18
Çrş, Tem

Maurice BLANCHOT

Yazar başkalarının kendi yapıtıyla ilgilendiğini görüyor, ama onların bu yapıta karşı gösterdikleri ilgi, bu yapıtı yazarın iç evrenini tam dile getiren şey yapan ilgiden çok ayrı bir ilgidir, ve bu ayrı ilgi yapıtı değiştirmekte, onu, yazarın ilk yetkinliği artık tanıyamaz olduğu başka bir şey durumuna getirmektedir. Yazarın yapıtı artık ortadan kalkmakta, başkalarının yapıtı olmaktadır o, içinde başkalarının bulunduğu ama artık yazarın bulunmadığı bir yapıt olmaktadır, değerini başka betiklerden alan, onlara benzemediği ölçüde özgün olan, onların bir yansıması olduğu için anlaşılabilen bir betik. Yazar bu yeni aşamayı ihmal edemez öyleyse. Yukarıda da gördüğümüz gibi ancak yapıtında var olmaktadır yazar, ama yapıtın var olması, ancak genel, yabancı, gerçeklerin çarpışmasıyla kurulup bozulan bir gerçeklik durumuna gelebilmesine bağlıdır. O zaman yazar yapıtının içinde bulunur, ama bu kez de yapıtın kendisi yitip gider. Deneyimin bu noktası özellikle sonuldur (critique). Bu noktayı aşmak için, işin içine birtakım yorumlar girer. Örneğin, yazar, dış yaşamdan elverdiğince uzak tutarak, yazılmış olan şeyin yetkinliğini korumaya çalışır. Yapıt, yazarın yapmış olduğu şeydir, yoksa, dünya piyasacınca satın alınan, okunan, didiklenen, övülen ya da yerilen betik değildir.

Öyleyse nerede başlar, nerede biter bir yapıt? Hangi anda var olur? Onu genel, kamusal kılmak neden? Yapıtta, katıksız “ben”in yüceliğini korumak gerekiyorsa, öyleyse onu dışa vurmak, herkesin malı olan sözcüklerle gerçekleştirmek neden? Boş bir nesne ve can veren bir yankıdan başka bir şey yaratmadan, neden kapalı ve gizli bir içtenliğe çekilip kapanmamak? Başka bir çözüm yolu da şu olabilir: Yazar kendi kendini yok etmeyi, ortadan kaldırmayı kabul eder; o zaman da o yapıtta tek önemli olan o yapıtı okuyan olur. Yapıtı yapan okuyucu olur; okumakla yapıtı yaratır okuyucu; yapıtın gerçek yazarı okuyucudur, yazılmış olan şeyin bilinci ve yaşayan özüdür o; bundan dolayı da tek bir amacı vardır: Bu okuyucu için yazmak ve onunla kaynaşmak. Umutsuz olan bir girişimdir bu da. Okuyucu kendisi için yazılmış bir yapıt istemez çünkü, içinde bilinmedik bir şey, arı bir gerçek, kendisini değiştirebilecek başka bir ruh bulabileceği bir yapıt ister.

Bir topluluk için yazan yazar, aslında yazmıyordur: asıl yazan bu topluluktur, bundan dolayı da bu topluluk okuyucu olamaz artık. Okunmak üzere yazılmış yapıtların saçmalığı buradan geliyor işte; kimse okumuyor onları. Başkaları için yazmanın, başkalarının sesini duyurtmak, onları kendilerine buldurtmak için yazmanın tehlikesi buradadır işte. Başkaları, kendi seslerini değil, bir başkasının sesini, gerçek gibi doğru, derin, tedirgin edici bir ses duymak ister çünkü.


çeviren: Tahsin Saraç

Menu