{"id":5927,"date":"2011-05-07T12:00:50","date_gmt":"2011-05-07T09:00:50","guid":{"rendered":"http:\/\/localhost\/wordpress\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/"},"modified":"2011-05-07T12:00:50","modified_gmt":"2011-05-07T09:00:50","slug":"dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu","status":"publish","type":"post","link":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/","title":{"rendered":"D\u00fc\u015f\u00fcnce Tarihi | Olmak ya da Olmamak &#8211; Orhan Han\u00e7erlio\u011flu"},"content":{"rendered":"<p style=\"text-align: justify;\"><img loading=\"lazy\" decoding=\"async\" src=\"images\/stories\/orhan_h.jpg\" border=\"0\" alt=\"orhanhancerlioglu\" title=\"orhanhancerlioglu\" width=\"155\" height=\"205\" style=\"float: left;\" \/>16. y\u00fczy\u0131lda William Shakespeare, \u00fcnl\u00fc tirad\u0131nda prens Hamlet&#8217;in a\u011fz\u0131ndan \u015f\u00f6yle diyordu: &#8220;Olmak ya da olmamak&#8230;&#8221;<\/p>\n<p>\u0130\u015fte sorun. 20. y\u00fczy\u0131l\u0131n Hamlet&#8217;leri yok mu san\u0131rs\u0131n\u0131z? Ama onlar Danimarka&#8217;l\u0131 Hamlet kadar saf ve a\u00e7\u0131k y\u00fcrekli de\u011filler, lak\u0131rd\u0131y\u0131 bir hayli d\u00f6nd\u00fcr\u00fcp dola\u015ft\u0131racaklar.<br \/>20. y\u00fczy\u0131l idealizmi Amerika&#8217;da i\u015fe yarayan bir kuram ileri s\u00fcrerken Avrupa&#8217;da da hi\u00e7bir i\u015fe yaramayan bir kuram geli\u015ftirilmektedir. <em>Bu kuram, varolu\u015f\u00e7uluk (egzistansiyalizm)&#8217;tur. \u00d6znel d\u00fc\u015f\u00fcnceci, tekbenci, usaayk\u0131r\u0131c\u0131, bilime kar\u015f\u0131 ve bilimd\u0131\u015f\u0131 niteliklerle bezenen bu s\u00f6zde \u00f6\u011freti anamalc\u0131 \u00fcretim d\u00fczeninin b\u00fcy\u00fck bunal\u0131m y\u0131llar\u0131nda (1930&#8217;larda) bu bunal\u0131m\u0131n bulan\u0131k kafalarda yans\u0131mas\u0131ndan meydana gelmi\u015ftir.<\/em><\/p>\n<p>Ekonomik bunal\u0131m\u0131n \u00e7aresizli\u011fi i\u00e7inde \u00e7\u0131rp\u0131nan k\u00fc\u00e7\u00fck burjuva ayd\u0131nlar\u0131, Danimarka&#8217;l\u0131 gizemci Soeren Aabye Kierkegaard (1813-1855)&#8217;\u0131n dinsel gizemsel varsay\u0131mlar\u0131na yap\u0131\u015fm\u0131\u015flar ve bu abuksabukluklardan elbirli\u011fiyle bir moda felsefe olu\u015fturmaya \u00e7al\u0131\u015fm\u0131\u015flard\u0131r. D\u00fcnya gen\u00e7li\u011finin bir b\u00f6l\u00fcm\u00fc, bilgisizlikleri (y\u00fczeyselin alt\u0131ndaki ger\u00e7ekleri g\u00f6rememeleri) y\u00fcz\u00fcnden bu modaya kap\u0131lm\u0131\u015flard\u0131r. Bundan \u00f6t\u00fcr\u00fc de d\u00fcnyan\u0131n hemen her yerinde, s\u00f6zde kendi kendilerini varla\u015ft\u0131ran gen\u00e7 hipi&#8217;ler t\u00fcremi\u015ftir. Hipi (\u0130ng. Hippy)&#8217;ler varl\u0131klar\u0131n\u0131, topluma ba\u015fkald\u0131rmak ve her t\u00fcrl\u00fc de\u011feri hi\u00e7e saymakla, olu\u015fturduklar\u0131 kan\u0131s\u0131ndad\u0131rlar. Kulland\u0131klar\u0131 uyu\u015fturucu maddeler de bu olu\u015fman\u0131n ba\u015fyard\u0131mc\u0131lar\u0131d\u0131r. B\u00f6ylesine somut \u00fcr\u00fcnler de veren varolu\u015f\u00e7uluk, Avrupa&#8217;n\u0131n bir\u00e7ok k\u00fc\u00e7\u00fck burjuva d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcr\u00fcnce elbirli\u011fiyle olu\u015fturulmu\u015ftur.<\/p>\n<p>Varolu\u015f\u00e7ulu\u011fun s\u00f6z\u00fcm ona d\u00fc\u015f\u00fcnsel temelinde, Kierkegaard&#8217;\u0131n ermi\u015fli\u011fiyle birlikte Nietzsche&#8217;nin delice sabuklamalar\u0131, Husserl&#8217;in olaybilimi, Dilthey&#8217;in ya\u015fam felsefesi ve hatta ozan Rilke&#8217;nin d\u00fc\u015fsel dizeleri yatar. Kendilerine sorarsan\u0131z Sokrates, Augustinus, Pascal, Main de Birand ve hatta Descartes vb. da varolu\u015f\u00e7ulu\u011fun temellerini atanlardand\u0131r. Varolu\u015f\u00e7uluk deyimi, ilk kez, 1929 y\u0131l\u0131nda yenikant\u00e7\u0131 Alman d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcr\u00fc F. Heinemann taraf\u0131ndan kullan\u0131lm\u0131\u015ft\u0131r.<\/p>\n<p><em>Varolu\u015f\u00e7uluk; Gabriel Marcel (1889-1973), Jaspers (1883-1969), Nicolas Berdiaeff (1879-1948), Lev Chestov (1866-1938), Martin Buber (1878-1965) taraflar\u0131ndan tanr\u0131c\u0131 bir d\u00fczeyde ve Martin Heidegger (1889- ), Jean Paul Sartre (1905-1980), Albert Camus (1913-1960) taraflar\u0131ndan da tanr\u0131s\u0131z bir d\u00fczeyde olu\u015fturulmu\u015ftur.<\/em><\/p>\n<p>Merleau Ponty, Simone de Beauvoir vb. gibi pek \u00e7ok izleyicileri de vard\u0131r. Varolu\u015f\u00e7uluk, ben&#8217;le varolu\u015f&#8217;un ayr\u0131lmazl\u0131\u011f\u0131 d\u00fc\u015f\u00fcncesinden yola \u00e7\u0131kar. Bunu yaparken de gizemci bir H\u0131ristiyan d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcr\u00fcn\u00fc temel al\u0131r. Gizemci Kierkegard&#8217;a g\u00f6re insan, tanr\u0131 ve ne etse \u00f6nleyemeyece\u011fi \u00f6l\u00fcmsel hi\u00e7lik kar\u015f\u0131s\u0131nda tirtir titreyen zavall\u0131 bir\u00a0 yaln\u0131z yarat\u0131kt\u0131r. \u00d6zellikle tanr\u0131tan\u0131maz varolu\u015f\u00e7ular, bu varsay\u0131mdaki tanr\u0131 korkusunu bir yana b\u0131rak\u0131p \u00f6l\u00fcm korkusu&#8217;na b\u00fcy\u00fck \u00f6nem verirler.