Kadın'a Dair

Saldırganlık bir kişi veya grubun bir kişi veya gruba, onların isteği dışında, onları incitebilecek, zarar verebilecek davranışlara yönelmesi olarak tanımlanabilir.

Saldırganlıkta bir güç ilişki vardır. Saldırı güçsüz ve zayıf konumda olanlara daha güçlü ve egemenliği ellerinde tutan kişiler tarafından yöneltilir. Çok uzun zamandır yaşamlarının farklı alanlarında denetlenen ve güçsüz konumuna sıkıştırılmış bir cins olarak kadınlar, ekonomik, sosyal, psikolojik ve cinsel aşağılanmalarla karşı karşıyadır.

Bu genel tanımdan, kadınlara yönelik şiddete geçtiğimizde, şiddetin, kadınların yaşamlarının her alanında yaygın olarak gözlenebilir ve bütün kadınların karşılaştığı bir dizi olgudan oluştuğunu görürüz. Kadınlara yönelik şiddet olaylarını ırza geçme, ensest, fahişelik, pornografi ve en yaygın ve "meşru" kabul edilen biçimi olan eş dövme başlıkları altında toplayabiliriz.

Aslında erkeklerden kadınlara yönelen bedensel, psikolojik, cinsel saldırılar onlara yöneltilmiş aşağılama ve güç gösterme yollarıdır.

Irza Geçme

Irza geçme, saldırganlığın ağır bastığı bir cinsel saldırı. Erkeğin bir kadın veya erkekle onun isteği ve rızası dışında, güç kullanarak, korkutarak veya ilaç-alkol gibi bir madde ile yargılama yeteneğini etkileyerek ya da rıza gösterme yaşının altınd olan bir çocukla yaptığı cinsel girişimlerin tümü ırza geçmedir. Olayın suç sayılması için cinsel organlara dokunulması gerekir ancak erkek cinsel organının girmesi (penetrasyon) veya boşalması (ejekülasyon) zorunlu koşul değildir. Irza geçme eylemi hemen daima, bir erkek tarafından bir kadına yönelik, ama daha seyrek olarak da erkekler arasında olabilmektedir.

Hangi kadınlar, hangi koşullarda cinsel bir saldırı ile karşılaşma riskine sahiptir?

Bu risk 15 aylıktan 82 yaşına kadar kısaca her yaşta kadınlar için vardır. Ama cinsel saldırı en sık 16-19, daha sonra 20-24 yaş arasında yaşanıyor. Olayların yarısı tamamen bir yabancı tarafından, kalan yarısı ise az veya çok tanıdıkları bir erkek tarafından gerçekleştirilmektedir. Kaptanoğlu'nun (1987) 89 erkekten oluşan araştırmasında, ortalama 18 yaşında olan kadınların yüzde 69'u kendilerine saldırıda bulunan kişiyi tanımaktaydı (%16 arkadaşlık, %27 komşuluk, %19 kanbağı).

Neden Kadınların Irzına Geçilir?


Başında söylediğimiz gibi kadınlara yönelik şiddet, egemenlik kurmanın bir aracı. Ama ikinci bir düzeyde, bu egemenlik, başka bir biçim altında ortaya çıkabiliyor.

Irza geçen erkeğin, aslında erkeklerden korktuğu, bu korkusunu yenmek için bir misilleme olarak kadınlara karşı şiddet yönelttiği görüşü, farklı bakış açılarınca en çok paylaşılanı. Daha önce suç öyküsü olmayan erkeklerin, bazı durumlarda toplu olarak işgal edilen yörenin kadınlarına tecavüzde bulunması ve bu durumun "mubah" kabul edilmesi, aynı bakışın bir uzantısı olarak düşünülmelidir. Kadınlara uygulanan cinsel saldırılar aracılığıyla, savaşan erkeklerin korkuları azaltılıp, güçlülük duygusunu ve askerler arası birliğin artması sağlanmaktadır.

Abel ve Blanchard (1978) cinsel suçlar nedeni ile mahkum olmuş erkeklerde yaptıkları çalışmada bu erkekleri belirleyen üç özellik tanımlar:

Şiddet/zor kullanmayı içeren, sapmış bir cinsel uyarma vardır.

Kadınların şiddet uygulanmasından keyif aldıkları inancı gibi, kadın cinselliğine ilişkin çarpık varsayımları vardır.

Karşı cinsle ne zaman ve hangi koşullarda ilişki kurabileceğine ait becerileri eksiktir.

Irza geçme olgularının kadınlar tarafından çok kere bildirilmemesini, kadınların aslında olayları kışkırttığı ve saldırıdan zevk aldığı düşünceleri ile açıklayan, sınanmasına bile gerek görülmemiş önkabuller hüküm sürmektedir (Penfold ve Walker 1984).

Aslında özellikle Freud'dan sonra çok kabul gören, kadınların şiddet kullanılmasından keyif aldıkları düşüncesi, belki bir grup kadın için fantazi düzeyinde geçerli olabilecek, özel ve yaygınlığı bilinmeyen bir mittir. Kadınların kuyruk salladığı, açık saçık veya karanlıkta dolaşarak ya da başka yollarla erkekleri kendilerine saldırmayı kışkırttığı görüşünün de geçerliliği yoktur.

