Kuram

Söyle tanrıça, Peleusoğlu Akhilleus'un öfkesini söyle,
Acı üstüne acıyı Akhalara o kahreden öfke getirdi,
Ulu canlarını Hades'e attı nice yiğitlerin,
Gövdelerini yem yaptı kurda kuşa.
Buyruğu yerine geliyordu Zeus'un,
İlk açıldığı günden beri araları,
Erlerin başbuğu Atreusoğlu'yla Tanrısal Akhilleus'un...

Antik çağın ve Yunan mitolojisinin ilk ve en önemli kaynağı Homeros'tur. Homeros'un kim olduğu henüz tam olarak ortaya çıkmış değildir. Hayatı ile ilgili ayrıntılar günümüzde de gün ışığına çıkarılmış değildir. Nerede doğduğu ve yaşadığı konusunda birçok şey yazılmasına rağmen, nedense bunların pek çoğu birbirini tutmamaktadır. Onu ölümsüzlüğe ulaştıran iki eseri ile tanınmaktadır. Bunlar İlyada ve Odysseia'dır. Ancak bu iki eserde de kendi yaşamıyla ilgili bilgi yoktur, ozan kendinden söz etmemiştir. Homeros hakkında bilinen en kesin şeyler MÖ.850 civarında yaşadığı ve İzmirli olduğudur. Tüm şairlerin babası olarak kabul edilir Homeros. Kimine göre kimliği belirlidir, İzmirlidir. Kör bir ozandır. Eserlerindeki üslup farklılıklarına bakan kimilerine göre ise o aslında tek bir kişi değildir, tarih içinde anonimleşmiş bir kişiliktir.

Homeros, İonia bölgesindeki Smyrna (İzmir) şehrinde doğmuş, şehirden şehre dolaşarak şarkılar söyleyen kör bir ozandır. Masalın gerçekle, hurafelerin haberle, tarihin mitolojiyle iç içe olduğu ilk çağ dünyasında İlyada ve Odysseia epik şiirlerini doğdukları topraklarda kendinden bir üslup ve renk katarak, onları tanrısal niteliklerle harmanlayarak gittiği yerlerde önce köy kahvelerinde sonra ün kazandıkça zengin sofralarında daha da giderek kralların huzurunda anlatan bir gezgin öykü anlatandır. Meddahtır, vakanüvistir, masalcıdır, halk ozanıdır. Birçok niteliği bünyesinde barındırır. Günümüz çağdaş edebiyatın da temel kaynağını oluşturan sözlü anlatımın ilk ustalarındandır.

Büyük olasılıkla Homeros; adı geçen eserlerini yaratırken, duyumlardan ve tarih bilgilerinden yararlanmıştır. Çünkü söz konusu savaş Homeros’tan yüzyıllar önce olmuş bitmiştir. Homeros belki anne babasından, yaşadığı yere gelen kendisi gibi gezgin şairlerden dinlediği destan parçalarını derleyerek bir manzum esere dönüştürmüş, ona üslupsal zenginlik ve mitolojik ve hatta felsefi derinlik katarak ve eksik kalan yerlerine dehasının ve hayal gücünün ortak eseri olan katkılar yaparak ilk çağ İon uygarlığına birden fazla şeyi aynı anda kazandırmıştır.

Eserler yaratıldığı dönemden çok sonra yazıya dökülmüştür. İlyada, 24 kitaba ayrılmış bir kahramanlık destanıdır. Destan 10 yıl süren Troia savaşı'nın 49-50 günlük bir dönemini işlemiştir.
Her ne kadar Homeros kendi görüşünü hiç yazmasa da ve eserler galip akha’nın zaferini taçlandırır görünse de tüm eser boyunca saldırıya uğrayan mağdurun yanındadır sanki. Elinden geldiğince över Truva’nın yiğitliğini, cesaretini, ahlakını…

İlk bakışta çok eskimiş ve çocuksu gelebilir Homeros'un destanları. Mitolojiden, fantastik anlatımdan hoşlanmayanlar ise onları saçma bulacaklardır. Oysa bu metinlerde, insanoğlunun yüzyıllardan beri değişmeyen pek çok temel dürtüsü, duygusu vardır. Onları tüm zamanlarla çağdaşlaştıran yani "klasik" yapan işte bu özellikleridir. Üstelik, "ilìada" ve "odysseia", bir yandan Yunan tragedyalarının habercisidir, diğer yandan, yalın bir dille kaleme alınan daha doğrusu söze dökülen destanlardaki anlatım tarzı; geçmiş ve şimdi arasında gidip gelerek -zaman akışını kırarak- aktarılan hikayeler, modern edebiyatın bilinç akışı tekniğinin öncüsüdür. Üsluptaki sadeliğin asıl nedenini ise, o çağlarda sözlü anlatımın müzik eşliğinde yapılmasında bulabiliriz. Ancak bu sadelik, bir cansızlık anlamına gelmez; tersine, çok canlı ve eğlenceli bir havası vardır Homeros hikayelerinin. Homeros, sürülmüş bir tarlayı, buğday-yürekli ekmeği, kuşların uçuşunu, yontulmuş bir iskemleyi, limanda bir gece-göğüne karşı duran gemileri, derede çamaşır yıkayan kadınları anlatır. yalındır, canlıdır, klasiktir...