<\/p>\n<p>\u00d6l\u00fcm korkusuyla titreyen bu insan ne oldu\u011funu bilmiyor, sadece varoldu\u011funu biliyor. Demek ki ben&#8217;le varolu\u015f \u00f6zde\u015ftir. \u00d6yleyse bu bensel varolu\u015f sorunu, \u00f6l\u00fcmsel hi\u00e7lik kar\u015f\u0131s\u0131nda nas\u0131l konulmal\u0131d\u0131r? Varolu\u015f\u00e7ular bu soruya \u015f\u00f6yle kar\u015f\u0131l\u0131k verirler (\u00d6zellikle Sartre&#8217;\u0131n anlay\u0131\u015f\u0131n\u0131 dilegetiren a\u015fa\u011f\u0131daki par\u00e7a As\u0131m Bezirci&#8217;nin \u00e7evirisinden yararlan\u0131larak \u00f6zetlenmi\u015ftir): \u0130nsan, \u00f6z\u00fcn\u00fc kendi yarat\u0131r, \u00f6z\u00fcn\u00fc kendi yaratan tek nesne insand\u0131r. \u0130nsandan ba\u015fka her nesnede yap\u0131\u015f,\u00a0 varolu\u015ftan \u00f6nce gelir. \u00d6nce varolup, sonra kendini yapan sadece insand\u0131r. \u00d6rne\u011fin masa, bir masa d\u00fc\u015f\u00fcncesine g\u00f6re varedilir. Neye yarayaca\u011f\u0131, nas\u0131l olaca\u011f\u0131 \u00f6nceden d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fclerek yap\u0131l\u0131r, masan\u0131n \u00f6z\u00fc varla\u015fmas\u0131ndan \u00f6ncedir. Yaln\u0131z insand\u0131r ki \u00f6nce varla\u015f\u0131r, sonra \u00f6z\u00fcn\u00fc yarat\u0131r; nas\u0131l olaca\u011f\u0131n\u0131, neye yarayaca\u011f\u0131n\u0131 kendisi \u00e7izer. \u0130nsan varolmadan \u00f6nce tan\u0131mlanamaz, \u00e7\u00fcnk\u00fc varolmadan \u00f6nce hi\u00e7bir \u015fey de\u011fildir. Ancak varolduktan sonra bir \u015fey olacakt\u0131r, hem de kendisini nas\u0131l yaparsa \u00f6yle olacakt\u0131r.<\/p>\n<p>Salatal\u0131k salatal\u0131kl\u0131\u011f\u0131n\u0131, e\u015fek e\u015fekli\u011fini, tebe\u015fir tebe\u015firli\u011fini kendi yapmaz ama, insan insanl\u0131\u011f\u0131n\u0131 kendi yapar. Demek ki bu yap\u0131\u015f, keyfe ba\u011fl\u0131 bir yap\u0131\u015ft\u0131r. \u00d6yleyse bu keyifsel \u00f6zg\u00fcrl\u00fck de, \u00f6l\u00fcm\u00fcn \u00f6tesindeki hi\u00e7lik kar\u015f\u0131s\u0131nda bo\u015funa bir \u00e7abalamadan ibarettir. Ama varolu\u015f\u00e7ular, b\u00f6yle demiyorlar elbet. Descartes&#8217;\u0131n cogito&#8217;sundan yola \u00e7\u0131kt\u0131klar\u0131n\u0131 s\u00f6yl\u00fcyorlar, d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcyorum, \u00f6yleyse var\u0131m (Fr. Je pense donc je suis). Onlara g\u00f6re bilincin kendili\u011finden ula\u015ft\u0131\u011f\u0131 mutlak ger\u00e7ek sadece budur. Herhangi bir ger\u00e7e\u011fin var olabilmesi i\u00e7inse ortada mutlak bir ger\u00e7e\u011fin bulunmas\u0131 gerekir. Bu ger\u00e7ek, insan\u0131n, bir arac\u0131ya ba\u015fvurmaks\u0131z\u0131n kendini anlamas\u0131, \u00f6z\u00fcn\u00fc bilmesi\u00a0 ger\u00e7e\u011fidir. \u0130nsan, bu ger\u00e7ekle, kendinden ba\u015fkalar\u0131na da varmaktad\u0131r. \u0130nsan, kendi ger\u00e7eklerine varabilmek i\u00e7in ba\u015fkalar\u0131n\u0131n i\u00e7inden ge\u00e7ecektir. Ba\u015fkalar\u0131, insan\u0131n hem varolmas\u0131, hem de kendini bilmesi i\u00e7in gereklidir.<\/p>\n<p>Oysa gene de kendini yapan, sadece, insan\u0131n kendisidir. Ba\u015fkalar\u0131n\u0131n i\u00e7inden ge\u00e7mesi, yapt\u0131\u011f\u0131n\u0131 de\u011ferlendirmek i\u00e7indir. Varolu\u015f\u00e7ular\u0131n bu d\u00fc\u015f\u00fcnceleri, Descartes&#8217;dan yola \u00e7\u0131kt\u0131klar\u0131 halde, Descartes&#8217;\u0131n d\u00fc\u015f\u00fcncesine kar\u015f\u0131d\u0131r. \u0130lkin, Descartes&#8217;\u0131n ben&#8217;i, kendini yapan bir ben de\u011fil, d\u00fc\u015f\u00fcnen bir bendir. D\u00fc\u015f\u00fcnme, bilin\u00e7 demek oldu\u011funa g\u00f6re, ben t\u00fcm\u00fcyle bilin\u00e7tir, keyfe g\u00f6re davranmaz. \u0130kinci olarak, Descartes&#8217;\u0131n ben&#8217;i, bizzat d\u00fc\u015f\u00fcnmez, tersine, onda d\u00fc\u015f\u00fcnen bir \u015fey vard\u0131r, bir bak\u0131ma kendi ben&#8217;inden ayr\u0131 ve ba\u011f\u0131ms\u0131z bir t\u00f6z vard\u0131r; d\u00fc\u015f\u00fcnceler, kendisinin de\u011fil, bu t\u00f6z\u00fcn d\u00fc\u015f\u00fcnceleridir. Varolu\u015f\u00e7ulara g\u00f6re ilkin insan vard\u0131r. \u0130nsan, \u00f6nce d\u00fcnyaya gelir, varolu\u015f, ondan sonra tan\u0131mlan\u0131p belirlenir. Kendini nas\u0131l yaparsa \u00f6yledir. \u0130nsan; bir h\u0131yar de\u011fildir, bir yosun de\u011fildir, gelece\u011fe do\u011fru bir at\u0131l\u0131\u015ft\u0131r, bir gelecek bilincine var\u0131\u015ft\u0131r, kendini ya\u015fayan bir tasar\u0131d\u0131r. \u0130nsan \u00f6z\u00fcn\u00fc kendi yarat\u0131r: D\u00fcnyaya at\u0131larak, orada ac\u0131 \u00e7ekerek, sava\u015farak&#8230; insan sorumludur. Varl\u0131k \u00f6zden \u00f6nce geldi\u011fine g\u00f6re, insan ne oldu\u011fundan sorumludur.<\/p>\n<p>\u00d6z\u00fcn\u00fc kendisi tasarlad\u0131\u011f\u0131na g\u00f6re sorumlulu\u011funu da omuzlar\u0131na y\u00fcklenmesi gerekir. Hem bu sorumlulu\u011fu sadece kendisine kar\u015f\u0131 de\u011fildir, b\u00fct\u00fcn insanlara kar\u015f\u0131d\u0131r. \u00c7\u00fcnk\u00fc insan kendini se\u00e7erken b\u00fct\u00fcn insanlar\u0131 da se\u00e7mi\u015f olur, olmak istedi\u011fini yarat\u0131rken herkesin nas\u0131l olmas\u0131 gerekti\u011fini de tasarlar. \u0130nsan evlenmekle, evlenmeyi b\u00fct\u00fcn insanlara sal\u0131k vermi\u015f olur, sadece kendini de\u011fil, b\u00fct\u00fcn insanlar\u0131 da ba\u011flar. Ye\u015fil g\u00fczeldir derken ye\u015filin b\u00fct\u00fcn sorumlulu\u011funu da y\u00fcklenir. Bir gazeteye abone olurken art\u0131k o gazeteden \u00f6t\u00fcr\u00fc b\u00fct\u00fcn insanlara kar\u015f\u0131 sorumludur, \u00e7\u00fcnk\u00fc o gazeteye abone olmak gerekti\u011fini tasarlam\u0131\u015ft\u0131r. B\u00f6ylelikle insan\u0131n sorumlulu\u011fu b\u00fct\u00fcn \u00e7a\u011f\u0131na yay\u0131l\u0131r, b\u00fct\u00fcn evreni kucaklar. Bu sorumluluk korkun\u00e7 bir sorumluluktur, u\u00e7suz bucaks\u0131zd\u0131r. \u00d6rne\u011fin bir Frans\u0131z bir Afrika olay\u0131ndan sorumludur, Lumumba&#8217;n\u0131n \u00f6ld\u00fcr\u00fclmesinden sorumludur.