18
Çrş, Tem

Edebiyat ( Türkiye )

Büyüyüp, çocukluğu bir anılar toplamı olarak geride bırakınca o ulaşılması olanaksız geçmişimizi ancak çocuklara ya da onlara yönelik olan şeylere dokunarak, hakikatte olmasa bile, bir parça yaşama olanağına kavuşabiliyoruz. Kendi çocukluğumuzu artık kaybetmiş olsak da yaşamda kendini bir çirkinlik olarak gösteren sahteliğe, iki yüzlülüğe karşı çocuk masumiyetinin yeryüzüne yeniden çağırılması yaşamsal bir önem taşıyor.

Arzu Demirel Birinci’nin yazdığı “Vikvik merve ile Cik cik Necmi” adlı çocuk kitabını sık sık iç geçirerek,yaşamın bu en güzel dönemineözlem duyarak okudum. İlk çocukluk günlerimi geçirdiğim bahçeli evi hatırlıyorum. Bahçesinde kocaman hurma ağaçları olan,ortasında bir kuyu bulunan evi özlüyorum şimdi. Bu kitabı bir çocuk olarak okuma şansına sahip olamadığım için üzülüyorum. Bir çocuğun o dolaysız, var olanı olduğu gibi kendi oyun alanına çağırabilen kavrayışıyla bir başka tadı olurdu bu kitabın eminim..

Şanslı çocuklar, kitabı okumaya başlayınca aynen kendileri gibi her şeyden eğlence çıkarabilen özgür çocuk kahramanları tanıma fırsatı bulacaklar. O kahramanlar ki kâh bir korku tünelinin kâşifi olurlar kâh Melahat teyzenin bahçesine girip civciv olurlar. Sokağa atılmış bir eski koltuk sihirli bir araca dönebilir onların yaratıcı çocuk dünyalarında.

Kitabın kahramanları iki afacan, akıllı çocuk birinin ismi Merve diğerinin ki ise Necmi. Bu ikisi çok iyi arkadaşlar. Zaten oyun dendi mi, yaramazlık dendi mi  bunlar tek başına  yapılacak şeyler değil. İllaki bir arkadaşa gereksinim duyarız. Hele ki Merve ile Necmi gibi içtikleri su ayrı gitmeyen iki kişiysek bu yaramazlıklar bir neşe kaynağına dönüşür.

Her şeyin betonlaştığı, sanallaştığı bir dünyada samimiyet ve hakikat  neredeyse yalnızca çocukların dünyasında yaşıyor. Hayat ancak sokakta yaşanabiliyorken evlere, televizyon, bilgisayar başına hapsedilen insanlar olarak yarım bir yaşamı soluyup duruyoruz. İşte tam bu noktada, Merve ve Necmi’nin hayatı tüm naifliğiyle bize olması gerekeni gösteriyor.

Merve ve Necmi bizi çocukluğun samimiyetine, yaratıcılığına çağırıyorlar. Bizde aynen onlar gibi kendi dünyalarımızda kendimiz olarak var olabilmenin -belki bizim gerçeğimizde kaybedilmiş bir düş olsa da- hayalini kurmaya başlayabiliriz.

Menu