19
Prş, Tem

Türkiye'den Öyküler

Suya daldırıp çıkardı. Islak tüyler topaklandı. Sessizlik. Avuçlarında bir titremeye dönüştü ıslaklık. Leyla’nın gözleriyle buluştu, iki yuvarlak karartı. Ağlıyor mu ne? Karnından gelen kımıl kımıl bir nefret. Tekrar etti ilk hareketi. Suyla buluşan canlı çırpındı. Havayla buluştuğunda koca bir miyavlamaya dönüştü tüm sesler.

Yavru kedi, kurtuldu Leyla’nın elinden. Korkuyla köşeyi döndü, gözden kayboldu. Taze iki tırnak izi kaldı geride. İzlerin sayısı artık sayılmıyor. Öc almak bu mudur ki?

Alkol kokan koca bir devdi baba. Koca eller, altın suyuna batmış gibi sarı kalın tırnaklı ayaklar, koca ayaklar, eksik dişler. Sallanan bir devdi baba. Sallandıkça annesi korkardı üstüne düşmesinden. Düşerdi de çoğu zaman. Ezilirdi annesi. Sonra ağlardı. Her gün ağlardı. Yemek yaparken plastik havanda sarımsak ezerdi. Bulaşık yığını, yanık kokusu. Annesi dalgın. Çok uzaklardadır o. Hep uzaklara gider ve orada kalmak ister. Eksik kalanlar bir az olsun tamamlanır. Bir an. Sonra yiter. Saçlarından çekip alır onu babası, gerçekliğe sürükler. Ocak tüter. Buna da şükürdür. Annesi hep şükür. Baba incir ağacı.

Öğretmen cin demeyin dedi. Yoksa gelirlermiş. Ben hep söylüyorum. İstemeden, içimden defalarca tekrarlıyorum. Cin cin cin… engel olamıyorum. Gelirler mi anne? Geceleri hep aklıma geliyor. Kaçırırlar mı beni de? Kaçırıyorlarmış. Nereye götürürler ki acaba? Buradan daha mı kötüdür?

Kimileyin, babası sızardı gecede. Sokaklarda bir yerlerde. Yalnızlık. Annesinin kollarına bırakırdı kendini Leyla. Sandığın bilinmeyen bir yerinde bir kitap, eğrilmiş gözlük.Bir ayindi satırlar. Yalnızca yalnızlıklarında gün yüzü görürdü külkedisi. Öğretmen edalı annesi nereye saklanır. Uzun zaman uyur sonra uyanır. Sarı Hatice gibi heceler o da. Bütün sınıf güler Hatice’ye, Leyla güler. Annesini dinlerken ciddileşir. Yağmurlar yağar. Uykunun kollarına bırakır kendini Leyla.

Kara böcekler yürürdü gecede. Ahşap zeminde ayak seslerini dinlerdi Leyla. Kaygan, ıslak siyahlık. Yüklük karanlık. Penceresiz, kapı duvar. Oğlanlarla oynamak yasaktı. Biraz ışık olsa, Leyla karanlığa alışsa. Sesleri dinledi. Tek bir böceğe dönüştü. Koca dev. Ağzını açmış yasak dedi. Vücudunda gezinen küçük ayaklar, kendine sarıldı Leyla. Yalnızca kendine, hep kendi. Yasak. Gördü Leyla, hak etmek neydi öğrendi.

Anne sen hep hak ettiğini alıyorsun, ben hak ettiğimi. Allah baba mı? Allah erkek mi? Öğretmen dedi ki, düşünmeyin onu. Yanarmışız. Hayal etmek yasak, ama ben düşünüyorum anne. Hep gözümün önüne geliyor. Elleri, ayakları yok, burnu yok. Yalnızca göz. Bulutlar gibi yayvan, hafif. Yanar mıyım? Engel olamıyorum.

Gökyüzü yarılmıştı o gün. Kızgın. Babası gene zırlıyor diyor annen. Annesi camda. Yağmur yanaklarından, saçlarından sızıyor. Bakışları donuk, iki madeni para. Sigara dumanı, anason kokusu. Annesi camda. Gözleri biraz önce bir otobüse atladı ve gitti, çok uzaklardalar şimdi. Sonra, sonrası boşlukta. Revan oldu annesi. Kanadı kırık bir serçe çırpındı taş zeminde. Yağmur yıkadı sokağı, kalabalık vahlandı, yıkandı. Hakkın rahmeti. Gün gören var mıydı?

İyilik Yapmalıyım. O zaman severmiş beni Allah. Sevap yazarmış defterine. Ben kötü müyüm anne? Öyle söylüyor Ademler. Bin iyilik dahi silemezmiş. Kalem, kâğıt, silgi. Böyle düşlememiştim onu ben. Öğretmen gibi. Notlarım hep kırık oysa. Kalbim. Karşılıksız seven yok mu?

Ben kalp kırmıycam anne.

Hep sevap,

hep sev.

Beyaz bir leylak taktı yakasına Leyla. Beyaz önlük, başına kep. Duvarda sus işareti. Makineye bağlı hayatlar. Yüzünde silinmeyen bir gülüş, yapışık. Nereye baksa, kimle konuşsa. Oysa cam kırıklarını toplayıp bütünleyemedi, kanadı. Nereye dokunsa bir sızı. Kime yaklaşsa yalnızlık.

Mevsimsiz çilekler gibi tatsız hayat.

“Başkasına anne demem ben.”
Gene karanlık. Yüklük, zifir. Ağulu bir sızı her yanında. Kapıya yapışıyor Leyla, avazı çıktığınca bağırıyor: Annee
“Ben sana yola gelir demiştim.”
Yüzüne bir gülüş yapıştırdı Leyla ve hiç çıkarmadı.  Yola geldi. Dikenler battı. Canı yandı, yürüdü.
“Bugün öğretmen..”
“Bırak şimdi öğretmeni de buz getir bana. Annenle şöyle karşılıklı.”

Sıktı dişlerini, içinden tekrarladı defalarca. O benim annem değil, annem değil o, annem değil .

Gece, nöbet. Beyaz bir sessizlik dört yanı. Cebinde iğne. Yaklaşıyor yatağa. Makinenin düzenli bitkisel sesi. Bir umut, küçücük bir ışık. Çaresizce bekleyiş. Az sonra sona erecek Leyla’nın ellerinde. Leyla’nın usta elleriyle buluşuyor İğne, çıkıyor saklandığı yerden. İçinde kımıl kımıl. Tekrarlıyor o hareketi. Tüm sesler yitiyor. Her yer beyaz. Işık sönüveriyor...

Yiten Sesler | Özlen Yıldız

Menu