<\/p>\n<p>Gelenek\u00e7iyse, Lumumba&#8217;y\u0131 \u00f6ld\u00fcren gelenek\u00e7ilik tasar\u0131s\u0131d\u0131r, sorumludur. Gelenek\u00e7i de\u011filse, gelenek\u00e7ili\u011fi hen\u00fcz\u00a0 yok edemedi\u011finden \u00f6t\u00fcr\u00fc Lumumba \u00f6ld\u00fcr\u00fclm\u00fc\u015ft\u00fcr, sorumludur. \u0130nsan, bu sorumlulu\u011fun b\u00fct\u00fcn y\u00fck\u00fcn\u00fc omuzlar\u0131nda ta\u015f\u0131makla insanla\u015f\u0131r. \u00d6rne\u011fin bir H\u0131ristiyan sendikas\u0131na giren bir \u0130ngiliz i\u015f\u00e7isi, al\u0131nyaz\u0131s\u0131na katlanmay\u0131 tasarlamakla, sadece kendisini de\u011fil, \u00c7in&#8217;deki i\u015f\u00e7ileri de ba\u011flam\u0131\u015f olur.\u00a0 \u0130nsan, kendini se\u00e7erken b\u00fct\u00fcn insanlar\u0131 se\u00e7ti\u011fi gibi, b\u00fct\u00fcn insanlar\u0131 se\u00e7erken de kendini se\u00e7er, kendine kar\u015f\u0131 sorumlu olunca b\u00fct\u00fcn insanlara kar\u015f\u0131 da sorumlu olur. Bunalt\u0131, sorumlulu\u011funu duymakt\u0131r. \u00d6yleyse insan, bunalt\u0131d\u0131r. Sorumluluklar\u0131n\u0131 maskeleyen bu\u00a0 bunalt\u0131y\u0131 azaltabilirler, gene de i\u00e7leri rahat de\u011fildir. Ger\u00e7ekte, ba\u011flanan, sadece olmak istedi\u011fi kimseyi de\u011fil, bir yasa koyucusu olarak b\u00fct\u00fcn insanl\u0131\u011f\u0131 se\u00e7en ki\u015fi, sorumluluk duygusundan da, onun sonucu olan bunalt\u0131dan da kurtulamaz. \u00c7o\u011fu kimseler yapt\u0131klar\u0131n\u0131n yaln\u0131z kendilerini ba\u011flad\u0131\u011f\u0131na, yaln\u0131z kendilerini sorumlu k\u0131ld\u0131\u011f\u0131na\u00a0 kendilerini inand\u0131rmaya \u00e7al\u0131\u015f\u0131rlar, gene de bir t\u00fcrl\u00fc rahat edemezler. \u00c7\u00fcnk\u00fc sorumluluk da, bunalt\u0131 da insan\u0131n insanl\u0131\u011f\u0131ndan gelmektedir, edimlerinin sonucudur. Bunalt\u0131, insan\u0131 eylemden ay\u0131rmaz, tersine, eyleme g\u00f6t\u00fcr\u00fcr, eyleme zorlar. \u0130nsan \u00f6zg\u00fcrd\u00fcr. Hem sadece \u00f6zg\u00fcr de de\u011fildir, \u00f6zg\u00fcr olmak zorundad\u0131r. \u00c7\u00fcnk\u00fc yarat\u0131lmam\u0131\u015ft\u0131r, kendi kendisini yaratm\u0131\u015ft\u0131r. \u00c7\u00fcnk\u00fc b\u00fct\u00fcn yapt\u0131klar\u0131ndan, tutkular\u0131ndan bile sorumludur.<\/p>\n<p>Tutkular, k\u00f6t\u00fc edimler i\u00e7in bir \u00f6z\u00fcr de\u011fildir. \u00c7\u00fcnk\u00fc yery\u00fcz\u00fcnde insana yol g\u00f6sterecek, kendisinden ba\u015fka, hi\u00e7bir \u015fey yoktur. \u00c7\u00fcnk\u00fc her insan, kendisinden \u00f6ncekileri can\u0131n\u0131n istedi\u011fi gibi yorumlayabilir. \u0130nsan yard\u0131ms\u0131zd\u0131r, desteksizdir, bir ba\u015f\u0131nad\u0131r, b\u0131rak\u0131lm\u0131\u015fl\u0131k i\u00e7indedir. \u0130nsan\u0131n yapaca\u011f\u0131 el de\u011fmemi\u015f bir gelecek\u00a0 vard\u0131r, insan insan\u0131n gelece\u011fidir. Bunun i\u00e7indir ki, insan insan\u0131 bulur. \u0130nsan, bir i\u015faretin anlam\u0131 \u00fczerinde karar verirken tek ba\u015f\u0131nad\u0131r, tek ba\u015f\u0131na b\u0131rak\u0131ld\u0131\u011f\u0131 i\u00e7indir ki kendi varl\u0131\u011f\u0131n\u0131 kendisi se\u00e7er. \u0130nsan, de\u011ferlerini kendi yarat\u0131r. \u0130nsan ya\u015famaya ba\u015flamadan \u00f6nce hayat yoktur, hayata anlam veren ya\u015fayan insand\u0131r: De\u011fer denilen \u015fey, insan\u0131n se\u00e7ti\u011fi bu anlamdan ba\u015fka bir \u015fey de\u011fildir. Genel bir ahlak yoktur.<\/p>\n<p>\u00c7\u00fcnk\u00fc d\u00fcnyada insana yol g\u00f6sterecek bir i\u015faret bulunmamaktad\u0131r. Bu i\u015faretlerin varl\u0131\u011f\u0131na bir an i\u00e7in inansak bile onlar\u0131 yorumlayan, ta\u015f\u0131d\u0131klar\u0131 falanca anlam\u0131 se\u00e7en gene bizleriz. \u00c7\u00fcnk\u00fc \u00f6\u011f\u00fct alaca\u011f\u0131 kimseyi se\u00e7mekle insan kendini se\u00e7er. Varolu\u015f\u00e7ulara g\u00f6re hi\u00e7bir genel ahlak size yapaca\u011f\u0131n\u0131z \u015feyi s\u00f6yleyemez, yapaca\u011f\u0131n\u0131z \u015feye ancak siz karar verebilirsiniz. Bir i\u015fareti yorumlarken \u00f6zg\u00fcrs\u00fcn\u00fcz, diledi\u011finiz gibi yorumlayabilirsiniz. \u0130\u015fler, onlar\u0131n nas\u0131l olmas\u0131n\u0131 kararla\u015ft\u0131r\u0131rsan\u0131z \u00f6yle\u00a0 olacakt\u0131r.<\/p>\n<p>Ger\u00e7ekte, olu\u015fan a\u015fktan ba\u015fka a\u015fk, bu a\u015fkta g\u00f6r\u00fclen olanaktan ba\u015fka olanak, kendini sanat yap\u0131t\u0131nda g\u00f6steren dehadan ba\u015fka deha yoktur. \u0130nsano\u011flu hayat\u0131na ba\u011flan\u0131r, orada kendi resmini \u00e7izer, bu resmin d\u0131\u015f\u0131nda hi\u00e7bir \u015fey yoktur. \u0130nsan, kendi hayat\u0131ndan ba\u015fka hi\u00e7bir \u015fey de\u011fildir. \u0130nsan, erdemlerini kendi yarat\u0131r. Korkak ya da kahraman olmak insan\u0131n elindedir. Nitekim korkak her zaman korkakl\u0131ktan kurtulabilir, kahraman her zaman kahramanl\u0131ktan \u00e7\u0131kabilir. Korka\u011f\u0131n korkakl\u0131\u011f\u0131 ci\u011ferinin, b\u00f6bre\u011finin korkak olu\u015fundan de\u011fil, kendini o duruma d\u00fc\u015f\u00fcrmesinden gelir, edimleriyle kendini bir korkak olarak kurmas\u0131ndan gelir.<\/p>\n<p>Bunun i\u00e7indir ki korkak, korkakl\u0131\u011f\u0131ndan sorumludur. \u0130nsan ancak elinden geleni yapabilir ama, yapmay\u0131 tasarlad\u0131\u011f\u0131 her \u015fey de elinden gelir, insan, ahlak\u0131n\u0131 kendi se\u00e7er. \u00dcstelik bir ahlak se\u00e7meden de\u00a0 edemez, i\u00e7inde bulundu\u011fu ko\u015fullar\u0131n a\u011f\u0131r bask\u0131s\u0131 insan\u0131 bir ahlak se\u00e7mek zorunda b\u0131rak\u0131r. \u0130nsan, ahlak\u0131n\u0131 se\u00e7erken kendi kendini de kurmu\u015f olur. Se\u00e7i\u015f, sebepsiz de\u011fildir. \u015eu halde, \u015f\u00f6yle ya da b\u00f6yle bir ahlak\u0131 se\u00e7i\u015fimizin belli bir sebebi vard\u0131r. Bu sebep, duygular\u0131m\u0131zdan m\u0131 do\u011fmaktad\u0131r? Hay\u0131r, diyor varolu\u015f\u00e7ular. Duygular\u0131m\u0131z\u0131n ba\u015fl\u0131 ba\u015f\u0131na hi\u00e7bir anlam\u0131 yoktur, duygular\u0131m\u0131z ancak hareketlerimizle, edimlerimizle anlam kazan\u0131rlar.