Vladimir İlyiç Lenin

"Kültürde ulusal" özerklik (ya da "ulusal gelişmenin özgürlüğünü güvence altına alacak kurumların yaratılması") denen planın ya da programın özü, her ulusal-topluluk için ayrı ayrı okullar kurulmasıdır.Açık, kapalı bütün ulusalcı kişiler (bundcular dahil) bu noktayı ne kadar örtmeye çalışırlarsa, biz onun üzerinde o kadar direnmeliyiz.Tek tek üyelerinin yerleşmiş olduğu yere bakılmaksızın (toprağı dikkate almaksızın — "ülke-dışı" özerklik terimi de buradan geliyor) her ulus, ulusal-kültürel işleri yöneten, birleşmiş, resmen tanınmış bir topluluktur. Bu işlerin en önemlisi de eğitimdir.Ulusal toplulukların oluşumuna (composition), yerleşme bölgesi ne olursa olsun her yurttaşın, şu ya da bu ulusal-topluluğa özgürce yazılmasıyla karar verilmesi, okulların şu ya da bu ulusa göre ayrılmasında tam bir kesinliğin, tam bir tutarlılığın güvence altına alınmasını sağlar.

Sorulması gereken soru, böyle bir bölünmeye, genel olarak demokrasi açısından ve özel olarak da proletaryanın sınıf savaşımının isterleri açısından izin verilebilip verilemeyeceğidir.

Böyle bir soruyu, hiç duraksamaksızın, kesinlikle izin verilemez diye yanıtlamak için, "kültürde ulusal özerklik" programının özünü yakalamak yeterlidir.

Başka başka uluslar tek bir devletin sınırları içinde yaşadıkları sürece, milyonlarca, milyarlarca iktisadi, yasal, toplumsal bağla birbirlerine bağlıdırlar. Eğitim, bu bağlardan nasıl ayrı tutulabilir? Bund'un çarpıcı saçmalık bakımından klasik olan formülüyle söyleyelim, eğitim, devletin "yetki alanının dışına" çıkarılabilir mi? Eğer tek bir devletin sınırları içinde yaşayan değişik ulusal-topluluklar, iktisadi bağlarla birbirlerine bağlıysalar, o ulusları "kültürel" ve özellikle eğitsel konularda sürekli olarak bölüp ayırmak saçma ve gerici bir şey olur. Tam tersine, okullar, gerçek yaşamda yapılan şeye bir hazırlık olsun diye, ulusal-toplulukları eğitim işlerinde birleştirme çabası gösterilmelidir. Bugün gördüğümüz şu: farklı ulusal-topluluklar, sahip oldukları haklar ve gelişme düzeyleri bakımından eşit değildirler. Bu koşullar altında, okulları, ulusal-topluluklara göre ayırmak, gerçekte, ister istemez, daha geri ulusların durumunu daha da kötüleştirecektir. Amerika'nın güneyinde, eski köle devletlerinde, zenci çocuklar hâlâ ayrı okullarda okumaktadırlar. Buna karşılık kuzeyde beyaz çocuklarla zenci çocuklar aynı okula giderler. Yakınlarda Rusya'da "Yahudi okullarının ulusallaştırılması", yani Yahudi çocukların, öteki ulusal-topluluklar çocuklarından ayrı okullara gitmesi için bir plan önerilmiştir. Bu planın, en gerici Purişkeviç çevrelerce ortaya atıldığını eklemeye gerek bile yok.

Kişi aynı zamanda hem demokrat, hem okulları, ulusal-topluluklara göre ayırma ilkesinin savunucusu olamaz. Dikkat edilsin ki, bu noktada konuyu yalnızca genel demokratik görüş (yani burjuva-demokratik) açısından tartışıyoruz.

Okulların, ulusal-topluluklara göre ayrılmasına, proleter sınıf savaşımı açısından çok daha şiddetle karşı koymalıyız. Belli bir devletin içindeki ulusal-topluluklar kapitalistlerinin, hangi ulustan olduklarını dikkate almaksızın tüm işçilere karşı yöneltilmiş olan anonim şirketlerde, kartellerde, tröstlerde ve imalatçılar derneklerinde, vb., en sıkı ve en yakın şekilde birleştiklerini bilmeyen mi var? Büyük işlerden, madenler, fabrikalar, ticari yatırımlardan, kapitalist çiftliklere kadar, herhangi bir kapitalist girişimdeki işçilerin, istisnasız her zaman, ırak, barış dolu, sakin köylerdekine bakışla, daha değişik uluslardan oluştuğunu kim bilmez?

Gelişkin kapitalizmi yakından tanıyan ve sınıf savaşımı psikolojisini daha derinden kavrayan kent işçileri —bunu onlara tüm yaşamları öğretir, hatta belki de analarının sütüyle birlikte emerler—, evet bu işçiler, okulları ulusal-topluluklara göre ayırmanın yalnızca zararlı bir tasarım olmakla kalmadığını, üstelik kapitalistlerin hilekarca bir dolandırıcılığı olduğunu içgüdüleriyle ve mutlaka anlarlar. Böyle bir düşünceyi savunurlarken işçiler bölünebilir, parçalanabilir, zayıflatılabilir ve alelade halkın okullarını ulusal-topluluklara göre ayırarak bu bölme, parçalanma, zayıflatma daha da ileri götürülebilir. Oysa çocukları özel okullara giden, özel tutulmuş öğretmenler tarafından okutulan kapitalistlerin, "kültürde ulusal özerklik"le bölünmesi ya da zayıflatılması hiçbir biçimde sözkonusu olamaz.

