkışlar) Eğer emperyalistler karşılarında bir ülkeyi değil de bütün Latin Amerika ülkelerini görürlerse, devrimcileri bunu sağlayabilirlerse, bu kıtanın kurtuluş günü de gelmiş olur.

Bu kıtanın büyük savaşlara gebe olduğuna inanıyoruz. Havana Deklerasyonu’nda da belirttiğimiz gibi bu savaşın önce çelişkilerin en yoğun olarak yaşandığı yerlerde ortaya çıkacağını düşünüyoruz. Bu savaş, emperyalistlerin anayasal düzen aracılığıyla denetimi ellerinde bulundurdukları Uruguay gibi ülkelerde bile kaçınılmaz olarak başlayacaktır.

Burada halkımızın Uruguay’a yönelik sevgisini de ifade etmemiz gerekiyor. Onlar, tıpkı Venezuela halkı gibi, hükümetlerini bizimle ilişkiyi kestikleri için kitleler halinde protesto ettiler.

Evet baylar, Latin Amerika’daki sorunları ele aldığım bu bölümde birkaç gözlemimizi aktarmama izin verin. Amerikan emperyalizmi bize sadece açıktan açığa saldırmıyor, aynı zamanda daha sinsi araçları da var. yalan haber ve iftiralarla Küba devrimini karalamaya, onu Latin Amerika’nın diğer devrimci hareketlerinden ayrıymış gibi göstermeye çalışıyorlar.

Bu araçları çok iyi gösteren bir örnek var elimizde. Yoldaş Ernesto Guevara’nın ülkemizden ayrılışıyla ilgili olarak Yanki Emperyalizmi tarafından başlatılan kampanyadan bahsediyorum.

Yoldaş Guevara, bu ülkeden ve başka ülkelerden birkaç yoldaşla birlikte ülkemizden ayrıldı. Nereye gittiğini ve ne yaptıklarını sadece birkaç kişi biliyor. Emperyalistler bunu öğrenmek istiyorlar. Belli ki bilmiyorlar veya bildiklerini çok iyi saklıyorlar.

Zamanla nerede oldukları ve ne yaptıkları ortaya çıkacak.

Yoldaş Guevara bize Meksika’da katıldı. Orada, Küba’daki görevi bittikten sonra başka yerlerde yerine getirmesi gereken görevleri olduğunu söylemişti bize. Biz de hiçbir şartta ona Küba’da kalması konusunda ısrar etmeyeceğimizi söyledik.

Yoldaş Guevara ülkeyi doğal olarak gizlice terk etmeliydi.

Emperyalistler ise bu zorunluluğu karşı propaganda malzemesi olarak kullanmak istediler ve kullandılar.

Elimde bazı gazete ve dergiler var. Bunlarda çıkan bazı yazıları okuduğumda bunların nasıl emperyalistlerin maşaları haline geldiklerini göreceksiniz. İşte bir haber:

“Ernesto Guevara SSCB’den gelen emirle Castro tarafından öldürtüldü.” Bunu söyleyen Meksikalı Troçkistlerin şefi Felipe Albaguante. Che’nin ülkeyi Çin çizgisine çekmek istediği için öldürüldüğünü eklemiş.

Bu, doğal olarak Troçkistler’in aynı anda dünyanın her tarafında başlattıkları kampanyanın bir parçası. Tanınmış Troçkist teorisyen Adolfo Gil Che’nin Küba’yı Çin-Sovyet ilişkileri konusunda Fidel’le farklı düşündükleri için terkettiğini yazmış makalesinde. Che Sovyet çizgisine karşıt biçimde devrimi Latin Amerika’ya yaymak istemiş.

Aynı kişi daha önce de bir İtalyan gazetesine Küba liderliğini “Sovyet-sever” olarak nitelemiş. Beni de Che’ye ne olduğunu açıklamamakla suçluyor. Guevara Castro ve onun adamları tarafından yenilmiş güya. Che’yi iradesini kabul ettirememekle suçluyor. Politikası nedeniyle hareketsiz durumda kalan Küba devleti Dominik Cumhuriyeti’ndeki devrime açıkça destek vermemiş. Buna az sonra değineceğim.

İspanyol Troçkist dergisi BATALLA’da Ekim 1965’te çıkan sayısında şunlar yazıyor: “Che Guevara olayını kaplayan sis perdesi dağılmalıdır. Che’nin arkadaşları Castro tarafından okunan veda mektubunun sahte olduğunu düşünüyor. Kafalarda Küba liderliğinin Kremlin bürokrasisine bağlandığına ilişkin sorular var.”

Aynı tarihlerde Troçkistler’in Arjantin’deki yayın organı Che’nin öldürüldüğünü ya da Küba’da hapse atıldığını öne sürüyor. Şunları yazıyorlar: “Che, ordunun operasyon kapsamı ve örgütlenişinde Castro ile ters düştü.” Bir de Che’nin Castro’nun yanındaki, Moskova’ya bağlı, sağ kanat ordu görevlilerinden rahatsız olduğu yazılmış.