<\/p>\n<p>Harekete ge\u00e7memi\u015f duygu hi\u00e7bir \u015fey de\u011fildir. Ba\u015fka bir deyimle duygu, yap\u0131lan hareketlerle meydana gelir. Duygunun de\u011feri edimlerden sonra ortaya \u00e7\u0131kar. Duygunun de\u011ferini ancak onu do\u011frulayan, belirleyen bir edimle, bir hareketle tan\u0131mlayabiliriz. Harekete ge\u00e7memi\u015f, hareket halinde belirmemi\u015f duygunun de\u011feri olup olmad\u0131\u011f\u0131 bilinemez. Duygu, insana do\u011fru yolu g\u00f6stermez. Bu demektir ki, ne bizi harekete getirecek ger\u00e7ek durumunu arayabiliriz, ne de hareketimizi sa\u011flayacak kurallar\u0131 bir ahlaktan bekleyebiliriz. Se\u00e7i\u015fimizin sebebi duygular\u0131m\u0131z de\u011fildir. Bu sebep, i\u00e7g\u00fcd\u00fclerimizden mi do\u011fmaktad\u0131r? Hay\u0131r, diyor varolu\u015f\u00e7ular.<\/p>\n<p>B\u00fct\u00fcn insanlara \u00f6zg\u00fc ortak bir \u00f6z, on sekizinci y\u00fczy\u0131l d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcrlerinin dedi\u011fi gibi (de\u011fi\u015fmez bir insan tabiat\u0131) yoktur. \u00c7\u00fcnk\u00fc insanda varolu\u015f, \u00f6zden \u00f6nce gelir. \u0130nsan \u00f6nce vard\u0131r, sonra \u015f\u00f6yle ya da b\u00f6yledir. \u00c7\u00fcnk\u00fc insan \u00f6z\u00fcn\u00fc kendi yarat\u0131r. \u0130\u00e7g\u00fcd\u00fclere inanmak, insandan \u00f6nce varolan ortak bir \u00f6ze inanmak demektir. Varolu\u015f\u00e7uluksa bunun tam tersini savunmaktad\u0131r. Bu sebep, ba\u015fkalar\u0131n\u0131n hareketlerinden mi do\u011fmaktad\u0131r? Hay\u0131r, diyor varolu\u015f\u00e7ular. Ger\u00e7i insan kendini tan\u0131mak i\u00e7in ba\u015fkalar\u0131n\u0131n i\u00e7inden ge\u00e7er, ama kendini yapan sadece kendisidir. \u0130nsan yard\u0131ms\u0131zd\u0131r, desteksizdir, bir ba\u015f\u0131nad\u0131r. \u00d6\u011f\u00fct alaca\u011f\u0131 kimseyi se\u00e7mekle insan kendini se\u00e7er. \u00d6rne\u011fin \u00e7e\u015fit \u00e7e\u015fit ke\u015fi\u015f var, bir ke\u015fi\u015ften \u00f6\u011f\u00fct almak isteyen bir H\u0131ristiyan \u00f6\u011f\u00fct alaca\u011f\u0131 ke\u015fi\u015fi se\u00e7erken, almak istedi\u011fi \u00f6\u011f\u00fcd\u00fc de se\u00e7mi\u015f olur. Varolu\u015f\u00e7uluk, bunu bildi\u011fi i\u00e7indir ki; \u00f6zg\u00fcrs\u00fcn\u00fcz, yolunuzu kendiniz se\u00e7in, demektedir. Bu sebep, toplumdan m\u0131 do\u011fmaktad\u0131r?<\/p>\n<p>Hay\u0131r, diyor varolu\u015f\u00e7ular. Topluma g\u00fcvenemeyiz. \u00c7\u00fcnk\u00fc \u00f6zg\u00fcrd\u00fcr ki\u015fio\u011flu, \u00fcst\u00fcne yaslanabilece\u011fi bir insan tabiat\u0131 da yoktur. Toplumun nereye y\u00f6nelece\u011fi bilinmez. Bir de bakars\u0131n\u0131z biz \u00f6ld\u00fckten sonra fa\u015fizmi kurmaya kalk\u0131\u015f\u0131rlar, bizim i\u00e7in bunca k\u00f6t\u00fc olan fa\u015fizm, o zaman insanc\u0131l bir ger\u00e7ek haline gelir. Kald\u0131 ki insan bir ba\u015f\u0131na b\u0131rak\u0131lm\u0131\u015ft\u0131r, varolu\u015f\u00e7ulu\u011fun \u00e7\u0131k\u0131\u015f yeri bireyin \u00f6znelli\u011fidir. Putatapar bir toplumda insan k\u00f6le, derebeyi ya da i\u015f\u00e7i olarak do\u011fabilir. Bu insan i\u00e7in, toplumda da, de\u011fi\u015fmeyen bir zorunluluk varsa o da \u015fudur: D\u00fcnyada ya\u015famak, bir i\u015f g\u00f6rmek, ba\u015fkalar\u0131 aras\u0131nda\u00a0 bulunmak, \u00f6l\u00fcml\u00fc olmak&#8230;<\/p>\n<p>\u0130\u015fte Frans\u0131z varolu\u015f\u00e7usu Sartre bunlar\u0131 s\u00f6ylemektedir. Bilim d\u00fc\u015fman\u0131 Hitler&#8217;ci Profes\u00f6r Heidegger de bilim, hi\u00e7 de zorunlu de\u011fildir der. Varolu\u015f, bilimsel soyutlamalardan kurtulmakla ger\u00e7ekle\u015fir. Geli\u015fmemi\u015f bir bilin\u00e7; kayg\u0131, korku, ku\u015fku, tedirginlik vb. gibi insan ki\u015fili\u011finin \u00f6nsel bi\u00e7imleriyle geli\u015fir ve insan\u0131n \u00f6znel varl\u0131\u011f\u0131n\u0131 meydana getirir. \u0130nsan, her an \u00f6l\u00fcmle kar\u015f\u0131 kar\u015f\u0131ya oldu\u011funu duymal\u0131d\u0131r. \u00c7\u00fcnk\u00fc ancak b\u00f6ylelikle bilimden, ama\u00e7lardan, ideallerden vb. (Heidegger bunlara varl\u0131\u011f\u0131n putlar\u0131 der) kurtulur ve her an\u0131n\u0131n de\u011ferini bilir. Bir ba\u015fka bilim d\u00fc\u015fman\u0131 varolu\u015f\u00e7u Profes\u00f6r Karl Jaspers&#8217;e g\u00f6re, a\u011f\u0131r hastal\u0131klar, b\u00fcy\u00fck su\u00e7lar, \u00f6l\u00fcm tehlikesi vb. gibi varolu\u015fa \u00e7arpan olaylar s\u0131n\u0131r durum (Grenzsituation)&#8217;dur. \u0130nsan\u0131n\u00a0 kafas\u0131 bu s\u0131n\u0131ra \u00e7arpmakla bilimden kurtulur ve bilimin bo\u015flu\u011funu anlar. \u0130nsan, s\u0131n\u0131r durumda varolu\u015funu bir ba\u015far\u0131s\u0131zl\u0131k olarak ya\u015far (Bundan \u00f6t\u00fcr\u00fc Jaspers&#8217;in anlay\u0131\u015f\u0131na ba\u015far\u0131s\u0131zl\u0131k felsefesi Fr. Philosophie de l&#8217;echec de denir). Ama s\u0131n\u0131r\u00a0 durumdaki bu ba\u015far\u0131s\u0131zl\u0131k \u015fu ba\u015far\u0131y\u0131 sa\u011flar: Varl\u0131k, ba\u015far\u0131s\u0131zl\u0131kta kan\u0131tlan\u0131r (Fr. Dans l&#8217;echec, faire l&#8217;epreuve de l&#8217;Etre). Daha a\u00e7\u0131k bir deyi\u015fle, ki\u015fi, varolu\u015funa bu ba\u015far\u0131s\u0131zl\u0131kla kavu\u015fur. Jaspers \u015f\u00f6yle der: S\u0131n\u0131r durumlar\u0131 ya\u015famak ve varolmak ayn\u0131 \u015feydir.