Kadınların olayı duyurmaması çok nedenlidir. Zaten bedensel ve ruhsal bir örselenmeden geçmiş olan kadının, mağdur olduğu halde ispat etmesi yükümlülüğü vardır. Durumunu kanıtlayabilse bile, toplumun, hatta ailesinin gözünde değerini yitirebileceği, düşmüş kadın olarak kabul edilmese bile değerinden bir şeyler yitirmiş olarak görüleceği korkusu, dayanaklı olan bir endişedir. Bu durumdan kurtulması için bekar olan bir kadına kendisine saldıranla evlenmesi önerilir ve bu evliliğin beş yıl sürmesi halinde saldırgan hiçbir bedel ödemek zorunda kalmayacaktır.

Cinsel Bir Saldırı Yaşayan Kadını Neler Bekler?


Olay yaşanırken, ilk aşamada çok şiddetli bir panik hali ile birlikte hayatta kalma endişesi, hatta mücadelesi vardır.

Iza geçmenin, kadının yalnız kişiliğine ve cinselliğine değil, somut anlamda bedenine yönelik fiziki bir saldırı da olduğu düşünülürse basit yara bere, çürükten, ivedi bir tıbbi yardımın zorunlu olabileceği kırık, çıkık, kanama vb'nin de tabloya eklenmesi beklenebilir.

Olayın hemen ardından, kişiye göre şiddeti ve süresi değişebilen ama sıklıkla ilk birkaç ay için kişinin yaşamında egemen olan özel bir tablo, "Travma Sonrası Stres Bozukluğu" tablosu sergilenir". Bu devrinin özelliklerini sıralarsak:

Saldırı olayının tekrar tekrar yaşantılanması, konu il ilgili hayaller ve kabuslar, olayın yaşandığı ortamlara benzer koşullarda onu sembolize eden bir olayla karşılaşıldığında şiddetli ve kaygı durumları.

Saldırı ortamına benzer durumlardan kaçınma eğilimi ve ortama uygun biçimde tepki vermekte donukluk.

Yeni ilişkilere kuşkulu bakma, bedensel zarar görme endişesi önde olmak üzere yaygın korku ve güvensizlik içinde, sürekli bir alarm halinin yaşantılanması.

Yaygın ağrı, uyuşma, uykusuzluk, iştahsızlık, yorgunluk gibi bedensel zorluklar.

Özetle, ırzına geçilen kadınlar, hem bedensel hem psikolojik boyutları olan ciddi bir travma yaşarlar. Yukarıda sayılan psikolojik zorluklar bir bölüm kadında bir yıl içinde yavaş yavaş azalabilir. Ancak, gözlemler ve bazı çalışmalardan edinilen kanıtlar yaşanan zorlukların her zaman kolay kolay geçmediğini, bir yılla sınırlı kalmadığını göstermektedir. Kadınların yarısının 30 ay sonra hala sokağa çıkmaktan korktukları veya yalnız çıkmadıklarını, sosyal ilişkilerinin olay öncesine göre belirgin biçimde aksadığını, kaygılı ve sıkıntılı olduklarını göstermektedir. Cinsel isteksizlik, cinsel uyum güçlüğü gibi cinsel zorlukların ise çok daha uzun zaman yaşanan zorluklar olduğu anlaşılması kolay bir durumdur (Wirtz, Harrell 1987).

Ne Gibi Önlemler Alınabilir?


Irza geçme, kadınları çok yönlü etkilediğine göre, önlemleri de çok yönlü olmalıdır.

Irza geçme olguları ile birlikte düşünülen, kanıtlanmamış ve geçerliliği olmayan mitlerin yıkılabilmesi amacıyla tabu bir konu olmaktan çıkartılması mücadelesi verilmeli.

Evli-bekar, "sahipli-sahipsiz", daha önce cinsel deneyimi olan-olmayan fahişe ayrımı yapılmaksızın, ırza geçilme olayını yaşayan tüm kadınlar aynı değerler sistemi içinde ele alınmalı.

Hücum eden kişinin eski bir sevgili, arkadaş, koca, bir tanıdık veya akraba olması durumu kadının durumunu kuşku ile karşılamaya yönelik bir kanıt olarak kabul edilmemeli.

Kadının mağduriyetini kanıtlaması yerine, tecavüz edenin suçsuzluğunu kanıtlama zorunluluğu, yani ispat yükünün yer değiştirmesi sağlanmalı.

Cinsel bir saldırı ile karşılaşan kimseler utanç, şaşkınlık, korku veya öfkesini ayarlayamama endişesi ile yaşanan travmayı aktarmak ve kanıtlamak işlemleri sırasında yeniden zorluk yaşamaktadır. Bu nedenle, zorunlu bilgilerin edinilmesi için konuyu yakından tanıyan ve nasıl müdahale edileceğini bilen özel eğitimden geçmiş polis, hukukçu, doktorlar yetiştirilmeli.

Kriz sırasında ve daha sonra, bedensel, davranışsal, cinsel zorluklara çok yönlü bir yaklaşım gerekmektedir. Bu yaklaşımda etkili öğelerin neler olduğunu belirlenmesi ve kullanılması gerek. Bilinç yükseltme ve "kendine yardım" gruplarının, "üstüne gitme" tedavilerinin ırza geçme olgularını onarmadaki yerlerinin incelenmesi, akla gelen ilk önlemler içinde sayılabilir.

Kaynak: Şahika YÜKSEL - KADINA YÖNELİK ŞİDDET/EVDEKİ TERÖR -MOR ÇATI

Menu