Yine de bu makaleler arasında en pislik, en ahlaksız olanı Dördüncü Enternasyonal’in Latin Amerika’daki yayın organında yazılmıştır. Bu makaleden üç paragraf okuyacağım. Şöyle başlıyor: “Bürokrasinin dünya çapındaki krizi ağırlaştı, Guevara’nın sürgün edilmesi bunun bir işareti. Guevera sürgün edileli sekiz ay oldu. Guevara ile yapılan tartışmalar sekiz ay sürdü. Bu sekiz ayı çay-kahve içerek geçirmediler tabii. Sert biçimde münakaşa ettiler, belki de tartışmalar silahlarla yapılmış, ölenler olmuştur. Guevara’yı öldürüp öldürmediklerini söyleyemeyiz. Ama onu öldürdüklerini farzetme hakkımız var.

“Guevara neden ortaya çıkmıyor? Halkın tepkisinden korktukları için yaptıklarını saklıyorlar. Ama gerçeği saklamaları da farklı bir sonuç doğurmuyor. İnsanlar soruyor: ‘Guevara neden ortaya çıkmıyor?’ Resmi olarak onu kınamıyorlar. Hatta övüyorlar bile. O halde Guevara neden insan içine çıkamıyor? Neden konuşturulmuyor? Neden Küba işçi devletini kuran ve kısa süre önceye kadar bu devletin temsilcisi olarak dünyayı gezen adam beklenmedik şekilde şunları söylüyor: ‘Küba devriminden bıktım. Gidip başka yerde devrim yapacağım.’ Bir yerlerde, neresi olduğu söylenmiyor, Che ortada yok. Aralarında görüş ayılıkları yoksa neden Che meydana çıkmıyor? Küba halkı ortada büyük bir mücadelenin olduğunu ve bu mücadelenin bitmediğini anlıyorlar.

“Guevara yalnız değildi ve yalnız değil. Guevara’ya karşı işlerin gizlice yürütülmesinin nedeni halkın onu sevmesi. Halk ona destek veriyor. Ama aynı zamanda büyük endişe de duyuyorlar. Kısa bir süre önce Küba devleti eldeki bütün silahların devlete teslim edilmesi gibi çok ciddi bir emir yayınladı. Bu emri neden yayınladıkları belli. Guevara’nın partizanlarından korkuyorlar. Bir ayaklanmadan çekiniyorlar.”

Bir başka paragraf: “Guevara’yı neden susturdular? Dördüncü Enternasyonal bu konuda bir kampanya başlatmalıdır. Guevara’nın nerede olduğunun açıklanmasını, Guevara’ya kendini savunma imkanı verilmesini ve Küba halkının bürokratik önlemler alan Küba devletine güvenmemesini talep eden bir kampanya.”

Makale devam ediyor: “Bu durum Guevara’nın ya da Guevara’yı destekleyenlerin gücünü değil, diğer işçi devletlerinde koşulların nasıl olgunlaştığını gösteriyor. Bürokrasi de bunu fark etti. Bürokrasi için Guevara’nın öldürülmesi bürokrasi için dünya devrimci hareketi için oluşacak muhtemel bir üssün yok edilmesi anlamına geliyor. Bu durum sadece Küba için değil, Latin Amerika devrimi için de bir tehlikeyi içeriyor. Guatemala da sosyalist devrim programıyla Küba’nın yanında. Fidel Castro, 13 Aralık Hareketi’ni doğrudan sosyalizm için savaşan sosyalist devrimci bir harekete dönüştürememiştir.”

Bu bayın, Dördüncü Enternasyonal liderlerinden birinin sinirli sinirli Guatemala ve 13 Aralık Hareketi’nden bahsetmesi bir tesadüf değil. Çünkü tam da bu hareket üzerinden Amerikan Emperyalizmi devrimci hareketi sulandırmak için çok sinsice taktikler izledi. Hareketin liderinin cehaleti – politik cehaleti – yüzünden emperyalizm Dördüncü Enternasyonal ajanlarını harekete sızmasını sağlayabildi, böylece Dördüncü Enternasyonal programını, şüphesiz emperyalizme hizmet eden bu programı benimsediler.

Bu nasıl oldu? Yon Sosa şüphesiz vatansever bir subaydı. Bir grup silahlı subayın hareketini yönetti. Bu hareket dağılınca, hareketin üyelerinden bazıları Domuzlar Körfezi saldırısına katıldı. Hareketin lideri politika ve tarihin derin sorunlarından o denli bihaberdi ki Troçkizmin ajanlarının – ki bunların emperyalizmin ajanları olduğu konusunda en ufak bir şüphemiz yok – bu hareketin gazetesinde dördüncü enternasyonalin programını yayınlamalarına izin verdi. Bunu yaparak Dördüncü Enternasyonal devrimci harekete karşı büyük bir suç işlemiş oldu. 13 Aralık Hareketi’ni kitlelerden kopardılar ve aptallıklarını, inançsızlıklarını harekete bulaştırdılar.

