Friedrich Wilhelm NİETZSCHE

Nietzsche, felsefe tarihinin kuşkusuz en ilginç kişiliklerinden birisidir.  Kullanmış  olduğu  dilin şiirselliği, güçlü  retoriği ve  (görünüşte)  radikalliği, hemen herkesi ona hayran kılıyor. Son derece garip bir olgudur; ondan aynı zamanda hem muhafazakârlar medet umuyor hem de birçok ilerici özgürlük arayışları için ona ilham kaynağı olarak bakıyor.

Irvin D. Yalom‟un Nietzsche Ağladığında  adlı  romanıyla Nietzsche  artık  sadece  felsefeyle ilgilenenler tarafından bilinen bir isim olmaktan çıktı ve belki de Nietzsche‟nin kim olduğunu bile doğru dürüst bilmeyen insanlar arasındaki  sokak sohbetlerine  dahi  konu  olmaya  başladı. Yalom‟un romanından uyarlanan aynı adlı film de buna ayrıca ivme katmıştır kuşkusuz. Zira film internette bedava sunulmaktadır. Akademik dünyanın değişik alanlarında aynı zamanda hem sağcı hem solcu birçok akademisyen için bir nevi  bir  umut  taşıyıcısıdır Nietzsche. Kimdi Nietzsche, neydi öğretisi,  herkeste retoriğinden ve görünüşte radikalliğinden hayranlık uyandıran değişik eserlerini nasıl yorumlayacağız, felsefe tarihinde bir yer hak ediyor mu, ediyorsa nasıl bir yer hak ediyor?

Urbino Üniversitesi‟nde felsefe dersleri veren  İtalyan düşünürü  ve  felsefe  tarihçisi Domenico Losurdo,  Nietzsche: Aristokrat İsyankâr  adlı  klasik bir eser olmaya aday  iki ciltlik (yakinen bin sayfalık) kitabında bu ve benzeri sorulara yanıt vermeye çalışıyor. Kitap, 2002 yılında ilk olarak İtalyanca yayınlanmıştır. Geçtiğimiz yıl aynı zamanda Almanya‟da ve Brezilya‟da yayıma sürülen kitabın önümüzdeki günlerde İngilizce baskısı da çıkacaktır. Yazar, kitabın değişik dillerde
çıkan bu baskısını bir nevi ikinci baskı olarak değerlendiriyor. Bu kısa tanıtım yazısında Argument
Verlag  (Argument Yayınevi)  ve  Institut  für  Kritische  Theorie  Berlin  (Eleştirel  Teori  Kurumu
Berlin) adlı iki kuruluşun işbirliği içinde yayınladığı Almanca baskıyı temel alıyorum.

Losurdo‟nun, kısa bir notunda duyurduğu gibi, amacı, Nietzsche‟nin entelektüel bir biyografisini yazmak  ve bundan şimdiye kadar yürütülen tartışmaların ışığında eleştirel bir “bilanço” çıkarmaktır. Nietzsche  üzerine  yürütülen  tartışmaların  temel konusu, onun siyasi bir düşünür olarak nereye konulacağıdır.  Bu bağlamda iki konu özellikle önem arz  etmektedir. Nietzsche‟nin eserlerinde,  yazılarında  ve  aforizmalarında  toplumun  ezilen  sınıflarına  ve  onların kurtuluş mücadelesine karşı açık saldırıyı ve Hitler faşizmi döneminde en önemli felsefi-ideolojik kaynak olarak başvurulmuş olmasını nasıl yorumlamak gerekmektedir?  Losurdo‟nun  kitabının Almanca baskısını yayıma hazırlayan Jan Rehmann, kitabın özgünlüğünü bu soruya vermiş olduğu yanıtta ve bundan hareketle Nietzsche‟ye dair sunmuş olduğu yeni yorumunda görüyor. 

Bugün  Nietzsche araştırmasında,  bir tarafta,  özellikle „postmodern markalı‟ bir “günahsızlık  hermeneutiği”  hâkimdir. Bu yaklaşıma göre, Nietzsche‟nin  toplumun ezilen kesimlerine karşı sergilemiş olduğu “acımasız duruşu” ve köleliği açıkça savunuşunu  ifade etmek için  kullandığı deyimler, sadece  “derin  anlamlı  mecazlardan”  ibarettir.  Diğer  tarafta;  Marksist gelenek içinde Georg Lukács‟ın sunmuş olduğu  Nietzsche‟yi faşist düşüncenin neredeyse doğrudan hazırlayıcısı olarak görme anlayışı yaygındır. Losurdo, kitabını Marksist gelenek  içinde bir çalışma olarak görse de Lukács‟ın yorumuna dair önemli düzeltmeler yapmaktadır ve Nietzsche‟nin eserinin Hitler faşizmine kaynak oluşturabilmesi için 1920‟lerden itibaren yeni bir süzgeçten geçirilip  neredeyse  çeyrek  yüz  yıl  boyunca  yeniden yorumlanmaya  çalışıldığına  işaret etmektedir.  Diğer taraftan, Losurdo, Nietzsche‟nin eserlerini,  yapmış olduğu  sıkça  felsefi görünüme büründürülmüş siyasi  açıklamalardan  hareketle  onun  döneminin  siyasi  gelişmeleri  ile ilişkilendirerek  söz konusu  “derin anlamlı mecazlar”ın  ne  suçsuz  ne  de  günahsız  olduğunu gösteriyor. Öyle ki, Michael Hardt ve Antonio Negri, uzun yıllar  “günahsızlık  hermeneutiği”ni safça devralıp dünya çapında yayılmasına katkıda bulunduktan sonra,  Çokluk‟ta  Losurdo‟nun kitabına açıkça gönderme  yaparak  bu naif  duruşlarını  kısmen  düzeltip Nietzsche‟de  sözüm  ona “devrimci” bir yanın yanında bir de “gerici yan” bulunduğunu kabul etmişlerdir.

