17
Sal, Tem

Felsefe (Genel)

Doğu halklarında metafizik düşüncenin günümüze kadar ağır bastığı açıkça görülmektedir. Eski doğu felsefesinin en temel özelliği durağan (statik) ve değişmez bir dünya görüşüne dayanmış olmasıdır. Çinliler ve Hintliler eşyanın özünü, yani cevherini hiç değişmeyen ve kendi kendine özdeş olan bir şey olarak görürler.

Çin felsefesinde birde karşıtlıklar ilkesinden bahsedilir. Çinliler dünyanın kuruluşunda bir takım ikilikler ve karşıtlıklar olduğunu kavramışlardır. Mesela Çinliler gökyüzünü doğurtucu bir erkek yeryüzünü de yani toprağı da doğurgan bir dişi olarak görüyorlardı.
Eski İran felsefesinde karşıtlıklar arasında bir çatışma ve savaş olduğunu görüyoruz. Bu anlayışa göre evrendeki herşey iki kategoriye ayrılmış, bir tarafta ışık ilkesinin yönelttiği iyilik diğer tarafta kötülük ilkesinin yönettiği kötülük.

Yunan Düşüncesinde Diyalektik

Yunan felsefesinde daha başlangıcından beri çocukça ve basit biçimde de olsa diyalektikten, oluş ve değişme kavramlarını dile getirerek bahsedildiğini duyarız.

Herakleitos

Milattan önce 535–475 yaşadığı sanılan Heraklietos Efesli bir aristokratın oğludur. Kendisi bir ayaklanmaya katılmış ve başarısızlığı üzerine Artemis tapınağına kapanarak Dünya ile ilgisini kesmiştir.
Heraklietos insanı bir nesne olarak ilk defa ele almıştır. Ve ben kendimi alıyorum demiştir. Heraklietos’a göre evrendeki herşey değişikliğe uğrar. Bozulmayan hiçbir şey yoktur. Aynı ırmağa iki kez giremezsin. Çünkü her seferinde geçen başka bir sudur.
İnsan ruhu da son derece incelmiş ve arınmış bir ateş unsurudur. Kuru akıl daha bilge daha akıllıdır. Rutubet ruhun ateşini kararttığı zaman akıl gücünü kaybeder. Sarhoşluk bu durumun en iyi örneğidir.

Zenon

Aristoteles’e göre diyalektiğin babası Heraklitos değil Elealı Zenondur. Zenonun diyalektiği özdeşlik ve negatiflik ilkesi üzerine dayanır. Zenon sadece varlığın varolduğunu ve varolmayanın varolmadığını ileri sürer. Zenona göre evrende gördüğümüz çokluk ve çeşitlilik aslında özle ilintisi olmayan temelsiz görünüşlerdir.
Zenon hareketin imkânsızlığını göstermek için çeşitli örnekler vermiştir. Atılan bir ok hedefine varabilmek için ardaki bütün noktalarda ayrı ayrı bulunmak zorundadır. Bulunmak durmak demek olduğuna göre ok bütün uçuş süresince duruyor demektir.

Sofistler

Sofistler genel problemlerden uzaklaşıp düşüncesi iradesi ve duygusal hayatı ile insanın kendisini incelemeye çalışmışlardır.

Socrates

Sokrates geleneklere saygı duymamakta ve devrimci bir çizgi çizmektedir. Sokratesin bütün ustalığı sanki bilmiyormuş gibi yaparak kendi düşündüğünü saklamasında ve başkalarından bir şeyler öğrenmek istiyormuş gibi yapmasında yatmaktadır. Sokrates yönteminin amacı problemi çözmek değil gerektiği gibi ortaya koymaktır. Kabul ettirmek değil problemi aydınlatmaktır.

Platon

Milattan önce 427–327 yıllarında yaşamıştır. Bilimsel yöntemini insana bağlı olmaktan kurtarmak istiyordu. Araştırmanın her türlüsünün beyhude olduğunu dile getirmiştir. Bunuda şu şekilde izah etmiştir. Aradığım her hangi bir şeyi ya önceden biliyorumdur ,(bu durumda araştırmama gerek kalmaz) ya da araştırdığım şey hakkında hiç bir şey bilmiyorumdur. Bu durumda da herhangi bir şey öğrenmeme imkân yoktur. Çünkü araştırmayı nasıl yapmam gerektiğini bilemem. Demek ki bilimin değeri olmadığı gibi başarıya ulaşma şansıda yoktur.

Aristoteles

M-Ö (384–322) Aristoteles bir gençlik yapıtı olan Topiklerde diyalektikten etraflıca söz eder. Bu kitabın amacı muhtemel öncüllerden kalkarak ileri sürülen her problem üzerine kanıtlama yapmamız ve bir kanıt ileri sürdüğümüz zaman bu kanıta karşı her hangi bir şey söylemekten kaçınmamızı sağlayan bir yöntem bulmaktır.