<\/p>\n<p>Jaspers&#8217;e g\u00f6re, temel s\u0131n\u0131r durum, ki\u015finin bizzat kendi varolu\u015fudur. Peki, ki\u015fi kendi varolu\u015funu kendi yapt\u0131\u011f\u0131na g\u00f6re kendi yapt\u0131\u011f\u0131 varolu\u015f kendisi i\u00e7in nas\u0131l s\u0131n\u0131r durum oluyor? Jaspers, bu soruya yapraklar dolusu s\u00f6z oyunuyla\u00a0 kar\u015f\u0131l\u0131k verir. Jaspers&#8217;e g\u00f6re, ki\u015finin her an yorumlamak zorunda bulundu\u011fu tek \u015fey varl\u0131\u011f\u0131n \u015fifresi (Al. Chiffre f\u00fcr das Sein)&#8217;dir. Ki\u015fi, ancak bununla bilgi edinir, nesnel d\u00fcnyay\u0131 alg\u0131layarak de\u011fil. Peki, bu bilgiyle nereye var\u0131r? Jaspers bunu s\u00f6ylemese de kestirmek g\u00fc\u00e7 de\u011fil. Ama s\u00f6yl\u00fcyor: A\u015fk\u0131n kendinde varl\u0131k (Al. Das transzendentale Ansich Sein)&#8217;a ki bu da tanr\u0131 deneyi demektir. Do\u011frudur, \u015fifre \u00e7\u00f6zmekle var\u0131lacak yer tam buras\u0131d\u0131r. Jaspers, \u00f6lmeden \u00f6nce, so\u011fuk sava\u015f\u0131n bir s\u0131n\u0131r durum olmas\u0131 dolay\u0131s\u0131yla k\u00fclt\u00fcrel bir de\u011fer ta\u015f\u0131d\u0131\u011f\u0131n\u0131 savunacak kadar bilimd\u0131\u015f\u0131l\u0131\u011fa d\u00fc\u015fm\u00fc\u015ft\u00fcr. Katolik Profes\u00f6r Gabriel Marcel&#8217;e g\u00f6re varolu\u015fsal ya\u015fam, tanr\u0131y\u0131 kavramak i\u00e7in gereklidir. Ki\u015fi ancak varolu\u015fuyla tanr\u0131s\u0131na ula\u015f\u0131r vb. Albert Camus&#8217;n\u00fcn varolu\u015f\u00e7ulu\u011fu da sa\u00e7mac\u0131l\u0131k ad\u0131yla an\u0131l\u0131r. \u00d6teki varolu\u015f\u00e7ular da a\u015fa\u011f\u0131 yukar\u0131 ayn\u0131 \u015feyleri s\u00f6ylemi\u015fler, ayn\u0131 usaayk\u0131r\u0131 ve bilimd\u0131\u015f\u0131 \u00f6znelcili\u011fi izlemi\u015flerdir. \u0130\u00e7lerinde\u00a0 Sartre ve Maurice Merleau Ponty (1908-l961) gibi varolu\u015f\u00e7ulu\u011fu Marks\u00e7\u0131l\u0131kla birle\u015ftirmek g\u00fcl\u00fcn\u00e7l\u00fc\u011f\u00fcne kalkanlar da vard\u0131r.<\/p>\n<p>Varolu\u015f\u00e7u \u00f6zg\u00fcrl\u00fck ve sorumluluk anlay\u0131\u015flar\u0131 Sartre, Camus, Simone de Beauvoir gibi varolu\u015f\u00e7ular\u0131 ilerici davran\u0131\u015flara da\u00a0 y\u00f6neltmi\u015ftir; ne var ki bu davran\u0131\u015flar, t\u00fcm metafizik\u00e7i ve idealistlerin davran\u0131\u015flar\u0131 gibi tutars\u0131zd\u0131r, bilimsel i\u00e7erikten yoksundur. \u00c7\u00fcnk\u00fc bizzat insan\u0131 toplumsal ko\u015fullardan yoksun b\u0131rakmakla tarihe ters d\u00fc\u015fm\u00fc\u015f bulunmaktad\u0131rlar. \u00c7a\u011fda\u015f d\u00fc\u015f\u00fcnceleri inceleyen bilimsel yap\u0131tlarda varolu\u015f\u00e7uluk, usa kar\u015f\u0131 felsefe deyimiyle nitelenir ve onun \u00f6zellikle burjuva bireycili\u011finin koku\u015fmu\u015flu\u011funu yans\u0131tt\u0131\u011f\u0131 vurgulan\u0131r. Bundan ba\u015fka varolu\u015f\u00e7uluk, s\u00f6m\u00fcr\u00fc toplumlar\u0131ndaki s\u0131n\u0131fsal sava\u015f\u0131m\u0131, t\u00fcm topluma kar\u015f\u0131 sava\u015f\u0131ma d\u00f6n\u00fc\u015ft\u00fcr\u00fcp yozla\u015ft\u0131rarak el alt\u0131ndan anamalc\u0131l\u0131\u011f\u0131n hizmetine de girer. Varolu\u015f\u00e7uluk, g\u00f6r\u00fcld\u00fc\u011f\u00fc gibi, nesnel varl\u0131\u011f\u0131 insansal varl\u0131\u011fa, insansal varl\u0131\u011f\u0131 ki\u015fisel varl\u0131\u011fa, ki\u015fisel varl\u0131\u011f\u0131 da ki\u015fisel d\u00fc\u015f\u00fcnceye indirgemekte ve zorunlu olarak idealizme varmaktad\u0131r. Bu idealizm, Alman d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcr\u00fc Fichte&#8217;ninki gibi \u00f6znel bir idealizmdir. Heideggere g\u00f6re, evren, ancak i\u00e7inde insansal varl\u0131k bulundu\u011fu oranda vard\u0131r. \u00d6yleyse insan\u0131n d\u00fcnya \u00fcst\u00fcnde belirmesinden \u00f6nce d\u00fcnya da yoktu Kald\u0131 ki bu d\u00fcnya, varolu\u015f\u00e7ulu\u011fa g\u00f6re, insan t\u00fcr\u00fcn\u00fcn varl\u0131\u011f\u0131yla de\u011fil tek tek insanlar\u0131n ki\u015fisel d\u00fc\u015f\u00fcnceleriyle varla\u015fmaktad\u0131r. Bu sonu\u00e7 da varolu\u015f\u00e7ulu\u011fu ka\u00e7\u0131n\u0131lmaz olarak tekbencili\u011fe (solipsizm) g\u00f6t\u00fcr\u00fcr ve kendimden ba\u015fka hi\u00e7bir \u015fey yoktur sa\u00e7mas\u0131na vard\u0131r\u0131r.<\/p>\n<p>Nitekim varolu\u015f\u00e7ulu\u011fa g\u00f6re evren, insan&#8217;a kar\u015f\u0131d\u0131r, mant\u0131ksal olarak anla\u015f\u0131lmazd\u0131r ve \u00f6l\u00fcm gibi fizik\u00f6tesi bir anla\u015f\u0131lmazl\u0131kla son bulmaktad\u0131r. Varolu\u015f\u00e7u Jaspers&#8217;e g\u00f6re, felsefe yapmak, \u00f6lmesini \u00f6\u011frenmektir. Varolu\u015f\u00e7ulu\u011fun sorumluluk duygusu olarak g\u00f6stermek istedi\u011fi bunal\u0131m, ger\u00e7ekte bu \u00f6l\u00fcm korkusunun sonucudur. Bu korkuysa insan\u0131 ancak ki\u015fisel \u00e7\u0131karlar\u0131n\u0131n ve ya\u015fam\u0131n\u0131n eylemine itebilir, ba\u015fkaca hi\u00e7bir olumlu toplumsal ya da bilimsel eyleme itemez. Varolu\u015f\u00e7uluk, her bak\u0131mdan, tipik bir idealist \u00f6\u011fretidir. Varolu\u015f\u00e7ulu\u011fa &#8216;g\u00f6re insan, kendisini nas\u0131l yaparsa \u00f6yle olur, e\u015fdeyi\u015fle \u00e7ift\u00e7i \u00e7ift\u00e7i olmak istedi\u011fi i\u00e7in ya da \u00e7ift\u00e7ice d\u00fc\u015f\u00fcnd\u00fc\u011f\u00fc i\u00e7in \u00e7ift\u00e7i olmu\u015ftur. Bilim, bu varsay\u0131m\u0131n tam tersini tan\u0131tlamaktad\u0131r; \u00e7ift\u00e7i \u00e7ift\u00e7i oldu\u011fu i\u00e7in \u00e7ift\u00e7ice d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcr, \u00e7ift\u00e7ice d\u00fc\u015f\u00fcnd\u00fc\u011f\u00fc i\u00e7in \u00e7ift\u00e7i olmu\u015f de\u011fildir. \u0130nsan, kendisini nas\u0131l isterse \u00f6yle yapamaz, karma\u015f\u0131k d\u0131\u015f ve i\u00e7 ko\u015fullar\u0131n zorunlu\u011funa ba\u011fl\u0131d\u0131r. \u0130nsan\u0131n \u00f6zg\u00fcrl\u00fc\u011f\u00fc bu zorunlu\u011fun bilgisine eri\u015ferek zorunlu\u011fun do\u011frultusunda ger\u00e7ekle\u015fir. \u0130nsan, \u00f6zg\u00fcrl\u00fc\u011f\u00fcn\u00fc varolu\u015f\u00e7u anlamda kullanmaya kalkarsa toplumla \u00e7at\u0131\u015fmaya girer. Nitekim varolu\u015f\u00e7ular da topluma kar\u015f\u0131 \u00e7\u0131kmakta ve toplumun ki\u015fiyi bireyselli\u011finden yoksun k\u0131ld\u0131\u011f\u0131n\u0131 ileris\u00fcrmektedirler. Oysa insan, toplumsal bir varl\u0131kt\u0131r ve toplumdan kopar\u0131l\u0131rsa \u00f6l\u00fcm korkusuyla titremekten ba\u015fka yapaca\u011f\u0131 hi\u00e7bir \u015fey kalmaz. Kald\u0131 ki insan\u0131 toplumdan ay\u0131rarak bir ba\u015f\u0131na ele almak, onu, metafizik anlay\u0131\u015fa uygun olarak soyutlamakt\u0131r.<\/p>\n<p>Varolu\u015f\u00e7uluk, hangi bak\u0131mdan ele al\u0131n\u0131rsa al\u0131ns\u0131n, metafizik alanda boy g\u00f6steren bir \u00f6\u011freti olmaktan ka\u00e7\u0131namamaktad\u0131r. Varolu\u015f\u00e7ulu\u011fun ay\u0131r\u0131c\u0131 niteli\u011fi, ki\u015fisel tedirginli\u011fi, bu tedirginli\u011fin nedenlerini \u00e7\u00f6z\u00fcmlemeye \u00e7al\u0131\u015faca\u011f\u0131 yerde, topluma kar\u015f\u0131 \u00e7\u0131kmaya y\u00f6nelterek gidermek istemesidir. Bu istekse, toplumsal bir anar\u015fi do\u011furarak ki\u015fisel tedirginli\u011fi b\u00fcsb\u00fct\u00fcn art\u0131rmaktan ba\u015fka hi\u00e7bir sonu\u00e7 sa\u011flayamaz. SA\u00c7MA. Varolu\u015f\u00e7uluk idealizmi, giderek, varl\u0131\u011f\u0131 b\u00fcsb\u00fct\u00fcn yads\u0131maya varmaktad\u0131r. Bunu da, bir ba\u015fka d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcr Albert Camus (1913-1960) ileris\u00fcr\u00fcyor. Camus&#8217;ye g\u00f6re, insan i\u00e7in evren sa\u00e7mad\u0131r, uyumsuzdur, akla ayk\u0131r\u0131d\u0131r, bilinemezdir (absurdite de l&#8217;existence). Bu uyumsuzlu\u011fu g\u00f6rmeniz i\u00e7in de g\u00f6zlerinizi a\u00e7man\u0131z ve akl\u0131n\u0131z\u0131 kullanman\u0131z yeter. Bilim yoluyla olgular\u0131 kavray\u0131p sayabilirsiniz ama, evreni kavrayamazs\u0131n\u0131z. \u0130\u015fte a\u011fa\u00e7, sertli\u011fini duyuyorsunuz; i\u015fte su, tad\u0131n\u0131 al\u0131yorsunuz; i\u015fte yel, sizi serinletiyor. Bu kadarla yetinmek zorundas\u0131n\u0131z. Bilim,\u00a0 giderek, size, elektronlar\u0131n bir \u00e7ekirdek \u00e7evresinde topland\u0131klar\u0131 g\u00f6r\u00fcnmez bir gezegenler tak\u0131m\u0131ndan s\u00f6z edecektir. Bu, bir varsay\u0131md\u0131r. O zaman d\u00f6n\u00fcp dola\u015f\u0131p s\u00fcre geldi\u011finizi ve hi\u00e7bir \u015feyi bilemeyece\u011finizi anlayacaks\u0131n\u0131z. \u00d6yleyse nedendi bu kadar \u00e7aba? Bir gece yar\u0131s\u0131 y\u00fcre\u011finizin sorunsuz oldu\u011fu bir s\u0131rada, otlar\u0131n ve y\u0131ld\u0131zlar\u0131n kokusu bu bilimin pek daha \u00e7o\u011funu \u00f6\u011fretmemi\u015f miydi size?<\/p>\n<p>Evren rasgeledir, bo\u015funad\u0131r, hi\u00e7bir sa\u011flaml\u0131\u011fa dayanmamaktad\u0131r ve sizin i\u00e7in \u00f6l\u00fcmle bitmektedir. Bu ayd\u0131nl\u0131\u011fa varan ki\u015fi, iki yol tutabilirdi: Kendini \u00f6ld\u00fcrmek ya da evrenin \u00f6tesini umut etmek&#8230; Bu iki yoldan birini ya da\u00a0 \u00f6tekini tutanlar olmu\u015ftur. Oysa bu iki yol da uyumsuzdur, sa\u00e7mad\u0131r, akla ayk\u0131r\u0131d\u0131r. Asla bilinemeyecek olan\u0131n umuduyla bilinenin kendini yads\u0131mas\u0131 uyumsuzlu\u011fun ta kendisidir. Bu ger\u00e7e\u011fi daha iyi anlayabilmek i\u00e7in uyumsuzu tan\u0131mlamak gerekiyor: Uyumsuz, bir k\u0131yaslamad\u0131r. Bir ba\u015fka deyi\u015fle, uyumsuz, k\u0131yaslananlar\u0131n ne birinde ne de \u00f6tekindedir, her ikisinin kar\u015f\u0131la\u015fmas\u0131ndad\u0131r. \u0130nsan, kendi \u00e7er\u00e7evesi i\u00e7inde uyumludur; d\u00fcnya kendi\u00a0 \u00e7er\u00e7evesi i\u00e7inde uyumludur; uyumsuzluk, bu iki uyumlunun k\u0131yaslanmas\u0131ndan do\u011far. \u0130nsan a\u00e7\u0131kl\u0131k iste\u011findedir,kar\u015f\u0131s\u0131ndakiyse bu a\u00e7\u0131kl\u0131k iste\u011fine kar\u015f\u0131l\u0131k vermez, i\u015fte uyumsuzluk buradad\u0131r.<\/p>\n<p>Her \u015feyi bilmek isteyi\u015fimizin kar\u015f\u0131s\u0131nda akl\u0131m\u0131z g\u00fc\u00e7s\u00fczd\u00fcr. Akl\u0131n beceremedi\u011fini becermeye kalkan ruh da \u00e7eli\u015fmelerle sa\u00e7malamalar bulur sonunda. Kar\u015f\u0131m\u0131zda anlam\u0131n\u0131 kavrayamad\u0131\u011f\u0131m\u0131z bir evren var. Ger\u00e7ek \u015fu ki, biz bu evreni tan\u0131m\u0131yoruz. Kesin bilgileriniz bizi \u00e7evreleyen duvarlarla s\u0131n\u0131rl\u0131d\u0131r. Bu duvarlar\u0131n d\u0131\u015f\u0131nda kocaman bir bo\u015fluk, bir akla ayk\u0131r\u0131l\u0131k d\u00fczeni uzamaktad\u0131r.<\/p>\n<p>\u00d6lmek zorunlu\u011fu fizik\u00f6tesi bir rezalettir. Deney \u00f6tesini ger\u00e7ekle\u015ftirmekte g\u00fc\u00e7s\u00fcz, deneyin derinliklerine inmekte yetersiz, ba\u015far\u0131s\u0131zl\u0131klarla alt\u00fcst olmu\u015f insan sonunda bu, rezaletle rezil olmak zorundad\u0131r. Bir tokat\u0131n iz b\u0131rakmaz oldu\u011fu bu cans\u0131z bedenden ruh silinmi\u015ftir. \u0130\u015fte maceran\u0131n bu ilkel ve kesin yan\u0131, uyumsuzluk duygusunun \u00f6z\u00fcn\u00fc meydana getirir. Bu kaderin \u00f6l\u00fcml\u00fc \u0131\u015f\u0131\u011f\u0131 alt\u0131nda faydas\u0131zl\u0131k belirmi\u015ftir. Bu durumumuzu buyruklar\u0131 alt\u0131nda tutan kanl\u0131 matematikler kar\u015f\u0131s\u0131nda hi\u00e7bir t\u00f6re, hi\u00e7bir \u00e7aba, deneye dayanmayan bir d\u00fc\u015f\u00fcnceyle hakl\u0131 \u00e7\u0131k\u00e2r\u0131lamaz. \u00d6teden beri bilinen bu ger\u00e7e\u011fin sonucu ilgilendiriyor Camus&#8217;y\u00fc. Kar\u015f\u0131l\u0131\u011f\u0131n\u0131 bulmaya \u00e7al\u0131\u015ft\u0131\u011f\u0131 soru &#8216;\u015fudur: \u00d6yleyse ne yapmal\u0131y\u0131z?