Felsefe (Genel)

‘’Materyalizm ve Devrim ‘’ yazısını Sartre ,Budapeşte krizinden on yıl önce yazmıştı.İlk basım ‘’Les Temps Modernes’’ dergisinin Haziran-Temmuz 1946 sayısında görüldü.Bu yazı Sartre’ın o zamanki tutumu ile şimdiki arasında ne büyük fark olduğunu daha iyi belirtir.Intelligenstia de Cafe Fore ile genç ekzistansiyalizm ile komünizmi birbirinden kesin olarak ayıran parlak felsefi bir operasyon diye selamladılar.Ününü Lettres Françaises ve Action gibi haftalılardaki hizmetlerinden daha çok ,hürriyet felsefesine borçlu olan Sartre , bu yazısıyla nihayet asıl düşünsel çıkış noktasına geri dönüyor ,Existance felsefesinin Marksist toplum öğretisi olmadığını beirtiyordu.Sartre’ın Marks’tan önce Kierkegaard ‘ı ve Marks ile birlikte de Heidegger ‘i tanımış olduğu bu yazıdan açıkça belli olmaktadır.Devrimci bir davranışla özgür karar veren tek kişiden (bireyden) söz etiği Deneme’de Sartre,Marksist öğretinin kurtuluş vaadine inanmaktaydı.Tarihsel materyalizmin bilim devinin üstünden öfke ile örtüsünü çekiyor,öğretisinin metafizik karakterini insafsıca belirtiyordu:’’Şimdi anlıyorum ki Materyalizm ,Pozitivizm postuna bürünmüş bir metafizik olup,bu sıfatla kendini yıkmak zorundadır,çünkü metafiziği yıkmakla kendi iddiaları için yer bırakmamaktadır.’’

Deneme bir öğreti olarak komünizmi reddetmekle solcu devrimciye eksiztansiyalist bir tip olarak beğenir ve tutar ,çünkü Sartre ‘a göre devrimci devrimci olmak için de ‘’Materyalizmin mitine muhtaç değildir’’.Onun gerçekten muhtaç olduğu öyle bir felsefe teorisidir ki ona’’İnsan gerçeğinin eylemden ibaret olduğunu ,şu dünyada eylem halinde bulunmanın sonu olduğu gibi anlamak demek olduğunu söylesin;bir başka deyişle :Eylem hem gerçeğin meydana çıkması hem de değiştirilmesi demektir.’’

Aktif bir devrimci için ‘’Tanrısız Ekzistansiyalizm ‘’den daha elverişli bir felsefe biçimi olamaz:Devrimci ,Sartre’ın öğretisinde aradığı her şeyi bulur,bulduğu için de bunamış tarihsel materyalizm mitini kolayca yabana atabilir.Sartre ,felsefesinin temel yargılarından olan’’varlığın raslantı ,dünyanın abes’’olduğu tezinden devrimci için bir gerekçe,bir hakça çıkarark ‘’insanlar eliyle kurulan kolektif düzenlerin her biri yerini bir sonrakine bırakarak çekilecektir’’ der:Aktüel durumunu kavramak ive bu durumdan bir yenisi uğruna sıyrılıp çıkmak yeteneği insanoğlu için hürriyet denen şey işte budur,durum değiştirme yolundaki bu özel eğilimdir.Bu nokta çok önemlidir, zira ‘’varlığın serbest hareketi’’fikri oldukça soyut iken bu sayede et ve kan kazanıp canlanır,elle tutulur bir şey olur.Artık kolayca anlaşılır ki,’’Eylem halinde bulunmak demek dünyanın çehresini değiştirmek demektir’’sözüyle kastedilen devrimci harekettir.Devrimci hareket ,biricik harekettir.İşte o kadar!

İş bu kerteye gelince eski Cafe Flore’un mantık sahibi ekzistansiyalistleri birbirine bakıştılar:Bu ne demek oluyordu?’’Varlığın sınırsız özgürlüğü,hürriyet için hürriyet diye tanımlandığında insana engin bir sarhoşluk duygusu veren Varoluş felsefesi şimdi birdenbire özel,bağıl bir şey oluyor,daralıp alçalıyordu:Şu halde, her şey ancak politik ortam ,tarih,toplum ,sistem çerçevesinde bir hürriyet demekti;oysa Kierkegaard vaktiyle kişiyi,bireyi işte bu çerçeveden kurtarıp ,’’Existance’’a kavuşturmak istemişti.Devrimci eylem bu gidişle devrimciyi nereye götürür,diye sorup sonunda vardıkları cevap sanıldığından daha sıkıcı ve daraltıcı gözüküyordu.:Hegel’cilik hortlamıştı!Özgürlüğün gelişmesi demek meğer tarihin gelişmesi demekmiş;daha da sosyalizm devrimci insanoğluna kendi kanununu kendisi bulmak hakkını tanır:Onun hümanizminin de sosyalizminin de temeli budur:O hiç düşünmez ki sosyalizm ,tarihin bir dönemeç noktasında onu beklemektedir(…)

