18
Çrş, Tem

Friedrich Wilhelm NİETZSCHE

Bak, bu zehirli örümceğin mağarasıdır.Örümceğin kendisini görmek ister misin?. İşte asılı ağı: Dokun ona titresin.

İşte kendi isteğiyle geliyor. Hoş geldin örümcek!. Üçgenin ve simgen kara kara duruyor sırtında. Ben senin gönlündekini de bilirim.

Öç var senin gönlünde : Isırdığın yer kara kabuk bağlar, zehirin gönle baş dönmesi verir öcüyle!

Böyle sesleniyorum size benzetme diliyle. Ey gönle baş dönmesi verenler, ey eşitsizlik vaizleri! Siz zehirli örümceklersiniz bence. Gizli gizli kin besleyenlersiniz!

Ama sizin saklandığınız yerleri yakında ışığa çıkaracağım. Bunun için doruklar gülüşümle gülüyorum yüzünüze karşı.

Bunun için koparıyorum ağınızı, öfkenizi sizi yalan-mağaranızdan dışarı uğratsın diye. Öcünüz “doğruluk” sözünüzün arkasından ileri sıçrasın diye.

Çünkü insanın öç den kurtarılması, bence en yüksek umuda köprü budur. Uzun fırtınalardan sonraki gökkuşağı budur işte.

Ama zehirli örümcekler, başka türlü olsun isterler. “Dünyanın öcümüzün fırtınalarıyla dolması, doğruluğun ta kendisi olsun…” böyle konuşurlar birbirleriyle.

“Bize benzemeyenlere karşı öç ve alçaklama kullanacağız…” böyle sözleşir örümcek yürekleri.

Ve “eşitlik istemi” erdemin adı bu olacak bundan böyle, ve gücü olan her şeye karşı haykıracağız!

Ey, eşitlik vaizleri, yetersizliğin zorba çılgınlığı “eşitlik” uğruna böyle haykırıyor sizde. En gizli zorba özlemleriniz, erdem sözlerinin kılığına böyle giriyor işte!

İncinmiş büyüklenme ve saklanmış kıskançlık, belki de babalarınızın büyüklenmesi ve kıskançlığı. Bunlar bir yalım ve kin çılgınlığı gibi kopar sizden.

Babanın gizlediği şey, oğulda açığa çıkar. Babanın açıklanmış sırrını buldum oğulda sık sık.

Esinli kişilere benzer onlar. Fakat onları esinleyen yürek değil, kindir. Ve inceldikleri, soğuklaştıkları zaman, ruh değildir onları incelten ve soğuklaştıran. Kıskançlıktır…

Kıskançlıkları, düşürürler yoluna da yöneltir onları. Kıskançlıklarının belirtisi de şudur: Hep fazla ileri giderler. Öyle ki yorgunlukları, en sonu, karda uyumak zorunda kalır.

Kin çınlar bütün yakınmalarında, bütün övgülerinde kötü niyet vardır. Ve yargıçlık onlarca mutluluktur.

Ama şunu salık veririm size, dostlarım. Cezalandırma eğilimi güçlü olanların hiçbirine güvenmeyin!

Bunlar soyu sopu bozuk kişilerdir. Cellat ve av köpeği bakar suratlarından.

Doğruluktan çok söz edenlere güvenmeyin! Gerçek, gönüllerinde eksik olan bal değildir yalnız.

Kendilerine “iyiler ve doğrular” dedikleri zaman unutmayın. Ferisi olmaları için hiçbir eksikleri yoktur, güçten başka!

Dostlarım, başkalarıyla karıştırılmak, başkaları yerine konmak istemem.

Benim hayat öğretimi vazedenler var. Onlar aynı zaman da eşitlik vaizidirler. Zehirli örümcektirler.

Hayata sırtlarını çevirip mağaralarında otursalar da, bu zehirli örümcekler hayatı överler. Ama zarar vermek için yaparlar bunu.

Şimdi gücü olanlara zarar vermek isterler. Daha ölüm vaazı en çok onları yadırgamaz da ondan.

Öyle olmasaydı zehirli örümcekler başka türlü öğretirlerdi. Kendileri eskiden, dünyaya en çok kara çalanlardı, aykırı inançlıkları yakanlardı.

Bu eşitlik vaizleriyle karıştırılmak, onların yerine konmak istemem ben. Çünkü doğruluk şöyle der bana: “İnsanlar eşit değildirler…”

Eşit olmamalıdırlar da! Başka türlü konuşursam üst insana sevgim nerde kalır benim?

Binlerce köprü ve yol üstünde koşuşmalıdırlar ve geleceğe, ve hep daha çok savaş ve eşitsizlik olmalıdır insanlar arasında. Bana böyle dedirtir ulu sevgim!

Görüntüler ve hayaletler yaratmalıdırlar düşmanlıklarında. Bu görüntüler ve hayaletlerle birbirlerine karşı en yüksek savaşa girişmelidirler daha!

İyi ile kötü, zengin ile yoksul, yüksek ile alçak, ve bütün değerlerin adları, silahlar olsun, çın çın öten simgeler olsun bunlar, hayat kendini atletsin, yine yine atletsin diye hep!

Sütun sütun, basamak basamak yükseğe kurmak ister kendini, hayat kendini: Geniş uzaklıklara bakmak ister, ta mutlu güzelliklere doğru. Bundandır yükseği gereksinmesi!

Ve yükseği gereksindiğinden, basamaklar ister, basamaklar çıkanlar arasında çelişme ister!Ağmak ister hayat. Ağarken alt etmek ister kendini.

Hele bakın dostlarım! Burada şu zehirli örümcek mağarasının olduğu yerde, eski bir tapınağın yıkıntıları yükselir. Aydın gözlerle bakın ona!

Gerçek, burada düşüncelerini bir zamanlar böyle taş taş yükselten, bütün hayatın sırrını en bilge kişiler kadar biliyordu!

Güzellikte bile uğraşma ve eşitsizlik, erk ve üstünlük uğruna savaş olduğunu, bunu öğretiyor o bize burada, en açık benzetmeceyle.

Bu güreşte kubbeyle kemer nasıl tanrıca direniyor birbirlerine. Işık ve gölgeyle nasıl karşı koyuyorlar birbirine, bu tanrıca karşı koyanlar.

Böyle sağlam ve güzel, düşmanlar olalım biz de dostlarım! Tanrıca karşı koyalım birbirimize!

Ah, işte ısırdı beni, eski düşmanım zehirli örümcek! Tanrıca sağlam ve güzel parmağımdan ısırdı!

Ceza ve doğruluk olmalı. Böyle düşünür o. Burada boş yere türkü söylemesin düşmanlık şerefine!

Evet öcünü aldı. Ah öçle gönlümü de sersemletecek şimdi!

Fakat başımın dönmemesi için, dostlarım beni şu sütuna sımsıkı bağlayın! Kin çevrintisi olmaktansa, sütun ermişi olurum daha iyi!

Gerçek, ne hortum, ne kasırgadır Zerdüşt. Hora tepen biriyse de, hiç mi hiç örümcek horancası değildir!...

Böyle buyurdu Zerdüşt…

Menu