<\/p>\n<p>\u0130steyerek \u00f6lmeli miyiz, yoksa ne olursa olsun umut mu etmeliyiz? Yukarda da s\u00f6yledi\u011fimiz gibi Camus, bu iki yolu da uyumsuz bulmaktad\u0131r. A\u011fa\u00e7lar i\u00e7inde bir a\u011fa\u00e7, kediler i\u00e7inde bir kedi olsayd\u0131k sorun \u00e7\u00f6z\u00fclm\u00fc\u015f olurdu. \u00c7\u00fcnk\u00fc o zaman biz de susan evrenin susan bir par\u00e7as\u0131 say\u0131l\u0131rd\u0131k. Oysa bizim sesimiz var. Bilin\u00e7li akl\u0131m\u0131z bize bu oyunu oynayan, insanl\u0131\u011f\u0131m\u0131z bizi evrenin kar\u015f\u0131s\u0131na \u00e7\u0131karan. Bu ayaklan\u0131\u015f\u0131m\u0131z, bo\u015f bir gururun \u00fcr\u00fcn\u00fc de\u011fildir. Bu ba\u015fd\u00f6nd\u00fcr\u00fcc\u00fc \u00e7izgide durmas\u0131n\u0131 bilmek, i\u015fte d\u00fcr\u00fcstl\u00fck budur, gerisi ka\u00e7amakt\u0131r.<\/p>\n<p>D\u00fcnyan\u0131n uyumsuzlu\u011fu ondan umut ya da kendini \u00f6ld\u00fcrmeyle s\u0131yr\u0131l\u0131vermeyi gerektirmez. \u0130nsan\u0131n ger\u00e7ek \u00e7abas\u0131, onun \u00fcst\u00fcnde m\u00fcmk\u00fcn oldu\u011fu kadar \u00e7ok kalmaya, onun acayip bitkilerini incelemeye \u00e7al\u0131\u015fmak olmal\u0131d\u0131r. D\u00fcnyaya bak\u0131yoruz. Onu, y\u00fczy\u0131llardan beri, kendi verdi\u011fimiz bi\u00e7imlerle, \u00e7izgilerle g\u00f6rmeye al\u0131\u015fm\u0131\u015f\u0131z. Bu yapmac\u0131kl\u0131\u011f\u0131 s\u00fcrd\u00fcrmeye g\u00fcc\u00fcm\u00fcz\u00fcn yetmedi\u011fi ya da bu oyunun art\u0131k bize b\u0131kk\u0131nl\u0131k verdi\u011fi bir anda bir a\u011fac\u0131n, bir ta\u015f\u0131n bize ne kadar uzak, bizden ne kadar habersiz ye bizim i\u00e7in ne kadar kavran\u0131lmaz oldu\u011funu, sezinleriz. Uyumsuzluk maceras\u0131 b\u00f6ylece ba\u015flar. Hele bu sezginin \u00fcst\u00fcne \u00f6lmek rezilli\u011fi de eklenirse soru b\u00fct\u00fcn g\u00fcc\u00fcyle kar\u015f\u0131m\u0131za dikilir: \u00d6yleyse ne yapabiliriz?<\/p>\n<p>Yapabilece\u011fimiz tek \u015fey var, diyor Camus, ya\u015famak&#8230; Bu d\u00fcnyan\u0131n kendisini a\u015fan bir anlam\u0131 var m\u0131d\u0131r, bilmiyorum. Ama bu anlam\u0131 bilmedi\u011fimi, \u00f6\u011frenmenin de benim i\u00e7in \u015fimdilik imkans\u0131z oldu\u011funu biliyorum. Durumumun d\u0131\u015f\u0131nda olan bir anlam\u0131n benim i\u00e7in anlam\u0131 ne?..<\/p>\n<p>Ben, ancak insan terimleriyle anlayabilirim. Dokundu\u011fum \u015fey, bana kar\u015f\u0131 direnen \u015fey, i\u015fte budur benim anlad\u0131\u011f\u0131m. \u00d6yleyse anlad\u0131\u011f\u0131m\u0131 b\u0131rakmamal\u0131y\u0131m. Bana alabildi\u011fine a\u00e7\u0131k g\u00f6r\u00fcneni, bana kar\u015f\u0131 bile olsa, tutmal\u0131y\u0131m.<\/p>\n<p>Vaktiyle hayat\u0131n ya\u015famaya de\u011fer bir anlam\u0131 olup olmad\u0131\u011f\u0131 sorulurdu. \u015eimdiyse ne kadar anlams\u0131z olursa o kadar daha iyi ya\u015fanaca\u011f\u0131 biliniyor. Ya\u015famak, uyumsuz&#8217;u ya\u015fatmakt\u0131r. Uyumsuzu ya\u015fatmaksa her \u015feyden \u00f6nce ona bakmakt\u0131r. Eurydice&#8217;in tersine, uyumsuz ancak kendisine s\u0131rt \u00e7evrildi\u011fi zaman \u00f6l\u00fcr. \u0130nsanla kendi karanl\u0131\u011f\u0131n\u0131n bu s\u00fcrekli kar\u015f\u0131la\u015fmas\u0131, tutarl\u0131 olan pek ender felsefe durumlar\u0131ndan birini meydana getirmektedir. \u0130nsan\u0131n bu \u015fahlan\u0131\u015f\u0131, ne ezici bir kaderin g\u00fcvenli\u011fidir, ne de bir boyun e\u011fi\u015f. Bu, uyumsuz bir \u00f6zg\u00fcrl\u00fck, ger\u00e7ek bir \u00f6zg\u00fcrl\u00fckt\u00fcr. Art\u0131k hi\u00e7bir ama\u00e7 beni k\u00f6steklemeyecek, beni tutsak edemeyecektir. Biliyorum ki, yar\u0131n yoktur. Uyumsuz insan\u0131n b\u00fct\u00fcn yapabilece\u011fi, her \u015feyi oldu\u011fu gibi, kendisini de t\u00fcketmektir. Uyumsuzun ilk ger\u00e7e\u011fi meydan okumad\u0131r. Bu meydan okuma, bu \u015fahlan\u0131\u015f hayata ger\u00e7ek de\u011ferini verir, bir hayat\u0131n uzunlu\u011fu \u00fcst\u00fcne yay\u0131lm\u0131\u015f olarak b\u00fcy\u00fckl\u00fc\u011f\u00fcn\u00fc yeniden yerine getirir. G\u00f6zleri ba\u011flanmam\u0131\u015f bir insan i\u00e7in kendisini a\u015fan bir ger\u00e7ekle \u00e7arp\u0131\u015fan zekan\u0131n g\u00f6r\u00fcn\u00fcm\u00fc kadar g\u00fczel bir g\u00f6r\u00fcn\u00fcm yoktur.<\/p>\n<p><em>Uyumsuzun ikinci ger\u00e7e\u011fi, hayattan ba\u015fka her \u015feye kar\u015f\u0131 ilgisizliktir ki, a\u015f\u0131ld\u0131\u011f\u0131nda y\u0131k\u0131l\u0131\u015f\u0131n ve hi\u00e7li\u011fin ba\u015flad\u0131\u011f\u0131 o s\u0131n\u0131rl\u0131 ve saydam evrende ya\u015famay\u0131 kabul ettirir ki\u015fiye, Art\u0131k bir de\u011ferler s\u0131ralamas\u0131, bir se\u00e7me, bir ye\u011fleme yoktur ki\u015fi i\u00e7in.