Genel Tarih

Türkiye'de 1 Mayıs ilk kez Osmanlı döneminde 1905 yılında İzmir'de kutlandı. 1920'de işgal idaresinin ve Osmanlı hükümetinin yoğun baskılarına karşın 1 Mayıs İşçi Bayramı olarak kutlandı. İşçiler Haliç'ten başlayarak Karaköy üzerinden Beyoğlu'na kadar bir yürüyüş yaptı ve 'Bağımsız Türkiye' yazılı bir pankart taşıdı. Türkiye'de anlam ve önemine uygun ilk kutlama ise 1921 yılında yapıldı. 1 Mayıs'ta İstanbul'da hemen hemen bütün işçiler, özellikle Şirket-i Hayriye, Seyrü Sefain, Haliç İdaresi ve Tramvay Şirketi çalışanları kutlamalara katıldı. Binlerce işçi Saraçhane'de toplanarak, Hürriyet Tepesi'ne kadar yürüdü. 1922 1 Mayıs'ı daha yaygın gösterilere sahne oldu. İstanbul'un yanı sıra, Ankara, İzmir, İzmit ve Adapazarı işçileri de gösterilere katıldı.

Cumhuriyet dönemi

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte 1 Mayıs'ın yasallaşması da gündeme geldi. 1923 1 Mayıs'ında çok sayıda yerli ve yabancı işletmede çalışan işçiler, 'yabancı şirketlere el konulması, 1 Mayıs'ın resmen işçi bayramı olarak tanınması, sekiz saatlik işgünü, hafta tatili, serbest sendika ve grev hakkı' talepleriyle greve çıktı. 1924 kutlamaları Türkiye Amele Birliği tarafından örgütlendi. 1 Mayıs'ı İşçi Bayramı olarak kutlayan işçilerin bu eylemi engellenmek istendi. İstanbul'daki gösteriler yasaklandı. Ankara'da ise kutlamalar tümden engellenemedi. Özellikle askeri fabrikalarda çalışan işçiler Cebeci'den yürüyüşe başlayıp, Meclis'in önüne kadar gelerek 1 Mayıs'ı kutladılar. Sekiz saatlik işgünü için bildiri dağıtan birçok işçi tutuklandı.


Yasaklar başladı

1925 1 Mayıs'ının ardından hükümet, Şeyh Sait İsyanı'nı gerekçe göstererek, haziran ayında Takriri Sükun Yasası'nı çıkardı. Bu yasayla kutlamalara izin verilmedi ve 1935 yılına kadar hemen hemen her yıl gizli kutlanabildi. Kutlamalar daha baskıcı bir ortamda yapıldı. Gözdağı amacıyla Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası Başkanı Dr. Şefik Hüsnü Değmer ve arkadaşları tutuklandı. Bu tarih 1 Mayıs'ın yasal olarak 1976 yılına kadarki son kutlaması oldu. 1976'ya kadar 1 Mayıs'ı kutlayanlar vatan haini ilan edildiler. Hükümetler bu dönemde her 1 Mayıs'tan birkaç gün öncesinde ülkenin dört bir yanındaki ilerici ve sosyalistler, eski 1 Mayısların öncüsü işçiler evlerinden alınarak, emniyette gözaltında tutuluyordu ve 1 Mayıs'tan sonra serbest bırakıyordu. Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanunu'nun kabul tarihi olan 24 Temmuz işçi sınıfına 1 Mayıs'ın yerine bayram olarak dayatıldı. Ancak bu girişimlerin hepsi, verilen mücadeleler sonucu geri döndü.