Troçkizm bir zamanlar sadece yanlış fikirleri temsil eden hatalı bir politik konumu ifade ederken ilerleyen yıllarda emperyalizm ve gericiliği kaba bir aracı olmuştur. Örneğin Güney Vietnam’da halkın çoğunluğunu içine alan geniş bir cephe oluşturuluyor, bu cephe kurtuluş hareketini emperyalizme karşı birleştiriyor. Troçkistler ise bunun saçma bir birlik olduğunu, karşı devrimci bir birlik olduğunu söylüyorlar. Emperyalizme hizmet eden bu kişiler tarihin gerçeklerine en ters düşecek sözleri devrimci harekete karşı söyleyebiliyorlar.

Neyse ki Guatemala’da devrimci hareket Sosa ile beraber hareket eden subaylardan biri olan Albay Turcios sayesinde kurtuluyor. Devrimciler 13 Aralık Hareketi’nden kopup diğer ilerici ve devrimci güçlerle birleşerek Guatemala İsyancı Silahlı Güçlerini kuruyorlar. (alkışlar)

Albay Turcios sadece baskı altındaki ülkesinin kurtuluşu için silahlı mücadelenin bayraktarlığını yapmakla kalmadı, aynı zamanda Guatemala devrimci hareketini Yanki Emperyalizmini en sinsice saldırılarından birine karşı korudu.

Yon Sosa’nın da hatalarını anlayıp Albay Tercios liderliğindeki harekete katılacağını umuyoruz.

Yoldaş Ernesto Guevara meselesine gelince, Troçkistler’in siyasal konumu Yanki emperyalizminin maşası gazete ve dergilerinin konumuyla paralel. Bütün emperyalist basın, tıpkı Troçkistler gibi Küba devriminin itibarını sarsmaya çalışıyor. Latin Amerika halklarının gözünde Küba devriminin önemini küçültmeye çalışıyorlar.

Gil adlı aynı kişi, ABD’de çıkan Monthly Review dergisinde Santo Domingo krizine ilişkin şu alçakça paragrafı yazmış:

“Krizin doruk noktasına Dominik devrimi ile ulaşıldı. Küba işçi devleti bu devrimi politikalarıyla felç etti. Devrimi açıkça desteklemedi. Küba halkında ise aktif destek verilmesi için büyük bir istek var.” Bu adam alçakça Küba devrimcilerini Dominik Devrimi’ni desteklememekle suçluyor. Hem de emperyalistlerin müdahalelerini, Küba’da yetişmiş solcuların ve komünistlerin ayaklanmaya liderlik etmesini bahane ederek meşrulaştırdıkları bir zamanda. Hem de emperyalistlerin Küba’yı Dominik Cumhuriyeti’nde meydana gelen olayları dış siyaset değil, iç siyaset olarak görmekle suçladıkları bir zamanda.

Aktif destek vermekten ne anlıyorlar acaba? Kaynakları belli olan Küba’nın Kuzey Amerika askerlerinin Santa Domingo’ya girmesini engellemesini mi bekliyorlar?

Küba’nın silahları emperyalistlerle karşılaştırıldığında çok küçük bir orana sahip. Küba’nın silahları savunmaya yönelik. Küba bu koşullar altında yapabileceği her şeyi yapmıştır. Küba’nın Santa Domingo çıkartmasını engellemesini beklemek Yankilerin Vietnam’ı bombalamasını engellememizi beklemek kadar saçma. Küba elinden geleni yapıyor ve yapacaktır. Eğer emperyalistlerden korktuğumuzu sananlar varsa nükleer saldırı tehdidi altındayken takındığımız tavrı hatırlatmak isterim. (alkışlar)

Bazı gerçeklerin açıklanmasının sakıncalı olduğu bir dönemde aptalca yalanlar ortaya atılıyor. Bununla birlikte, insanlık bir gün öğrenecek. Gerçekler ortaya çıkacak. O gün bu zavallılar Yoldaş Guevara’nın öldürülmediğini öğrenecekler. Herşeyi bütün ayrıntılarıyla öğrenecekler. Biz bunları açıkladıktan sonra en büyük provokatörler bile, emperyalistlere doksan mil uzaklıktaki ülkemizin diğer ülkelerle dayanışma içinde olmadığını söyleyemeyecek.

Küba’nın düşmana yönelik tavrının da katkısıyla bu kıtada büyük devrimler olacak. Küba’nın silah altına alacağı milyonlarca kişi bulunmasa da, termonükleer silahlarımız olmasa da, sonsuz insanımız, sonsuz silahımız olmasa da sonsuz onurumuz var. Tarih bizim adımızı yazacak, emperyalistlerin maşası olmuş Troçkist komplocularınkini değil.

(Fidel  Castro’nun 1966 Tricontinental Konferansı kapanış konuşmasından Stalin Arşivi tarafından özetlenerek Türkçeleştirilmiştir)

Menu