Genel Tarih

melek_resimYıl: 1580. Yer: İstanbul/Tophane. Halk, veba-deprem gibi felaketlerin nedeni olarak, Tophane’deki “bilim merkezi”ni gösterdi.

Çünkü orada “meleklerin bacaklarına bakılıyor”du. Padişah halkın tepkisinden korktu. “Dar el-Rasad el-Cedid el-Sultani” yıkılıp dümdüz edildi. Bu olay kimi tarihçiye göre Osmanlı’nın duraklama dönemine girmesinin miladıydı. Peki, geçen hafta Tophane’deki sanat evlerine yapılan saldırıyla, 430 yıl önceki olay arasında nasıl bir ilişki var? Sonuç aslında nedendir…

Çok eskilere gitmeden, önce bizim tarihimizden bazı bilgiler vermeliyim:
Selçuklu veziri Nizamülmülk 1067 yılında Bağdat ve Nişabur’da “Nizamiye Medreseleri”ni kurdu. Buralarda dini bilgiler yanında, hukuk, dilbilim, matematik, astronomi gibi pozitif bilimler de öğretildi.
Osmanlı’da ilk medreseyi 1331’de Orhan Gazi İznik’te kurdu. Alt düzeydeki Osmanlı medreselerinde okuma-yazma ve din bilgileri öğretilirken; üst düzeydeki medreselerde dini bilgiler yanında matematik, astronomi ve tıp eğitimi de verildi.
Osmanlı’da bir de Enderun okulları (“Saray Üniversitesi”) vardı. II. Murad döneminde kurulan bu okullara, teste tabi tutulup başarılı olan Hıristiyan ailelerinin küçük yaştaki çocukları alınır, okutulur ve devlet hizmetlerinde kullanılırdı. Kuşkusuz bu okullarda da din bilgileri yanında müspet bilimler de öğretilirdi.

DEVRİMCİ PADİŞAH

Medrese ve Enderun’daki eğitim-öğretim, bir “kitap kurdu” olan Fatih Sultan Mehmed döneminde en yüksek seviyeye çıktı. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın elçisi olarak İstanbul’a gelen Ali Kuşçu’nun bilgisine Fatih Sultan Mehmed hayran kaldı.
Ali Kuşçu, Timur’un hükümdarlık eden torunu Uluğ Bey’in öğrencisiydi. Uluğ Bey padişahlığının yanında alimdi; 1437’de -teleskopun olmadığı o dönemde- gösterge çubuğu olan güneş saatiyle yıldızların yerini tespit etmiş; güneşin diğer yıldızlara göre yer değiştirip aynı yere gelmesi için gerekli süreyi 58 saniyelik hatayla hesaplamıştı.
Fatih Sultan Mehmed, böyle bir öğretmenin yanında yetişen alim Ali Kuşçu’yu himayesine aldı. Ayasofya Medresesi’nde Osmanlı Devleti’nin astronomi alimi olarak görevlendirdi. Ali Kuşçu burada birçok öğrenci yetiştirdi.
Çeşitli yazarlara göre Osmanlı medreselerini ilk defa esaslı bir şekilde tertip ve tanzim edip teşkilatlandıran Ali Kuşçu idi.
Osmanlı sadece fetihçi değil aynı zamanda bilgi birikimi alanında Batı’nın önündeydi.

II. BEYAZID’IN İTTİFAKI

Fakat Fatih’in ölümü ve oğulları Beyazıd ile Cem Sultan’ın kavgası Osmanlı’nın müspet bilimlere ilgisini etkiledi. II. Beyazıd Şeriat’a bağlılığı esas aldı. Bunun temel sebebi, Cem Sultan’ı altetmek için sarayın gerici kanadıyla işbirliği yapmasıydı. Bu nedenle de, Osmanlı’yı yeniden kuran babası Fatih’in devrimci reformlarını bir kenara attı. Örneğin, Fatih’in İtalya’dan getirdiği sanatçılara yaptırdığı Topkapı Sarayı’ndaki freskoları söküp attırdı. Babası dönemindeki örfi devlet kanunlarının alanlarını daralttı. Kamulaştırılan emlak ve evkafı sahiplerine dağıttı. Vs.
Müspet bilimler de bundan etkilendi, süreç yavaşlatıldı ve bu anlayış “muhafazakarlaşmaya” neden oldu.
Bu durum bakın 16. yüzyılda neye yol açtı?..