İlk kitlesel kutlama

1925 yılında yasaklanan 1 Mayıs kutlamaları 51 yıl sonra yeniden gündeme geldi. Sermaye çevreleri, gericiler hemen karşı atağa geçerek, tehditler savurmaya başladılar. Olay çıkartılacağını, yağmacılık yapılacağını iddia eden bu çevrelerin tehditlerine aldırış etmeyen işçiler, DİSK'in öncülüğünde 1976 1 Mayısı'nda Taksim Meydanı'nı doldurdu. Türkiye'nin en kitlesel 1 Mayıs'ında Saraçhane'den, Beşiktaş'tan, Kabataş ve Şişli'den yürüyen 400 bin emekçi Taksim Meydanı'nı doldurmuştu. Uluslararası işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma gününün 50 yıllık aradan sonra Türkiye'de 1976 yılında 100 binlerce kişinin katıldığı kitlesel bir gösteriyle kutlanması, hükümeti ve işverenleri tedirgin etmişti.

Kanlı 1 Mayıs

DİSK'in organize ettiği 1977 1 Mayıs'ı bu kez daha güçlü ve kapsamlı bir biçimde kutlanacaktı. Sağcı gazetelerden Ortadoğu Gazetesi, 'Sol 1 Mayıs'ta halkı galeyana getirmek istiyor', Bayrak Gazetesi 'DİSK ve Maocu gruplar arasında çatışma bekleniyor!' ve Türcüman ise, 'Arabalar tahrip edilecek, inşallah aldanırız ama, kanlar akacak. Çeşitli solcu gruplar arasında slogan kavgasıdır bu' diye yazıyordu. Provokasyonlar daha mitingin afişleri asılırken başlamıştı. İstanbul ve İzmir'de afiş asarken öldürülen 2 kişinin sol gruplar içi çatışmada vurulduğu önü sürüldü.

Katliam sabahı


Türkiye'nin her yanından akın akın gelen işçiler ve devrimciler alandaki yerlerini alıyordu. Son derece düzenli olan yürüyüşe katılım yaklaşık 500 bin civarında olmuştu. Saatler 19.00'u gösterirken katılımın umulanın çok üstünde olması nedeniyle miting hala bitmemiş, tüm illerden gelen kortejler henüz alana girememişti. Bu arada DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler de konuşmasını tamamlamak üzereydi. İlk silah sesi duyuldu. Daha sonra alana hakim noktalardan kitlelerin üzerine kurşun yağmaya başladı. DİSK'in kürsü sorumlusu Sıtkı Coşkun'un 'Sular İdaresi üzerinde ateş eden insanlar var. İhtar ediyoruz. Bunları etkisiz hale getirin, alın' diye yaptığı anons işe yaramadı. İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan toplum polisinin amirine 'Bu duvarın üzerinden ateş edildi bize. Bunlar polis midir, görevli midir?' diye sormuştu, ancak bu soru yanıtsız bırakıldığı gibi İsvan coplandı. Kitle bir süre daha Sular İdaresi'nin, Pamuk Eczanesi'nin ve Inter Continental Oteli'nin çatılarından otomatik silahlarla taranıyordu.

Polis ateşi


Açılan ateşle kalabalık kürsüye doğru sıkıştırılarak, panik yaratılmak isteniyordu. Ateşin yanı sıra panzerler de kitleyi sıkıştırıyor ve insanları en dar yokuşa, Inter Continental Oteli ile Pamuk Eczanesi arasında kalan Kazancı Yokuşu'na doğru yöneltiyordu. Olaylar başlamadan önce Kazancı Yokuşu başına park edilen mavi renkli bir Fiat kamyonet ve yerlerde rastgele duran tekerlekli el arabaları Kazancı'ya iniş ve çıkışı engelliyordu. Sel halinde akan insanlar kamyonetin iki yanından ve el arabalarının üzerinden geçerek, Kazancı Yokuşu'ndan aşağıya doğru kaçmaya çalışıyorlardı. Tam bu sırada yokuşun biraz aşağısındaki garajdan çıkan beyaz renkli bir Renault uzun menzilli silahlarla kitleyi taramaya başladı. Beyaz Renault'da bulunan polis memuru Necati Tınaz, daha sonra, 'Üstümüze geldiler havaya ateş ettik' diyerek yaptıklarını savunmuştu.

