Türkiye'den Öyküler

O gün Noel’di ve Rebecca uzun yıllardır Noel kutlamalarından nefret ediyordu. Mesai bugün erken bitecek olsa da bu onu mutlu etmeye yetmiyordu. O gün her zamankinden daha da asık suratlı göründüğünün farkında bile değildi. Yan masada çalışan Jannet, ondaki bu huzursuzluğu fark etmiş olacaktı ki, ağzından laf alabilmek umuduyla ona takılmaya çalıştı. “Anladım, bir yaş daha alacağın için Noel’e mutsuz giriyorsun”

Rebecca, Jannet’ in diline düşmenin lağım çukuruna düşmekten beter olacağını bildiğinden onun söylediğini onaylayan bir ifade ile kafasını salladı.

Daha da inandırıcı olmak için çalıştığı kumaş makinesini düğmesine basarak durdurdu. Jannet’ e dönerek eline beline koydu: “ Erkekler yaşlandıkça daha olgun ve hoş görünürken, biz kadınlarda neden bu iş tersine işler ki sanki”

Jannet’ in attığı şuh kahkahanın salonu inletmesinden, Rebecca rolünü ne kadar iyi  oynadığını anlamıştı.

Mesai bitmiş bütün işçiler birer birer soyunma odasının yolunu tutmuştu. Rebecca tulumunu çıkarıp sivil kıyafetlerini üzerine geçirdiğinde dolabının aynasında gözü kendine takıldı. Ne kadar da solgun görünüyordu. Rengi sapsarı kesilmişti. Günlerdir yarı aç gezdiğinin ayrımına vardı. Keyifsizliğini ilk etkileyen şey her daim iştahı oluyordu. Derhal allığını çantasından çıkarıp birkaç fırça darbesiyle yüzünü pembeleştirmeye çalıştı. Evet, böyle daha iyi görünüyordu.

Yüzüne yapıştırdığı emanet tebessüm servis otobüsünde de duruyordu . Otobüsteki tüm mesai arkadaşlarını Noel heyecanı sarmıştı. Kadın erkek tüm işçiler birbirlerine gece ile ilgili planlarından bahsediyorlardı. Konuşulanlar Rebecca’ nın kulağında giderek koca bir uğultuya dönüşüyordu.

Tekstil fabrikasında işçi olmanın pis bir yanı vardı. Rebecca her gün eve saçı başı iplik tozları içinde gelirdi. Bu yüzden her zaman olduğu gibi o gün de eve gelir gelmez ilk işi duşa girmek oldu.

Suyun sadece vücudunu değil ruhunu da arındırdığına dair garip bir inancı vardı. Özellikle kendini kötü hissettiği zamanlarda banyoda kaldığı saatler uzadıkça uzardı.

Birkaç gün evvel Noel yemeği için alışverişini yapmıştı. Sevgili çocuklarının o geceye mahsus  istedikleri  yemek ve pastaları hazırlayabilme telaşıyla akşama kadar mutfakta kaldı.

Çocuklarını mutlu etmek onun tek gerçeğiydi. O özenle yemekleri hazırlarken çocuklar sık sık mutfağa gelip annelerinin yanaklarından defalarca öpüyorlardı. Rebecca o anda çocukları için canını verebileceğini düşündü. Bu defa günün tek sahici gülümsemesi yüzüne yayılmıştı.

Hava karardığında her şey hazırdı. Çocuklar masanın ve süslenmiş Noel ağacının etrafında dört dönerek şen kahkahalar atıyorlardı. Nihayet masaya oturmuşlar ve hep beraber dua etmeye başlamışlardı. Thomas, babasının yemeğe katılmayacağından o kadar emindi ki bir an annesine dönüp “ boşuna beklemeyelim anne, bence babam yemeğe gelmeyecek, çok acıktık hem” dedi.

Rebecca herkesin neşesini arttırmak gayretiyle Noel şarkıları söyleyerek servise başlamıştı. Güzel bir sohbet eşliğinde yemeklerini yediler. Sonra Noel ağacının etrafında toplanarak birbirlerine hediyelerini sundular. Yeni yıl dileklerini dilediler.

Çocuklar yattıktan sonra Rebecca kendini camın önündeki kanepeye attı. Perdeyi sonuna kadar açmıştı. Dışarıda kar yağıyordu. Bir Noel gecesi için sokak fazla sessiz gelmişti ona. Sokak lambasın önüne düşen kar tanelerini saatlerce duygusal bir filmi izler gibi gözyaşları ile izledi.

Kalkıp bir fincan kahve alarak tekrar aynı yerine oturdu.   Yorgun ama huzurlu hissetti kendini. Kocasının eve gelmediği akşamlarda kendisinin ve tüm evin ne kadar da huzurlu olduğunu fark etti.

Bu gece onların evlilik yıldönümüydü. Her Noel’de huzursuz olurdu fakat bu gece bir nebze daha huzurluydu.

“Herkes huzur verir fakat kimileri sadece gelmediğinde..” diye mırıldandı.

Herkes huzur verir | Nilgün Can

Menu