O bilir ki sosyalizmi kendisi yaratacaktır(…)Sosyalizm bu anlamda ağır ağır,emekleye emekleye yaklaşması , insanın ancak tarih içinde ve tarih sayesinde hür olduğunun doğrulanmasıdır.’’Demek ki devrim ile ilerleme bir ve aynı şeydir.’’Tanrısız Ekzistansiyalizm’’kendini böylece o ilerlemenin felsefesi olarak sunuş ve her şeyin bir ‘’sosyalist cumhuriyet ‘’yolunda yürümekte olduğunu söylemiş oluyordu.Bu dünyada her şey raslantı ve abesten ibarettiyse de bir anlamı vardı:Sartre ,Kierkegeard’ın hürriyet ve medium’unda titanca başkaldırmış olan bu büyük düşünür hürriyet felsefesini şimdi olayların gidişine uydurursa geriye ondan ne kalırdı?Geriye tarih kalırdı,geriye insan özgürlüğünün doğrulanışı olarak ‘’zahmetle ve yavaş yavaş yaklaşan bir sosyalizm’’kalırdı.! Varolan’ı serbest eylemi,yeni bir toplum düzeninin hizmetinde politik amaçlı bir görev olup çıkıyordu:Bu Deneme’yi okuyan ,tek bir kişinin özgür davranışıyla hangi anlamda bütün insanlığı bağladığını anlamakta artık güçlük çekmezdi: Hümanizm yazısında söylendiği gibi devrimci aktör ancak sosyalist komünist bir toplum düzeni için kanun koyucu olabilirdi.Ruhları ürkütüp kaçıştıran bir şey olmuş,Tanrı, ahret ve fizikötesi silinip gitmişti.Gitsin,ama gökkubbe çöktükten sonra bu felsefe onun yerine amansız bir metafiziği koyarak her olup biteni onunla haklı gösteriyor,devrim yolunda ve ruhunda olmak şartıyla terörü ve yığınla insan kırmayı bile yasal meşru kılıyordu.Hırıstiyanlığın Üç birliği yıkılmış yerine diyalektik Marksizmininki konmuştu: Kapitalizm Proleterya diktatörlüğü-sınıfsız toplum ve herkese eşit mutluluk!Şimdi ,diyalektik oyunun ikinci perdesinde,gözyaşı ve kan akıtılmaktan sakınılmıyorsa,bütün bunlar ‘’sosyalizmin zahmetli ve yavaş yavaş geliş’’uğruna ,sınıfsız toplumun doğuşu uğruna göze alınmalıydı’

Dostluklar bozuluyor,yazı işleri şef değiştiriyordu.1952’de Sartre ile Camus’nün bozuşması devrim anlamı üstünde baş gösteren anlaşmazlıktan ileri gelmişti.’’Ayaklanan İnsan’’ yazısında Camus,kanıtlamaya çalıştı ki;içinde yaşadığımız Nihilizm çağında bütün mantık sonuçları savaşa,yoğun halde insan kırımına ve baskı rejimine götürüyordu:Sınırlarına dek felsefe ışıldağına tutulup pratik alana aktarılacak olan ‘’ayaklanış’’ muhakkak bir gün,uğruna savaşılan hürriyetin tam aksine ulaştıracaktı.Albert Camus’nün bu esaslı yazısı Fransa’da olduğu gibi hür dünyanın başka yerlerinde de alkışla karşılandı.Ama Sartre ,aynı fikirde değildi;başlıca itiraz ve direnme onun dergisi’’Les Temps Modernes’’den geldi.Ona göre Camus ‘nün Marksizm ve Leninizm üstüne eleştirisi ‘’objectiv reaktionar’’idi. Bu iki değerli aydının o zamana kadar koşut giden yolları,artık ayrı yönlere sapıyordu:politik sola göre Camus orada,ayaklanmayı ,isyanı,hürriyetin kişisel bir eylemi olarak devrimden ayırmaktadır:’’Devrim başlangıcını ideden ,ilkeden alır;o tarihse deneye ide’nin sokulması demektir.Ayaklanma ise tek kişinin deneyden ide’ye doğru harekettir.’’Camus diyalektik üçleme inanmaz ve herkese eşit mutluluk düşüncesini iteler:’’1789 ‘da ortaya çıkan toplum ise dünyaya egemen olmak ister.Toptancı devrim insanlığı ise böyle dünya egemenliği fikrine götürürken(…)isyan eden,ayaklanan,kendini SEZAR gibi tanrılaştırmaktan başka bir şey düşünmez:Devrimde söz konusu olan ,Nietzsche’nin yaptığı gibi ,soyu,türü tanrılaştırmak, Übermencsh idealini gerçekleştirmek isteyerek herkesin kurtuluşunu bu yoldan sağlamaktır. İvan Karamazof’un adadığı gibi:Meczuplar ilk defa sahneye çıkarak ağzımızın bir sırrını sembolleştirirler:Akıl ve erk istemi’nin özdeşliğini!Tanrı ölmüştür,şimdi dünyayı insan gücüyle değiştirmek ve örgütlemek gerek.İlenip lanet okumanın artık gücü kalmamıştır,elde silah her şeyi zaptetmektir.Devrim ,özelliklekendine materyalist diyen ,azgın bir metafizik Haçlı seferinden başka bir şey değildir.!’’

Arkasının nasıl geldiği malum.Sartre ,dergisinde kendini savundu.Sinirli ve küçümseyen bir tonla:’’Güzel ruhlar cumhuriyetinin kendisini başsavcılığa atamış olup olmadığını ‘’Camus’den sordu.Camus’nün kitabını sıkı bir elekten geçirdikten sonra proleteryanın ve geniş halk yığınlarının biricik kurtuluş umudunun komünizmde olduğunu tekrarladı:’’Komünizm’’dedi,’’şimdi hiç sayılanların insan olmalarını sağlayan bir düzen kurmak için ileri sürülen biricik tutarlı denemedir.

Sartre’ın ‘’Materyalizm ve Devrim ’’ yazısında hakikatle devrimi bir tutmasına karşılık Camus,hakikatin her zaman başarı kazanan tarafta olmadığını söylüyordu.

Alman Çevirmen Walter Schmiele'nin Son sözü ,III
Kaynak:Özgür olmak-Antisemit'in Portresi-Jean Paul Sartre
syf,130-131-133-134

Menu