Ortaçağda Diyalektik

Hristiyanlık bir felsefe değil dindir. Bununla beraber tanrı sözü( vahiy ) felsefeyi gereksiz hale getirmemiştir. Kecskes bu durumu açıklamak için iki tana durum ileri sürüyor.
1-İnsan oğlunun inandığı şeyi anlamaya ve onu düşünce yoluyla geliştirmeye çalışması doğaldır. Bu durumda felsefe gerekli bir şeydir. Çünkü imanı anlamak ve kavramak ancak felsefenin sağladığı kavramlarla kabildir.
2-Hristiyanlığın felsefe akımlarına başvurması gerekli idi. Çünkü puta tapar Dünya bu dine felsefenin silahları ile saldırıyordu.
Aslında felsefe silahını kullanarak savunmaya girişmek bu dine gerçekten inanmış olanların duyduğu bir zorunluluktu. Çünkü tanrı sözü bir apaçıklık olma niteliğini kaybedince onu akıl yoluyla haklı çıkarmak ihtiyacı duyulmaya başlanmıştı. Ama akıl yoluyla haklı çıkarmaya çalışmak bile tanrı sözüne bir hakaretti. Çünkü tanrı sözünün gerçekten tanrı sözü olabilmesi için herhangi bir koşula bağlı olmayan mutlak bir şey olması gerekiyordu.

Pierra Abelard

Abelardın en önemli özelliği bir problemin bütün yönlerini ele almasından kaynaklanır. Fakat sonucu daha çok okuyucuya bırakır. Eğer abelard nihai sonuçları kendisi çıkarmış olsa idi yaptığı iş bu kadar önem arzetmezdi.

Eckhart

Eckhart, tanrıda üç tanrısal kişi ile tanrısal özü bir birinden ayırmaktadır. Tanrısal öz yaratıcı doğadır. Oysa tanrısal beliriş yaratılmış doğadır. Her şey tanrıdan çıkar ve kendi özüne dönmek isteği ile tanrıya döner. İlahiyatın üçlü gücü ilahiyatın kutsal üçlemine tekabül eder. Yani akıl, oğul irade kutsal ruh , hafızada babadır. Tanrı benden vaz geçemez. Çünkü ben olmasaydım o da olmayacaktı.

Nicolaus Cusanus

Bu filozof bilginin üç derecesi olduğunu savunur.
1-Duyular ve hayal gücü 2- Akıl 3- Zekâ
Akıl ile hakikat arasındaki ilişki çokgen iki daire arasındaki ilişkiye benzer. Kenarların sayısı arttıkça çokgenin daireye yaklaştığını görürüz. Ama çokgen hiçbir zaman daire haline gelemez. Demek ki bilginin en üst derecesi kavramlar yoluyla elde edilemez. Ama bütünsel bilgiye ulaştıran bir bilme biçim,de vardır. Bu zihinsel görüdür. Zihinsel görü gerçekten bir ruh halidir. Bir bakıma duyuların sağladığı bilgiden ayrılır. Çünkü bilgi kavramsız bir bilgi değil kavram ötesi bir bilgidir.

Klasik Alman Felsefesinde Diyalektik

Kant

Kantın düşünceleri kendinden sonraki bir çok alman filozofona temel olmuştur. Kendinden sonra yazılan eserler ona bir cevap niteliğinde olmuştur. Kant bilgi hakkında ; insanoğlu düşüncenin birleştirici gücü ve somut sezgi tarafından ortaya konulan bilginin dışında herhangi çeşitten başka bir şey elde edemez demektedir. Ayrıca, kant insan zekası ile ve bir vergi olarak belli şeylere ulaşabilir demiştir.

Goethe

Alman felsefesinde diyalektik düşüncenin önem kazanması ve etkileyici hale gelmesi Goethe ile başlar. Goethe kavramak istediğimiz varlıkları parçalara ayırmadan ve canlı halde, organik yapıları içinde ele almamız gerektiğini söyler.

Fichte

Fichte; Fransa’da olduğu gibi iktidara devrimle gelmeyen en önemli noktalara yavaş yavaş sızarak derbeyler ve kilise ile uzlaşma yoluna giden alman brujuvazisinin sözcüsü durumunda idi. Yani kilit noktalarını hissettirmeden ele geçiren sınıfın iktidarını temellendirecek bir felsefe yapmak durumunda idi.

Hegel

Hegel kendinden önceki düşünürlerin birikimlerini bir araya getirip onlardan istifade etmiştir. Hegel yazılarında aynı diyalektik düşünceye esas olan temellerden bahsetmiştir.

