Marksizm

Siyaset ve ahlak; güncel veya gündelik kullanımda birbirine karşıt iki kavram… Oysa tersi geçerli olmamalı mı? Yani siyaset ile ahlak arasında zorunlu bir uyumluluk olmalıdır.
Siyasal kirlilik, tam da anılan bu ilişkinin tersten kurulmasıyla başlar ve derinleşir. Yani siyasetin ahlaksızlaşmasıyla…

Peki, siyaset niçin yapılıyor? Siyaset nedir, siyasetin amacı nedir?
Bu konuda genel geçer iddia; halka, hakka, devrime, gelecek ütopyasına hizmet biçiminde özetleniyor. Bu “hizmet” kavramı, kuşkusuz iktidar gerçeğini örten, meşrulaştıran ve özümseten bir işlev görüyor…
Siyaset, onun en örgütlü ve yoğunlaşmış ifadesi olarak iktidar, kendine göre bir siyaset kültürü ve ahlakı yaratıyor; bunu hukuksal bir temele de oturtuyor. Ancak hemen vurgulamalıyız ki, burada kurumlaştırılan ahlak, ahlaksızlığın ahlakı olmaktadır. Hedefe ve amaca varmada her yol ve yöntem meşru görüldüğünde ve bu, bir ideolojik temele oturtulduğunda kurumlaşan ahlak, ahlaksızlığın ahlakı değilse nedir?

Burjuva siyasetinin bir hedefi var ve bunu meşrulaştırmak için her araç kullanılır; bunun ahlakı ve hukuku da geliştirilir. Ama bunun sınırlarını ve şiddetini, sınıf ilişkileri ve çelişkileri, dış ve dış dengeler belirler ve etkiler… Daha önce kurumlaştırılan ahlak ve hukuk, ayaklarına dolanan bir engel olarak algılandığında egemen sınıflar ve onun devleti, bunları çiğnemekte sakınca görmez…

Ancak ne yazık, henüz tam iktidar olmamış sosyalist, devrimci iddialı grupların da bu siyaset tarzını ve ahlakını aşmadıklarını, dahası kimi durumlarda onun kötü bir karikatürünü oynadıklarını pratikleriyle sergilemektedirler... Konunun ayrıntılarına girmek bu yazının kapsamı dışındadır.
Bu genel çerçeveden şu noktaya gelmek istiyoruz:
Daha önce de yapılmakla birlikte, kimi itirafçıların ifşaatları gündem yapılmakta ve bunun üzerinden taraflar birbirini vurmaya, etkisizleştirmeye çalışmaktadırlar. Bundan daha çirkin, kirli ve en genel anlamda ahlaksız bir siyaset tarzı olabilir mi?

İtirafçılık nedir, itirafçı kimdir? Gündeme taşınan itirafçıların kimlikleri, pratikleri nelerdir ve şimdi hangi hesapların içindedirler?
Bu sorular yanıtlanmadan bir JİTEM “eskisini”, ya da bir MİT “eskisini” gündeme taşımak, bunların sözlerini çok önemli bir değermiş gibi sunmak ahlaksızlık zemininde, ahlaksızların sözcüsü olmaktan başka bir anlam ifade etmez…

İtirafçı, özü boşalmış, kendini kusmuş, kusmaya devam eden kişidir! Tek sermayesi, kendini var etme ve varlığını sürdürme, kendini pazarlama silahı, sadece ve sadece kusmuğudur! Bir daha yazalım, gazete manşetlerine taşınan, büyük gazetecilik örneği olarak sunulan, TV ekranlarında milyonların beyin sofrasına taşınanlar kusmuktan başka bir şey değildir.

“Kusmuk”, iğrenç bir şey, değil mi? Midemiz kaldırmıyor, kaldırmakta son derece zorlanıyor. Bu sözler de benim çok ağrıma gidiyor, doğrusu midem bulanıyor. Ama bunları bu kaba çıplaklıkta, başka bir ifadeyle iğrenç çıplaklıkta ortaya koymak durumundayız.

Birkaç yıldır Aygan adında bir JİTEM “eskisi”, itirafçı, kirli savaşın kirini pasını deşifre ediyor, daha doğrusu itiraf ediyor diye zaman zaman ortalığa çıkarılıyor. Kusmukları pazarlanıyor, siyaset aracı olarak kullanılıyor. Peki, bu adam bu kirli sürecin eli kanlı bir piyonu değil mi? Her yanı kirli olan bu kusmuklu katilin sözlerinde altın arayanların ahlakından söz edilebilir mi? Peki, bu adam ve bir piyon olarak hizmet ettiği özel savaşın kendisine yüklediği esas mesleğini hala icra ederek siz “akıllıları” parmaklarında bir oyuncak gibi oynatmıyor mu? Örneğin, Tuncay Güney, Selim Çürükkaya hakkında ipe sapa gelmez sözler edince A. Aygan da bunun üzerine balıklama atladı ve bunları doğrular nitelikte imalarda bulundu. Sadece bir soru: Bu, bir rastlantı mı? Yoksa üstlenilen rolün başka bir biçimde ve zeminde devamı mı? Bilemiyoruz, ama bu kişilerin kusmuk pazarlayıcıları olduğunu unutmamak, kirliliklerinin köprüsü olmamak gerekir. Bu itirafçı kişiler ve içinde bulundukları ilişkiler o kadar kirli ve güvenilmez ki bunların “ifşaatlarına” değer biçmek ve bunlardan bir şeyler beklemek, sadece kendi kendini kandırmak değil, ahlaki ve politik kirliliğin içinde debelenmekten başka bir şey değildir!

Bir toplum veya bir sistem kirinden pasından arınmak için bu kirin icracısı pisliklerinden medet umuyorsa, vay o toplum veya sistemin haline!
Temiz toplum iddiasında olanlar, öncelikle yöntemlerini, kullandıkları araçları temiz tutmak, bunların temiz olmasına büyük bir özen göstermek durumundadırlar. Yoksa şimdi yaptıkları gibi kirli ortamın kirini daha da kirletir, karmaşık hale getirir, ipin ucunun kaçmasına yol açarlar… Şimdi yapılan da budur.

Devrimciler, geleceğin özgür, eşit ve temiz toplum düşüne sahip olanlar, siyaset ile ahlakı, elbette bugüne kadar kurumlaşan ahlakı aşan, kendi düşlerini güncelde yeniden üreten ahlakı mutlaka uyumlu ve birbirini bütünleyen, besleyen kavramlar olarak algılamak ve yaşama geçirmek durumundadırlar!

kaynak:  Kızıl Bayrak, Sayı: 2009/07

Menu