33 ölü, 200 yaralı

Taksim Alanı'nda yaklaşık 200 kişi yaralanmış, 33 kişi de yaşamını yitirmişti. 28 kişi çıkan arbedede ezilerek, Meral Özkol adlı kişi ise panzer altında kalarak yaşamını kaybetmişti. Olayda 2 bine yakın mermi atıldığı saptanmış, buna karşın yalnızca 5 kişi kurşun yarası nedeniyle ölmüştü. Olayla ilgili açılan davanın iddianamesinde, amacın 'halk üzerinde yılgı, korku ve panik yaratmak' olduğu ileri sürülüyordu. Günaydın Gazetesi'nden Necati Doğru, Inter Continental Oteli'nin 5. katında bir odanın kapısının açık olduğunu ve odanın pencerelerinden alanı seyreden kişiler ve masa üzerinde teleobjektifli makineleri gördüğünü söylüyordu. Odada gazetecilerin olduğunu sanan Doğru, odaya girmek istediğini ancak, adımını atar atmaz bir garson tarafından 'içeride polisler var' denilerek içeri alınmadığını söylemişti. Otel'in 510 numaralı odasına ise MİT mensupları yerleşmişti. Tüm bu verilerin yanı sıra, dikkat çeken bir başka durum ise, ellerindeki çantaları bir an bile yere bırakmayan ve o gece uçakla ülkeyi terk eden 8-10 kişilik Amerikalıydı.

1 Mayıs öncesi 'Olay çıkacak' diye yazan basın katliamının sonra, 'Maocu Vatan Hainleri İşçi Bayramı'nı Kana Buladı: 39 Ölü Var!', Tercüman, 'Maocular, DİSK'in İstanbul'da yaptığı mitingi bastılar: 34 Ölü Var', Son Havadis, 'Taksim savaş alanı gibiydi; Kızıllar Kudurdu', Hergün, 'Solcular 40 İşçiyi Katletti', Yeni Asya, 'DİSK mitinginde komünistler birbirini yedi, 40 ölü-Taksim'de Savaş.'

Ve askeri darbe...

1979 yılında Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul'da mitinge izin vermedi, 1 Mayıs'ta İstanbul'da sokağa çıkan TİP Genel Başkanı Behice Boran ve 1000'e yakın kişi gözaltına alındı. Behice Boran ve 330 Türkiye İşçi Partili 6 Mayıs'ta tutuklandı. TİP'liler Merter'deki DİSK binasından, kendilerini proletarya sosyalistleri olarak adlandıran bir grup ise Üsküdar Çiçekçi'de gizlendikleri yerlerden çıkarak 1 Mayıs kutlaması yaptı. DİSK'e bağlı bir grup sendika ise İzmir'de izinli 1 Mayıs kutlaması yaptı.. 1980 sonrası 12 Eylül askeri darbesinin yasaklar zincirinde 1 Mayıs da yerini aldı. Böylece Türkiye'de yeni bir yasaklı dönem başlamış oluyordu. Ama tüm yasaklara rağmen, kısa süreli iş bırakmalar, bayramlaşmalar ve bildiri dağıtma gibi etkinliklerle, işçiler onurlu günlerinin anısının belleklerden silinmesine izin vermedi. DİSK Mersin'de 50 bin kişinin katıldığı bir miting düzenledi. DİSK Genel Başkan Vekili Rıza Güven kürsüden iner inmez tutuklandı. 7 yıllık aradan sonra 1987'de sendikalar öncülüğünde bazı milletvekilleri, aydın, sanatçı ve bilim insanları ile birlikte yaklaşık bin kişilik bir kitle Taksim Anıtı'na 1 Mayıs şehitlerini anmak üzere çelenk bırakmak istedi. Kitleyi anıtın yanına bırakmayan polisler sadece milletvekillerinin anıta çelenk bırakmasına izin verdi. 1988 yılında Taksim Meydanı'na çıkmak yasak olmasına rağmen, yüzlerce işçi, genç ve emekten yana insan Taksim Meydanı'na doğru yürümeye başladı. Yürüyüş polisin sert müdahalesiyle son buldu. 1989'da Taksim'de bir araya gelen kitleye polis müdahalede bulundu. Bu olayda 17 yaşındaki Mehmet Akif Dalcı isimli bir işçi yaşamını yitirdi. 1990'da yine Taksim'e yürümek isteyenlere izin verilmedi. Çıkan çatışmada İTÜ Öğrencisi Gülay Beceren aldığı kurşun yarasıyla felç oldu.

