16
Pzt, Tem

Mitoloji

Asırlar boyunca Zağrosların en sarp bölgelerinden birinde, Kelaşin geçidinde dikili olan 2 metre boyundaki taş yazıtın sırrı bilinmiyordu. 3 bin metre yüksekte dikilen ve Kelaşin Taşı olarak adlandırılan yazıt, 1828’de ilk kez keşfedilmesinin ardından 100 yılı aşkın bir süre adeta gizini korumak için direndi. 1961 yılında yazıt tamamen çözüldüğünde ilginç bir gerçek ortaya çıktı. Yazıt lanetliydi…
Kürdistan 19. yüzyılın başından 20. yüzyılın ortalarına kadar Batı dünyasından çok sayıda kaşif, arkeolog ve gezginin akınına uğradı. Tarihe beşiklik yapmış bu coğrafyada ilkçağ uygarlıklarına ait eserler Batılıların büyük ilgisiyle karşılaşıyordu. Bu dönem aynı zamanda büyük bir yağmanın yaşandığı bir dönemdi. Kürdistan’daki çok sayıda tarihi eser Avrupa’ya kaçırıldı.

19. yüzyılda Kürdistan’daki tarihi kalıntılarla ilgilenen isimlerden biri de Fransa Orient Vakfın’dan Friedrich Eduard Schulz’tu.

Almanya’nın Giessen Üniversitesi’nde genç bir felsefe profesörü olan Schulz, dönemin en çok gelecek vadeden bilim insanları arasında gösteriliyordu. Schulz, doğu bilimlerine duyduğu ilgi ve Paris’ten gelen davet üzerine Fransız Orient Vakfı için çalışmalara başladı.

1826’da Kürdistan’a gelen Schulz ilk olarak Van ve çevresinde kazılar yapmaya başladı. Bu kazılar sonucunda bir Bronz çağı yerleşkesi olan Behura’nın kalıntılarına ulaşıldı. Schulz’un çalışmaları Urartularla ilgili ilk bulguların ortaya çıkarılmasına hizmet etti.

SCHULZ OSMANLI AJANI DİYE ÖLDÜRÜLDÜ

Schulz 1828-29 yılları arasında İran ve Kürdistan’ı kapsayan bir geziye çıktı. Bu gezide Schulz, Kelaşin geçidindeki Urartu taş anıtını keşfetti. Kelaşin taşı olarak adlandırılan bu anıttaki yazıları inceleyen ve bunların tümünü kağıt üzerine geçiren Schulz, Başkale’ye geçti.

Schulz burada köylülerle konuştu ve elindeki deftere notlar aldı. Bu durum Hakkari Miri Nurullah Bey’in kulağına kadar gitti. Schulz, kendisinin Osmanlı hesabına çalışan bir casus olduğuna inanan Nurullah Bey’in talimatıyla öldürüldü. Schulz’un yanındaki belgelerin büyük bir bölümü de kayboldu.

Nurullah Bey de 1847 yılındaki Bedirhan isyanına katıldı ve isyanın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından 1849’da teslim oldu ve sürgüne gönderildiği Girit’te öldü.

38 KİŞİNİN CESETLERİ PARÇALANMIŞTI

Aynı dönemde Kürdistan’ı dolaşan kaşiflerin arasında İngiliz Asurolog Sir Henry Crexwicke Rawlinson da vardı. Rawlinson Irak tarafından gelerek Kelaşin’e ulaştı. Ancak hava çok soğuktu ve Kelaşin taşının üstü buzla kaplanmıştı. Bir süre bölgede kalan ve birden fazla kere Kelaşin taşının üzerindeki yazılara ulaşma yolunu arayan Rawlinson hep dondurucu soğuk engeline takıldı.

Rawlinson’un da Kelaşin’den eli boş dönmesinin ardından Alman oryantalist R. Rosch da Kelaşin taşına ulaşmak için yola çıktı. Rosch yanındaki 38 kişiyle birlikte Kelaşin’e ulaştı ancak bir daha inemedi. Rosch ve yanındakilerin cesetleri kurşunlanmış ve parça parça edilmiş bir halde bulundu.

Bu olaydan sonra Batılı arkeologlar uzun süre kendilerine rehberlik edecek insanlar bulmakta zorluk çektiler. Atalarından bu yana lanetli bir yer anıt olarak bildikleri Kelaşin taşının ona her dokunana uğursuzluk getirdiğine inanılıyordu. Üzerindeki yazılar bir türlü okunamıyor ve çözülemiyordu. Kelaşin taşı adeta kendi kendini koruyordu.

