Psikoloji

Beş yaşındaki Aysun, annesinin tuvalet masasının önüne oturmuş, annesinin rujunu dudaklarına sürüyordu. Babası Yılmaz Bey bütün olgunluğunu aşan bir tuhaflıkla içeri girerek sakinleşmeye çalıştı. Bunda ne vardı ki? Bütün kız çocukları bir yaşa gelince annelerinin makyaj malzemesini kullanmaya heves etmezler miydi?

Jale Hanım'a döndü: Aysun'u gördün mü? İçeride makyajını yapıyor, istersen git de bak. Jale Hanım gülümsedi: Benim gitmeme gerek yok, o buraya gelir, yaptığını bize göstermeden durabilir mi? dedi. Gerçekten de biraz sonra Aysun kırıtarak içeri girdi: Nasıl, güzel olmuş muyum?

Makyajın yüzyıllar boyunca süren egemenliği Aysun'un bu sorusunda mı saklıydı? Güzel oldum mu? Her kadının ruhunun derinliklerinde bu sorular mı yatmaktadır? Güzel miyim? Daha güzel olabilir miyim? Çekici miyim? Etkili miyim? Aranan bir kadın mıyım? Kozmetik endüstrisi bütün gücünü bu sorunun yanıtı olabilmek için harcamıyor mu? Bu büyülü endüstrinin kimya dünyasını cesaretle altüst etmesi, bitkilerin içinde olup biteni araştırması, renkleri, kokuları birbiriyle karıştırıp yeni uyumlar araması hep kadınları daha güzel, daha çekici, daha etkili, yapmak için değil mi?

İ.Ö. 4000 yıllarında yaşayan Mısırlı kadınlar gözlerini daha da büyük, daha da siyah gösteren boyaları kullanırken, bir ressamın yaptığı resimlere gösterdiği özeni gösteriyorlardı. Sonradan I. Negade dönemine ait araştırmalarda bu maçla kullanılan boya paletleri ve makyaj çanakları bulunacaktır. Gene İ.Ö. 3000 yıllarında yaşamış Kral Naramsin'in Tell Brak'taki saray kalıntıları içinde, kadınların süslenmesine yarayan çanaklara ve benzerlerine rastlanacaktır. Romalı kadınlar da, katıldıkları yemeklerde gözlerinin daha büyük, daha siyah görünmesi için bir bitkinin özsuyunu gözlerine damlatacaklar, gözbebekleri genişleyecektir. Bu bitki de adını bu olaydan alacaktır: Bella-donna (Güzel kadın).
Ama güzelleşmenin tarihi, kadınlar için birçok sıkıntının da tarihidir. Kadınların ince belli görünmek için giydikleri sıkı korseler, kabarık etekliklerin takıldığı çemberler, Çinli kadınların ayaklarının küçük olması için giydikleri demir kalıplar, Afrikalı kadınların ait dudaklarını büyütmek için çektikleri çileler hep bu amaç için katlanılan sıkıntılar değil miydi? Kadınların özgürleşmesinde bu başkası için güzel olmak amacına artık pek kulak asmamak tavrı da yok muydu? Bugün bile güzellik fizik ölçülerle değerlendirilse de etkileyen kadın, artık rakamların şifresinde değil de kadının gizli özel etkisinde aranmıyor muydu? Takvim yapraklarını süsleyen pinup kızları belki gene uzak yol denizcilerinin kamaralarına asılıyor olsa da, günümüzün erkeği de giderek kendisini anlayan kadını aramıyor muydu?

1930'ların ünlü göz süzen kadını günümüzde yerini dostça bakan kadına bırakmamış mıydı? Kadının doğallaşması elbette makyaj kavramını da değiştirecekti. Makyaj da kadının kendini resimleştirmesi olmaktan çıktı, kişiliğinin renkleri, çizgileri oldu. Burada pek farkedilmeyen büyük bir dönüşüm gerçekleşmiştir.

Kadın makyajın bir parçası, olmaktan çıktı, makyaj kadının bir desteği oldu. Bu da makyajın psikolojik yanıdır. Ancak büyük makyaj sanatçılarının ulaşabileceği bir yeni kavram: Kişiliğin tamamlayıcısı olan makyaj.

Kuşkusuz burada önemli olan, kadının gizli kişiliğini farkedebilmektir. Makyajın güç yanı da budur. Bir makyaj uzmanının öncelikle yaratıcı bir psikolog olması bundan gereklidir. Kadının görünen kişiliğinden çok daha önemli olan kadının gizli kişiliğidir. Ustalıkla yapılmış makyaj, işte bu derindeki kadını yakalayabilmektir. Onun için de makyaj ustası bunu yakalayan büyücü olmak zorundadır. Kadın da kendi makyajını yaparken bu süreçleri yaşar.