1990 sonrası

1991'de Türk-İş'e bağlı sendikalar ilk defa 1 Mayıs kutlaması için izin başvurusunda bulundu, ancak reddedildi. Türk-İş ve Hak-İş ayrı ayrı Ankara'da salon kutlaması yaptı. İstanbul'da Taksim'e doğru yürüyüşe geçen 600 kişilik topluluğa polis müdahale ederek, 500 kişiyi gözaltına aldı. Sosyalist Birlik Partisi milletvekilleri 1 Mayıs'ın işçi bayramı olarak yasalaşması için yasa teklifinde bulundu ancak kabul edilmedi. 1991'de tek izinli kutlama İzmir'de yapıldı. Kutlamaya 10 bin kişi katıldı. 1980 sonrasının en kitlesel mitingi 1996'da gerçekleştirildi. Kadıköy'ü dolduran yaklaşık 150 bin insanın üzerine açılan ateş sonrası 3 kişi yaşamını yitirdi.

2006 yılında en geniş katılımın yaşandığı ilçe Kadıköy  oldu. Çeşitli sendikalar ve gruplar saat 12:00 sularında Rıhtım Caddesi`ne yürüdü. Düzenlenen miting sonrası saat 16:00 sularında gruplar tamamen dağıldı.
2007 yılında 1 Mayıs'ı tekrar Taksim'de kutlayarak aynı zamanda 1977'de olan olayları anmak isteyen grupları polis silah, biber gazı, gaz bombası kullanarak durdurmaya çalıştı. 100'den fazla kişi yaralandı.Valiliğe göre 580, diğer kaynaklara göre 700'e yakın gözaltı gerçekleşti. İbrahim Sevindik adındaki bir vatandaş hayatını kaybetti.
2008 Nisan'ında, 1 Mayıs'ın "Emek ve Dayanışma Günü" olarak kutlanması kabul edildi.
2008 yılında sendikaların hükümetle 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlama konusunda uzlaşamaması sonucunda sendikalar, Taksim'e yürüme kararı aldı ve bazı sol görüşlü partiler de bu yürüyüşe katılacaklarını açıkladı. Bunun üzerine, güvenlik güçleri bir gün öncesinden hazırlıklara başladı ve sabah 06:30'dan itibaren Şişli'de, Osmanbey'de, Pangaltı'da, Nişantaşı'nda, Okmeydanı'nda, Dolapdere'de ve Kurtuluş'ta olaylar çıktı. Polisin, DİSK, Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ve ÖDP binasında yönelik tutumu ve bir hastanenin acil servisi girişinde gaz bombası atarak birçok kişinin yaralanmasına neden olması çok tartışıldı. Polis; bu olaylar sırasında biber gazı, gaz bombası, tazyikli ve boyalı su kullandı. DİSK binası önündeki olaylarda CHP milletvekili Mehmet Ali Özpolat, sıkılan biber gazı nedeniyle kalp spazmı geçirdi. Okmeydanı'nda Burhan Gül isimli 19 yaşında bir genç, başından plastik mermiyle vurularak yaralandı. Ayrıca Ankara'da Sıhhiye Meydanı'nda yapılan kutlamalarda da olaylar çıktı ve polis, göstericilere gaz bombalarıyla müdahale etti. Ankara'da Sakarya Meydanı'nada yapılan kutlama olaysız sona erdi.
2009 Nisan'ında Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verilen önergeden sonra 1981'den sonra tekrar resmi bayram olarak kabul edildi.
2009 Nisan Taksim'e çıkılmasına izin verilmedi.Ancak işçilerin kararlı duruşuyla taksim'e kitlesel bir şekilde girildi.
2010 1 Mayıs tekrardan Taksim'de kutlanacak.

Sertaç Laleoğlu

Menu