ŞANSSIZLIK MI LANET Mİ?

1857 yılında Alman oryantalist Otto Blau da Kelaşin Taşını keşfe çıktı. Yanında adeta bir orduyla bölgeye gelen Blau, Kelaşin Taşının üstündeki yazıları bir kalıba çıkararak kopyaladı. Blau büyük bir iş başardığını düşünüyordu ancak kalıp ovaya indirilirken yolda kırıldı. Blau yeni bir kalıpla yeniden Kelaşin Taşına ulaşmayı düşündü ancak gelen acil bir mektupla Trabzon’a gönderildi.

Bir diğer Alman oryantalist Waldemar Bleck, 1891 yılında Kelaşin Taşına ulaşmak istedi. Ancak yolda Kürt süvarilerinin saldırısına uğradı ve canını zor kurtardı. Bu saldırıda Bleck’in yanındaki 15 kişi öldürüldü.

1892’de Belck, bir diğer oryantalist Lehmann-Haupt ile birlikte Kelaşin Taşına çıktı ancak bu kez de hava şartları taşın üzerindeki yazıların okunmasına izin vermedi. Kelaşin Taşı buz tutmuştu. Bu olaydan sonra bir kez daha saldırıya uğrayan Bleck bir daha Kelaşin Taşının dikili olduğu geçide geri dönmedi.

TAŞIN GİZEMİ ÇÖZÜLÜYOR

1951 yılında ABDli arkeolog George Cameron’a kadar bir daha çok az kişinin yolu Kelaşin geçidine düştü ve onlar da diğerleri gibi başarısız oldu. Cameron tarihte ilk kez Kelaşin Taşı üzerindeki yazıları tamamen lateksle kaplama suretiyle tamamen kopyaladı ve incelenmek üzere kopyayı Michigan Üniversitesi’ne gönderdi.

Yazıların incelenmesi 10 yıldan fazla bir süre aldı. Kelaşin Taşı üzerindeki yazıları inceleyen bilim insanları şaşırtıcı bir gerçekle karşılaştı. 2760 senedir 3 bin metre yüksekliğindeki Kelaşin geçidinde ayakta duran yazıt lanetliydi.

Yazıt Urartu kralı İşpuinis tarafından M.Ö. 802 yılında dikilmişti. Kral, Kelaşin geçidinden geçtiği sırada savaş tanrısı Haldi’nin tapınağının bulunduğu Musasir şehrinin fethinden dönüyordu. Yazıtın bir tarafına Urartu diğer tarafına da Asuri dilinde, Musasir’in nasıl fethedildiğini, tanrı Haldi’ye ne kadar kurban sunulduğu anlatılıyordu.

YAZITIN LANETLENDİĞİ CÜMLELER

Yazıt İşpuinis tarafından şu sözlerle lanetlenmişti:

“Aluse tulie (her kim ki bu yazıtı yok ederse)
Aluse pitulie (her kim zarar verirse)
Aluse iphulie (her kim kırarsa)
Aluse qiuraedi sepulie (her kim toprağın altına gömerse)
Aluse husulie (her kim suya atarsa)
Aluse ini pulusi esini suidulie (her kim onu yerinden sökerse)
Aluse kaini serdulie (her kim onu güneşten saklarsa)
Aluse ainiei inili dulie (her kim başkasını <> cesaretlendirirse)
Aluse giei inukani esinini siulie (her kim buradan bir şeyi taşıyıp götürürse)
(…)
turunini haldise mani (Haldi’nin gazabı üzerine olsun).

Cameron’un taşın gizemini çözmesinin ardından bir İtalyan arkeolog yanında adeta bir orduyla 1976 yılında Kelaşin geçidine giderek yazıt üzerinde incelemelerde bulundu. Ancak bu araştırma Cameron’un çözümünden farklı bir sonuç vermedi.

İRAN KELAŞİN TAŞINI URMİYE’YE KAÇIRDI

Kelaşin Taşı, 1980 yılında başlayan İran-Irak savaşı sırasında İran ordusu tarafından yerinden söküldü ve Urmiye’ye götürüldü. Yazıt savaşın bitiminin ardından Urmiye Arkeoloji Müzesinde sergilenmeye başladı. Lanetli yazıt halen de bu müzede bulunuyor.

Kimilerine göre 1980 yılına kadar ayakta kalan yazıtın artık gücü tükenmişti. Kimilerine göre kendini koruyan ellerdeydi şimdi. Kimilerine göre ise taşın laneti yeniden ortaya çıkacağı ve Kelaşin geçidine geri döneceği günü bekliyor.

Kaynak: ANF

 

Menu