Makyaj tiyatro sanatının bir parçası olarak gelişmiştir, bu da boşuna olmamıştır. Her makyaj insana değişik kişilikler kazandırabilir. Makyajla iyiyi, kötüyü, güçlüyü, güçsüzü, mutluyu, mutsuzu, genci, yaşlıyı anlatabilirsiniz.

Makyaj tiyatroda bir ileti aracıdır ama hayatta da öyle değil mi? Kadının makyajı gerçekte içindeki kendisini anlatmıyor mu?

-Bilmem, hiç böyle düşünmemiştim ama galiba haklısınız. Belki de makyajla gerçekten kendimizi anlatıyoruz. Şimdi siz söyleyince düşünüyorum da, kendimi iyi hissettiğim zamanlar başka bir makyaj yapıyorum, kötü hissettiğim zamanlar başka bir makyaj.
-Nelerin farklı olduğunu söyleyebilir misiniz?
-Neler mi? Belki renkler farklı oluyor. İyi olduğum zamanlar sanırım daha parlak renkler kullanıyorum.
Özellikle kırmızıyı kullanıyorum. Ama her zamanki makyajımdan çok farklı olmamaya da dikkat ediyorum.
Daha açık tonda bir renk seçiyorum. Çizgiler de farklı oluyor sanırım. Daha belirgin, daha açık çizgiler.
Bir de makyaj için duyduğum istek farklı oluyor. İyi olduğum zaman daha istekli oluyorum. Bilmiyorum bunun da önemi var mı?
-Var ya. Özellikle istek önemli. Bakın, dikkat etmişsinizdir, bir kadının bugün canım hiç boyanmak istemiyor dediği zamanlar vardır.
-Evet doğru. Bunu nereden biliyorsunuz?
-Neden bilmeyeyim? Böyle bir sorunun yanıtı kadınlar için depressif durumun gerçek bir ölçütü olabilir.
Erkekler için de bunun karşıtı tıraş olmak istememektir. Hiç düşünmüş müydünüz?
-Hayır. Bunun tembellikle ilgili olduğunu sanıyordum.
-Doğrudur, tembellikle ilgilidir. Ama tembellik neyle ilgilidir? Bir şeyi yapmak istemek ya da istememek basit bir davranış olarak görünür ama değildir. İnsanın her davranışının altında sanıldığından daha karmaşık bir ruhsal
mekanizma vardır. Biz sadece sonucu yorumlamak kolaylığına kapılırız. Kendimizi tanımak da bunun için kolay değildir.
-Peki, ya makyaj yapmayı özellikle istediğiniz zamanlar? O zamanlar da bir şeyi mi anlatıyor?
-Evet, o zamanki davranışımız da bir şeyi anlatıyor. Öncelikle umutlu olmak istediğimizi anlatıyor. Bir şeyi beklediğimizi ya da bir şeyleri umut ettiğimizi anlatıyor. Belki de birçok şeyi değiştirmek istediğimizi anlatıyor. Belki hayatımızı değiştirmek istiyoruz, belki kendimizi değiştirmek istiyoruz, belki de başka şeyleri. Ama insan hep bekleyiş, hep arayış, hep değişim değil mi?
-Desenize makyaj deyip de geçiverdiğimiz şey?
-Makyaj deyip de geçiverdiğimiz şey mi? Bunu söyleyemeyiz. İnsanlar makyaj deyip de geçivermemişler. Eski Mısırlı kadından günümüzdeki Japon kadınına kadar yaşayan bir şey çok önemli demektir. Japon kadınlarının çok makyaj yaptıklarını bilir misiniz?

Onlar için süslenmek diğer insanlara saygı duymanın ifadesidir. Bizim kültürümüzde de makyajın çok önemli olduğunu bilirsiniz. Allıklar, düzgünler, rastıklar hep böyle bir özeni açıklamıyor mu?
-Gerçekten doğru. Makyaj olayına hiç böyle bakmamıştım.
-Her olay bize insanı gösteriyor. Makyajın tiyatrodaki önemi de bu, sinemadaki yeri de bu, günlük hayatımızdaki özelliği de bu.
-Makyaj sandığımızdan daha önemli.
-İnsan sandığımızdan daha önemli. Belki de makyajdan önce kendimizi düşünmemiz gerekiyor. Kişiliğimizi, sıkıntılarımızı, arayışlarımızı, neleri değiştirmek istediğimizi. Makyaj belki de bir örtme, saklanma isteği. Neyi örtmek istediğimizi, neyi saklamak istediğimizi düşünelim. Hayatı yaşamakla, oyun oynamak arasındaki farkı görelim. Yaşadığımız hayatın yüzümüzün renklerinden, çizgilerinden daha önemli olduğunu görelim. Belki o zaman makyaj bizim bir parçamız olabilir. Bizim kişiliğimizin tamamlayıcısı olabilir. Belki o zaman makyajın bizi değiştirmesini beklemez, biz makyajı değiştiririz.

Ne dersiniz, bir de öyle düşünelim mi?

Makyaj Deyip Geçerken | Dr. Erdal Atabek

Menu