Diyalektiğin İdealist Temelleri

1- Bütünsellik ilkesi 2-Oluş ilkesi 3-Çelişki ilkesi 4-Niteliksel değişme ilkesi
Bütünsellik ilkesi diyalektik düşüncenin en kapsamlı düşüncesidir. Bu ilke en geniş anlamıyla herhangi bir şeyin tek başına ve içinde bulunduğu bütünden ayrı olarak ele alındığı zaman kavranamayacağını ileri sürmektir.
Oluş ilkesine göre evren sürekli bir oluş halindedir. Hiçbir unsuru değişmiyor yada hareket etmiyor gibi ele alamayız. Evren sonu gelmez bir harekettir. Oluş ne kendinden,varlık ne de hiçliktir.
Hegel çelişkiyi şu şekilde açıklar. Herhangi bir şey anlaşılır hale gelmek için kendi karşıtından geçmek zorundadır. Herşey başka bir şeye nispetle tanımlanabilir. Herhangi bir şeyin anlaşılır olabilmesi için bu şeyin karşıtı olan şeyde düşünülmelidir.
Niteliksel değişme ilkesini bir örnekle anlatabiliriz. Oksijenin belli oranlarda birleşmeleri yeni bir cismi yani suyu ortaya çıkarır. Bu yeni cismin nitelikleri oksijenle hidrojenin özellikleri bir araya getirilerek oluşturulamaz. Yani bu yeni maddenin niteliklerini oksijen ve hidrojenin niteliklerinden çıkarsayamayız. Burada söz konusu olan niteliksel bir değişmedir.

Çağdaş Bilimde Diyalektik

MANEVİ BİLİMLERDE
Bu bilimin temelinde psikoloji vardır. Burada eleştiride bulunan bizzat nesnenin kendisidir. Bir kişi hem hakim hem de savcı olamaz. Özne işin içine girdiğinde nesnellikten söz etmek çok zor olur. Buna en çarpıcı örneği gazete haberlerinden verebiliriz. Aynı olayı iki farklı düşünceye sahip yazarlardan dinlediğimizde sanki farklı bir olayın aktarıldığı kanısına kapılırız.

FİZİKSEL BİLİMLERDE
Bu gün gelinen nokta ile bundan birkaç yüzyıl önceki ulaşılan hedefler bakımından çok fark vardır. Fiziki bilimlerde diyalektiği belli yerlere oturtmak pek mümkün değildir. Eski insanların herhangi bir ölçüm araçları olmadan ortaya koydukları kanunlar elbette bugün geçerli olamaz.

MATEMATİKTE
Matematikte diğer bilimlere nispeten bazı şeyler oturmuştur. Matematikte eski kazanılan bilgiler değerlerini hala korumaktadırlar. Matematiğin inceleme alanı akıl ile ispat edilebilecek şeylerdir. İnsandan insana değişmez.

***

Selahaddin HİLAV Kimdir?

Selahattin Hilav, 1928 yılında İstanbul'da doğdu.İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümün'den mezun olduktan sonra, Fransa'da Sarnbonne ve İşçi üniversiteleri'nde okudu.Ardından felsefe çalışmalarını kesintisiz sürdürdü. Babası Iran Kürt'lerinden Istanbul'a göç etmiş ve sonradan Hilav soyadını almış olan Muhammed Mihri Bey'dir.

Felsefeci, çevirmen ve denemeci olarak tanındı.Yazko Felsefe Dergisi'nde yöneticilik yaptı.Felsefe yazılarının yanı sıra edebiyat üzerine yazılar da yayımladı.Türkiye'de felsefenin ve birçok kuramsal konunun anlaşılmasında ve öğrenilmesinde açıklayıcı yazılarıyla öncülük etti. Selahattin Hilav,12 Mayıs 2005 tarihinde yine İstanbul'da öldü.

Aydınlanmacı felsefe'nin ve Marksizm'in Türkiye'de kuramsal olarak anlaşılmasında önemli katkıları oldu.Yabancılaşma kavramı başta olmak üzere, Asya tipi üretim tarzı, şeyleşme gibi pek çok marksist kavramın bu şekilde Türkçe'ye girmesini sağladı.Öte yandan varoluşçuluk'un hem edebiyat hem de felsefi olarak Türkiye'ye girmesine katkıda bulundu.Sartre'ın Bulantı'sını, Arthur Schopenhauer'un Aşkın Metafiziği'ni, Foucault'nun Bu Bir Pipo Değildir'ini çevirdi.
Kitapları

* Gerçeküstücülük (1962),
* Diyalektik Düşüncenin Tarihi (1966)
* Felsefe El Kitapları(1970)
* Edebiyat Yazıları,Yapı Kredi Yayınları
* Felsefe Yazıları, Yapı Kredi Yayınları.
* 100 Soruda Felsefe", K Kitaplığı

Menu