Homeros'un destanları gerçek bir dünyayı anlatır. Bu dünya iki tarih tabakası üzerine yayılır; kendi yaşadığı çağ ve eski çağlar üzerine bildikleri. Homeros sözlü geleneği sürdüren bir ozandı. Daha sonraki ozanlar gibi O da muhtemelen saraydan saraya dolaşıp destanlar okurdu.

İlyada; Homeros'un Yunanca İlias adını taşıyan destanı, İlyon ya da Troya olarak anılan kentin destanıdır. Konusu Troya Savaşı olmakla beraber, savaşın ancak kısa bir dönemini kapsar ve Troya efsaneleri diye andığımız büyük efsane ve masal çemberinin küçük bir bölümünü içine alır. İlyada destanının konusu sınırlıdır. Destan Akhilleus ile Yunan ordusunun başkomutanı Agamemnon arasında, Troya kenti önünde çıkan bir kavgayla başlar. Agamemnon, Akhilleus'un güzel gözdesi Briseis'i onun elinden almıştır. Buna kızan Akhilleus savaştan çekilir. Annesi Thetis'in yalvarmaları üzerine Zeus da savaşın seyrini Troyalılardan yana çevirir. Bunun üzerine Agamemnon Akhilleus'a bir ricacılar heyeti gönderir ve ona Briseis'i geri vermeyi teklif eder. Ancak Akhilleus savaşa dönmeyi reddeder. Bu sırada Troya kahramanı Hektor, Yunan gemilerini yakmıştır. Dostunun ölümü Akhilleus'un savaşa girmesine yol açar. Yeni silahlarını kuşanarak Hektor'la teke tek bir mücadeleye girişir ve Hektor'u öldürür. Ölüsünü bir arabaya bağlayarak Troya çevresinde sürükletir. Sonunda merhamete gelip Hektor'un cesedini babası Troya Kralı yaşlı Priamos'a verir.

Odysseia; İlyada bir olayın, Odysseia bir kişinin yani Ithaka kralı Odysseus'un destanıdır. Latin dünyasındaki adı Ulisex'tir. 24 bölümden oluşan destan, Odysseus'un Troya'dan ülkesine dönüş yolculuğunu anlatır. Olaylar burada da İlyada'da olduğu gibi belli bir kronolojik sıraya göre anlatılmaz. Odysseus evinden 20 yıl uzak kalmıştır. Dönüş yolculuğunda gemisi parçalanır ve Ogygia adasında nymphe Kalypso tarafından alı konur. Destanda Odysseus'un ülkesi Ithaka'da olup bitenlerde ahlatılır.Sadık karısı Penelope sabırla kocasının dönüşünü beklemiş, oğlu Telemakhos büyümüş, babasını aramak için yolculuğa çıkmıştır. Destan, Odysseus'un ülkesine dönüşü ve kendisini bekleyen karısına kavuşmasıyla sona erer.

kaynak: ilyada, Arkadaş Yayınevi, çeviri: Fulya Koçak, mayıs 2004

İlyada giriş kısmı: (Çeviri: Azra ERHAT ve A.Kadir)

Söyle tanrıça, Peleusoğlu Akhilleus'un öfkesini söyle,
Acı üstüne acıyı Akhalara o kahreden öfke getirdi,
Ulu canlarını Hades'e attı nice yiğitlerin,
Gövdelerini yem yaptı kurda kuşa.
Buyruğu yerine geliyordu Zeus'un,
İlk açıldığı günden beri araları,
Erlerin başbuğu Atreusoğlu'yla Tanrısal Akhilleus'un.

Onları birbirine düşüren hangi tanrı?
Apollon, Leto ile Zeus'un oğlu.
Atreusoğlu Tanrının Duacısı Khryses'i saymadı diye,
İnsanlar Kırılıp gidiyordu birbiri ardısıra.
Khryses, kurtarmak için Akhaların elinden kızını,
Bir yığın kurtulmalıkla gelmişti tezgiden gemilerine,
Elinde okçu tanrı Apollon'un şeritleri sarılı altın değneği,
Bir bir yalvarıyor tekmil Akhalara,
Daha çok, orduları dizen Atreusoğlu'na yakarıyordu,
Güzel dizlikli Akhalar, Atreusoğulları,
Olympos'taki yüce tanrılardan dilerim,
Priamos'un ilini yerle bir edesiniz.
Sonra sağ salim dönesiniz evinize.
Alın bu kurtulmalıkları, verin kızımı bana,
Korkun Zeus'un oğlu Apollon'dan, sayın onu.

Tekmil Akhalar bağrıştı bir ağızdan:
Alınsın değerli kurtulmalıklar, duacıya saygı gerek.
Ama Atreusoğlu Agamemnon'un gönlünce değildi bu,
Tersleyip kovdu mu onu, şöyle buyurdu:
"Bir daha seni görmeyim ihtiyar,
Şu koca karınlı gemilerin yanında
..."

Menu