DAR EL-RASAD EL-CEDİD EL-SULTANİ

Takiyeddin bin Muhammed bin El-Maruf Efendi (1521-1585) Şam ve Kahire medreselerinde eğitim aldı, Ali Kuşçu’nun torunu Kutbettin Efendi’den astronomi öğrendi. İstanbul’a geldiğinde Osmanlı Sarayı’nın gözde alimlerinden biri oldu. Nasıl olmasın:
Dünyada ilk olarak hem de Avrupa’dan 10 yıl kadar önce ilk trigonometri tablolarını yaptı. Onlu sistemle çarpma bölme karekök alma yollarını ortaya
koydu.
İlgi alanı astronomiydi. Sadrazam Sokulu Mehmet Paşa ve Hoca Sadeddin Efendi’nin desteğiyle Galata Kulesi’nden gözlemler yaptı.
Ve bir gün, Sultan III. Murad’ın hocası (ki aynı zamanda kendisinin de öğretmeniydi) Hoca Sadeddin Efendi aracılığıyla padişaha bir rapor yazıp gönderdi; Uluğ Bey’in yıldız katalogunu yenilemek istiyordu.
Sultan, aracı hocası olduğu için bu talebe olumlu yanıt verdi ve Tophane’de rasathane kurulması için 10 bin altın verdi.
1575 yılında “Dar el-Rasad el-Cedid el-Sultani” yapıldı.
Rasathanedeki kum saati, mekanik saati, gönye, gök küreleri, pergel ve cetvel gibi araçların hemen hepsini Takiyeddin Efendi kendi elleriyle yaptı. Rasathanenin elinde o zamana göre hayli gelişmiş gözlem âletleri vardı. Bu âletleri yapılırken Avrupa’daki örneklerden faydalanıldığını tahmin edebiliriz.
Burada bir parantez açmama izin verin:
Polonyalı astronom, matematikçi ve fizikçi N. Copernucus’un ( 1473-1543) adını duymuşsunuzdur. Dünyanın güneşin etrafında döndüğü; ekseninin eğik olduğu ve gezegenlerin hareketleriyle ilgili kitap yazdı: “Gezegenlerin Dönüşü Hakkında.” Bu kitap Avrupa’da Aydınlanma Çağı’nın başlangıcı sayılmaktadır.
Yine o tarihlerde, Batı da Doğu da gökbilimleriyle yakından ilgiliydi. Sadece göklerle değil yeryüzünde de coğrafi keşifler yapılıyordu.
Tüm bunlar doğmakta olan yeni bir dünyanın belirtileriydi. Bilgi birikimi olmayan imparatorlukları tehlikeler bekliyordu. Örneğin; coğrafi keşifler İpek Yolu ticaretini ve dolayısıyla Osmanlı gelirlerini çok etkilemeye başlamıştı.
Bir örnek daha vereyim; bilgi birikimi savaş teknolojisini de etkiliyordu. Avrupa’yı korkutan Osmanlı topları, tüfekleri ile donanması artık yetersizdi.
Buluş ihtiyaçtan doğuyordu ve Osmanlı ilerlemesinin, ayakta kalması için müspet bilimlere dört elle sarılması gerekiyordu.
Bilgi güçtü. Rasathanenin kurulması bu açıdan önemliydi.
Osmanlı, 16. yüzyıl virajını başarıyla dönebilecek miydi?

“MELEKLERİN BACAKLARI”

Tarih: 11 Kasım 1577.
İstanbul semalarında kuyruklu yıldız görüldü. Halka heyecan ve korku yaratan kuyruklu yıldız bir ay boyunca her gece izlendi.
Kuyruklu yıldızdan sonra İstanbul’da önce veba salgını başladı. Aksilik aynı yıl bir de deprem oldu.
Halk çaresizdi. Ve her çaresizlikte olduğu gibi hurafeler kulaktan kulağa yayıldı: Felaketin nedeni rasathaneydi! Çünkü buradan meleklerin bacaklarına bakılıyordu!
Kimse çıkıp, “kardeşim 1539, 1573, 1576’da da veba oldu. Keza depremler hep oluyor” demedi, diyemedi.
Çünkü sarayda bu hurafelerden beslenen siyasi gruplar vardı. Rasathane kurucusu Takiyeddin’in en büyük destekçisi Sadeddin Hoca’yla, zamanın şeyhülislâmı Ahmed Şemseddin Efendi’nin arası bozuktu. Şeyhülislâm saray kadınlarının da desteğini alıp padişahı rasathanenin "günah" olduğuna inandırdı.
Padişah III. Murad kuşkusuz inandığından değil halkın hoşnutsuzluğundan çekindiği için işine gelene inandı. Zaten büyük zafer kazanılacağına inanılarak yapılan İran seferinden de pek iyi haberler gelmiyordu.
Sonuçta padişah emretti, şeyhülislam fetvayı verdi:
"Gözlem yapmak uğursuzluk getirir. Meleklerin sırlarını küstahça anlamaya çalışmanın vahim sonuçları çok açıktır. Gözlem yapılan hiçbir memlekette işler yolunda gitmemiş ve devlet yapısı mutlaka zelzeleye uğramıştır.”
Tophane’deki rasathane yerle bir edildi.
Bu olaydan ancak 300 yıl sonra Osmanlı yeni bir rasathane kurabildi. Bu arada,
Uluğ Bey’in katalogu 1665, 1767 ve 1843 yıllarında Avrupa’da güncellendi!
Takiyeddin Efendi’ye ne mi oldu? Rasathane yıkıldıktan kısa bir süre sonra kahrından öldü.
Tophane’de rasathane yıkılırken, Avrupa’da Galilei, Kepler, Pascal, Leibniz, Newton vd. Uluğ Bey’in açtığı yoldan yürüyüp gittiler.
Nereden nereye…
Tophane’deki galerilere saldırılar beni nelere götürdü. Umarım: dünyanın sanat merkezlerinden biri olma yolunda emin ve hızlı adımlarla yol alan İstanbul’un karşısına “meleklerin bacakları çiziliyor, gösteriliyor” gibi tuhaf engeller çıkarılmaz.
A.Einstein diyor ki: Dinsiz bilim topaldır, bilimsiz din ise kör.

Soner Yalçın

Menu