Losurdo‟nun Nietzsche araştırmasına  hâkim  olan bu iki „cephe‟nin  sorunlarını  ve açmazlarını  göstererek  onlara dair  yapmış olduğu düzeltme,  kitabın  alt  başlığında  “eleştirel bilanço”  deyimiyle duyurulmaktadır.  Peki,  kitabın  başlığında  ifade  edilen  “aristokrat  isyankâr” tanımlaması neyle ilgilidir? Nietzsche, bir düşünür ve felsefe tarihçisi olsa da son derece siyasi bir yazardır.  Losurdo‟nun Nietzsche‟yi “aristokrat” olarak tanımlaması,  onun  hâkim  sınıflar  lehine sergilemiş olduğu  anti-modernist  siyasi  duruşu  ve  “isyankâr”  olarak  tanımlaması,  onun  hâkim sınıfları iktidarlarını perçinlemek için isyan edercesine  “bütün değerleri tersine  çevirme”ye çağırmasıyla ilgilidir. 

Losurdo, Nietzsche‟yi üç evreye ayırarak inceliyor. Erken dönem: Trajedinin Doğuşu (1872); orta dönem:  İnsanca, Pek İnsanca;  geç  dönem:  Zerdüşt  (1883). Nietzsche,  her  üç  döneminde  de (erken dönemindeki ulusalcı-liberal duruşu bırakıp Avrupacı olmasına karşın) “aristokrat isyankâr”  sosyalizm  karşıtı  duruşunu hep  sürdürmüştür  ve bütün  felsefeci  yaşamını  felsefeyi bu bakış açısından Sokrates‟ten buyana tersine çevirmeye adamıştır denebilir. Ve bu çabanın amacını Nietzsche,  İnsanca, Pek  İnsanca‟da  (c.  1, paragraf  462)  tanımladığı hiyerarşik  toplum ütopyasında dile getirmektedir. 

Nietzsche‟nin eserlerinde Marx‟ın adının geçmemesi, genellikle onun Marx‟tan haberi olmadığı doğrultuda yorumlanmıştır. Yeni araştırmalar, Nietzsche‟nin Marx‟ın yazılarını ve sosyalist hareket içindeki tartışmaları çok yakından takip ettiğini gösteriyor. Nietzsche‟nin tek bir korkulu rüyası vardır:  işçi ve sosyalist hareketin  ilerlemesi. İşçi hareketinin Avrupa‟da elde etmiş olduğu haklara acı duyduğunu belirten yorumlarla ve hükümetlerin bunun karşısında çok yumuşak davrandığını  dile getiren  eleştirilerle  karşılık vermektedir.  Losurdo‟nun gösterdiği gibi, Nietzsche‟ye göre  işçi ve sosyalist hareketin  ilerlemesinin  temelinde, 1789 Fransız Devrimi‟nden sonra bir türlü durmak bilmeyen devrimler dalgası ve bu devrimlere düşünsel ilham kaynağı oluşturan iyimserlik, eşitlik ve mutluluk kavrayışlarıdır.

Kant,  iyimserlik kavrayışını ele aldığı erken yazılarından birisinde, bu kavrayıştan hareket edilince,  daha iyi bir dünyanın  mümkün  olduğu  sonucuna  ulaşmaktan  daha  doğal  bir  şey olamayacağını göstermiştir.  Kant‟ın eserlerini çok iyi bilen Nietzsche, topluma daha iyi bir dünyanın mümkün olmadığını aşılamak için hâkim kesimlere karamsarlık kavrayışının işlevselleştirilmesini salık vermektedir.  Bunun  için Hıristiyanlığın  insanın  doğuştan  “günahkâr” olduğuna dair öğretisinin iyi bir araç oluşturabileceğini düşünmektedir ki bu, İslamcı düşüncenin de temel öğretilerindendir.  Nietzsche‟nin  daha  sonra  Hıristiyanlığı  eleştirmesinin  nedeni,  artık
kilisenin bu görevi üstlenemeyeceğiyle ilgilidir. 

Sadece bir düşünür ve felsefe tarihçisi olmayıp aynı  zamanda  siyaset,  toplum,  kültür  ve uygarlık  tarihçisi olan Losurdo  kitabında, Nietzsche‟nin  değişik  eserlerinde  ve  yazılarında  ifade ettiği düşüncelerin  geri planının  ayrıntılı bir  betimlemesini  sunuyor  ve  onları  uzun  yılların
araştırmasının  sonucu olarak  eleştirel  bir  değerlendirmeye  tabi  tutuyor. Losurdo‟nun  kitabıyla kurtuluşçu veya özgürlükçü Nietzsche mitosu artık nihayet sonra ermiştir. Bundan sonra özgürlük ve kurtuluş arayışı için artık “Nietzsche öldü” demek yersiz olmayacaktır.

Menu