İşin aslında, "kültürde ulusal özerklik", yani eğitimin ulusal-topluluklara göre kesinlikle ve tümden ayrılması, kapitalistler tarafından değil (çünkü onlar henüz işçileri bölmek için daha kaba yöntemlere başvuruyorlar), Avusturya'nın oportünist darkafalı aydınları tarafından bulunmuştur. Darkafalılıkta ve ulusalcılıkta eşi bulunmayacak olan bu düşüncenin, karma nüfuslu demokratik Batı Avrupa ülkelerinden hiçbirinde izine bile raslanmaz. Böyle bir düşünce, umutsuzluk içinde kıvranan küçük-burjuvadan gelme bu düşünce, ancak Doğu Avrupa'da tüm kamu yaşamının, siyasal yaşamın küçük, rezilce bir kavgayla (daha da kötüsü sövgü ve dalaşmayla) gemlendiği, geri, feodal kilisenin siyasete egemen olduğu, bürokratik Avusturya'da ortaya çıkabilirdi. Kediyle köpek anlaşamadığına göre, hiç değilse, ulusal-toplulukları, eğitim konusunda kesinlikle ve açıkça ilk ve son kez olmak üzere "ulusal birimler" olarak birbirinden ayıralım! İşte "kültürde ulusal özerklik" denen budalaca düşünceyi yaratan psikoloji budur. Enternasyonalizmini aziz tutan bilinçli proletarya, incelmiş ulusalcılığın bu saçmasını hiçbir zaman kabul etmeyecektir.

Bu "kültürde ulusal özerklik" düşüncesinin Rusya'da ilkin yalnızca tüm Yahudi burjuva partileri tarafından, daha sonra (1907'de) çeşitli ulusal-toplulukların küçük-burjuva sol-narodnik partileri arasında yapılan konferans tarafından ve en son olarak da marksizme yakın grupların küçük-burjuva, oportünist öğeleri, yani bundçularla tasfiyeciler (sonuncular bu konuda doğrudan doğruya kesin bir adım atmakta çok çekingendiler) tarafından kabul edilmesi bir raslantı değildir. Devlet Duma'sında "kültürde ulusal özerklik"ten yana yalnızca, ulusalcılık hastalığına tutulmuş olan yarı-tasfiyeci Çhenkeli ile küçük-burjuva Kerenski'nin konuşması bir raslantı değildir.

Genel olarak, tasfiyecilerle bundçuların bu sorunda Avusturya'dan örnek göstermelerini okumak, oldukça eğlendirici. Her şey bir yana, çok-uluslu ülkeler içinde neden en geri olanı örnek alınıyor? Neden en ileri olanı örnek alınmıyor? Bu, bir anayasa modeli için yüzünü Fransa, İsviçre, Amerika gibi ileri ülkelere değil, ama daha çok Prusya ve Avusturya gibi geri ülkelere dönen kötü Rus liberallerinin, kadetlerin tavrıdır.

İkincisi, Avusturya örneğini aldıktan sonra, ulusalcı Rus darkafalıları, yani bundçular, tasfiyeciler, sol-narodnikler, vb., o örneği daha da berbat hale getirmişlerdir. Bu ülkede kendi propaganda ve ajitasyon çalışmalarında daha çok ve başlıca "kültürde ulusal özerklik" planını kullananlar bundçulardır (ve onlara ek olarak, bundçuların hiçbir zaman farkına varmaksızın izinden gittiği tüm Yahudi burjuva partileridir). Buna karşılık bu "kültürde ulusal özerklik" düşüncesinin ortaya atıldığı ülkede, Avusturya'da, bu düşüncenin babası Otto Bauer, kitabının özel bir bölümünü, "kültürde ulusal özerkliğin" Yahudilere uygulanamayacağını kanıtlamaya ayırmıştır.

Bu, Otto Bauer'in ne kadar tutarsız olduğunu ve kendi düşüncesine ne kadar az inandığını, uzun söylevlerden daha kesin olarak tanıtlıyor. Çünkü o (kendi toprağına sahip olmayan) tek ülke-dışı ulusu, ülke-dışı ulusal özerklik planının dışında tutuyor.
Bu da, bundçuların Avrupa'dan nasıl eski, modası geçmiş planları ödünç aldıklarını, Avrupa'nın yanılgılarını on kat artırıp, bir saçmalık noktasına "götürdüklerini" gösteriyor.

Oysa gerçek şu ki —bu da üçüncü nokta— Avusturya sosyal-demokratları, kendilerine önerilen "kültürde ulusal özerklik" programını (1899'da) Brünn kurultayında reddetmişlerdir; yalnızca ülkede sınırları ulusal olarak belirlenmiş bölgelerin birliğine ilişkin orta yolcu bir öneriyi kabul etmişlerdir. Bu orta yolcu önerge, ülke-dışılık ya da eğitimin ulusal-topluluklara göre ayrılması konusunda herhangi bir esas getirmiş değildir. Bu orta yolcu önerge çerçevesinde, (kapitalist açıdan) en ileri gitmiş, çok nüfuslu merkezlerde, kasabalarda, fabrikalarda, madencilik bölgelerinde, kırsal bölgelerdeki geniş malikanelerde, ulusal-toplulukların her biri için ayrı bir okul kurulmuş değildir.

Rus emekçi sınıfı, bu, gerici, zararlı ve küçük-burjuva milliyetçi nitelikte olan "kültürde ulusal özerklik" düşüncesiyle çarpışagelmiştir ve bunu sürdürecektir.

Za Pravda, n° 46 28 Kasım 1913. Collected Works,vol. 19, s. 503-507

(Türkçe çevirisi,Yurdakul Fincancı tarafından yapılmış ve "Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluş Savaşları" içinde [s: 95-99] yayınlanmıştır.Sol Yayınları, İkinci Baskı, Ekim 1993 -Birinci Baskı, Ağustos 1979)

Menu