<\/em><\/p>\n<p>Bu, bir erdemsizlik midir?.. Hay\u0131r, diyor Camus, ben burada insan\u0131n su\u00e7suzlu\u011fu ilkesinden yola \u00e7\u0131k\u0131yorum. Uyumsuz insan\u0131n do\u011frulanabilecek hi\u00e7bir \u015feyi yoktur. Uyumsuz ki\u015finin benimseyebilece\u011fi tek erdem, kendini zorunlu k\u0131lan erdemdir. B\u00fct\u00fcn t\u00f6reler, bir davran\u0131\u015f\u0131n kendini hakl\u0131 ya da haks\u0131z k\u0131lan sonu\u00e7lar\u0131 bulundu\u011fu d\u00fc\u015f\u00fcncesi \u00fcst\u00fcne kurulmu\u015ftur. Uyumsuza varm\u0131\u015f bir insan bu sonu\u00e7lar\u0131n a\u00e7\u0131k y\u00fcrekle ele al\u0131nmas\u0131 gerekti\u011fini d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcr sadece, \u00f6demeye haz\u0131rd\u0131r. Onun i\u00e7in sorumlular bulunabilir ama, su\u00e7lular yoktur. Ge\u00e7mi\u015f deneyden gelecek davran\u0131\u015f\u0131n\u0131 d\u00fczenler. Hem s\u0131n\u0131rl\u0131, hem de a\u011fz\u0131na kadar m\u00fcmk\u00fcn \u015feylerle dolu olan bu alanda hi\u00e7bir \u015fey \u00f6nceden kestirilmez. Uyumsuz ki\u015finin usavurma sonunda anlayabilece\u011fi \u015feyler t\u00f6re kurallar\u0131 de\u011fil, ayd\u0131nlatmalard\u0131r. Bir ki\u015finin ko\u015fullar\u0131 de\u011fil, yenilgileri yarg\u0131lar kendisini. Uyumsuz insan i\u00e7in iyilik yerini c\u00f6mertli\u011fe, birlik yerini cesarete, \u015fefkat yerini erkek\u00e7il susu\u015fa b\u0131rakm\u0131\u015ft\u0131r. Bir t\u00f6re sorunu \u00e7\u0131karmaz kendisine, bu konuda herkes gibidir. Onun t\u00f6resi, bir nitelik t\u00f6resi de\u011fil, bir nicelik t\u00f6residir. \u00d6yle g\u00f6r\u00fcnmekle \u00f6yle olmak birdir onun i\u00e7in. \u0130nsan, kendi kendisiyle biter, \u00f6tesi yoktur, bir \u015fey olmayan evrende, insanca olan ve yaln\u0131z bu olan her \u015feyin daha yak\u0131c\u0131 bir anlam ta\u015f\u0131d\u0131\u011f\u0131n\u0131 bilir. Gerilmi\u015f y\u00fczler, tehlikeye d\u00fc\u015fm\u00fc\u015f karde\u015flik, insanlar aras\u0131ndaki g\u00fc\u00e7l\u00fc ve utanga\u00e7 dostluk ge\u00e7ici olduklar\u0131 oranda ger\u00e7ek zenginliklerdir., Tinsel varl\u0131k g\u00fcc\u00fcn\u00fc ve s\u0131n\u0131rlar\u0131n\u0131 en iyi bunlar ortas\u0131nda duyar.<\/p>\n<p>Albert Camus, Sisyphe Efsanesi adl\u0131 yap\u0131t\u0131nda bu uyumsuz d\u00fcnyada uyumsuz oyunu (hayat\u0131) en iyi oynayan d\u00f6rt oyuncuyu inceliyor. Bu oyuncular \u015funlard\u0131r: Donjuan, akt\u00f6r, fatih ve sanat\u00e7\u0131&#8230; Bu d\u00f6rt oyuncu da uyumsuzlukla ayd\u0131nlanm\u0131\u015f ki\u015filerdir. Mutludurlar. Mutsuzlu\u011fu do\u011furan bilmemek ve umut etmektir. Onlar bilirler ve umut etmezler. Onlar\u0131n ya\u015famalar\u0131nda, nicelik t\u00f6resi elle tutulurcas\u0131na g\u00f6r\u00fcl\u00fcr. Ortak yanlar\u0131 sonu, \u00f6ne almalar\u0131nda ve \u00f6m\u00fcrleri boyunca pek \u00e7ok sonlar ya\u015famalar\u0131ndad\u0131r. Bir kad\u0131n, sana a\u015fk\u0131 verdim en sonunda&#8230; diye ba\u011f\u0131r\u0131r. Donjuan&#8217;a. Donjuan g\u00fcl\u00fcmser; en sonunda m\u0131? der, hay\u0131r, fakat bir kez daha.<\/p>\n<p>Uyumsuz ki\u015finin \u00fc\u00e7 niteli\u011fi vard\u0131r: Kafa tutma, \u00f6zg\u00fcrl\u00fck, \u00e7e\u015fitlilik&#8230; \u0130\u015fte bu d\u00f6rt oyuncu, bu \u00fc\u00e7 niteli\u011fi en iyi bi\u00e7imde ger\u00e7ekle\u015ftirmektedirler. \u0130ster a\u015fk, ister oyun, ister fetih, ister yarat\u0131m olsun, bu birle\u015fik kafalar giri\u015ftikleri i\u015flerden de kurtulmas\u0131n\u0131 bilirler. Eserlerinde var olmayacaklar\u0131n\u0131 kabul edecek dereceye gelmi\u015flerdir, b\u00f6ylece, bireysel hayat\u0131n derin faydas\u0131zl\u0131\u011f\u0131n\u0131 t\u00fcketmektedirler. Hayat\u0131n uyumsuzlu\u011funu g\u00f6rmek onlara b\u00fct\u00fcn a\u015f\u0131r\u0131l\u0131klara dalmak hakk\u0131n\u0131 vermi\u015ftir. Kalan \u015fey, biricik \u00e7\u0131k\u0131\u015f yolu, \u00f6l\u00fcmc\u00fcl olan bir kaderdir. \u00d6l\u00fcm\u00fcn bu tek ka\u00e7\u0131n\u0131lmazl\u0131\u011f\u0131 d\u0131\u015f\u0131nda, sevin\u00e7 ya da mutluluk, her \u015fey \u00f6zg\u00fcrl\u00fckt\u00fcr. Biricik efendisinin insan oldu\u011fu bu d\u00fcnya devam eder.<\/p>\n<p>D\u00fc\u015f\u00fcncenin kaderi, kendi kendinden el \u00e7ekmek de\u011fildir art\u0131k, imgeler halinde s\u0131\u00e7ramakt\u0131r. E\u011flendiren ve k\u00f6rle\u015ftiren Tanr\u0131sal masal de\u011fil, i\u00e7lerinde g\u00fc\u00e7 bir bilgelik ve yar\u0131ns\u0131z bir tutkunun \u00f6zetlendi\u011fi yery\u00fcz\u00fcn\u00fcn mal\u0131 olan y\u00fcz, eylem ve dramd\u0131r. Efendisiz olan bu evren, onlara ne k\u0131s\u0131r g\u00f6r\u00fcn\u00fcr, ne de de\u011fersiz. Tanr\u0131larca, bir kayay\u0131 durmamacas\u0131na bir da\u011f\u0131n tepesine kadar yuvarlay\u0131p \u00e7\u0131karmakla cezaland\u0131r\u0131lan Sisyphe&#8217;in sessiz, g\u00f6steri\u015fsiz sevincini duyar onlar. Kaderleri kendilerinindir. Geceyle dolu bu da\u011f\u0131n her madensel par\u0131lt\u0131s\u0131, tek ba\u015f\u0131na, bir d\u00fcnya meydana getirir. Tepelerle \u00e7arp\u0131\u015fma bile bir insan y\u00fcre\u011fini doldurmaya yeter \u00e7\u00fcnk\u00fc. Sisyphe mutludur. Albert Camus, 1945 y\u0131l\u0131nda yay\u0131n\u0131lad\u0131\u011f\u0131 bir denemede d\u00fc\u015f\u00fcncesini \u015fu s\u00f6zlerle biraz daha a\u00e7\u0131klamaktad\u0131r: \u00dcst\u00fcnde durdu\u011fumuz s\u0131k\u0131nt\u0131, b\u00fct\u00fcn bir \u00e7a\u011f\u0131n s\u0131k\u0131nt\u0131s\u0131d\u0131r. Biz kendi hayat\u0131m\u0131zdan ayr\u0131lmak istemiyor, kendi tarihimiz i\u00e7inde d\u00fc\u015f\u00fcnmek ve ya\u015famak istiyoruz. Biz, inan\u0131yoruz ki, bu hayat\u0131n ger\u00e7e\u011fine ancak herkesin kendi dram\u0131n\u0131 sonuna kadar ya\u015famas\u0131yla eri\u015filebilir. \u00c7a\u011f\u0131m\u0131z nihilisme&#8217;den \u00e7ok \u00e7ektiyse arad\u0131\u011f\u0131m\u0131z t\u00f6reye nihilisme&#8217;i bir yana b\u0131rakmakla var\u0131lamaz. Hay\u0131r, her \u015fey yads\u0131ma ve uyumsuzda bitmiyor, biliyoruz bunu. Ama \u00f6nce yads\u0131may\u0131 ve uyumsuzu ele almal\u0131. \u00c7\u00fcnk\u00fc bizim ku\u015fa\u011f\u0131m\u0131z ilkin onlara rastlad\u0131, \u015fu halde ilkin onlarla kozunu payla\u015fmak<br \/>zorundad\u0131r.<\/p>\n<p>Camus, ikinci D\u00fcnya Sava\u015f\u0131&#8217;ndan sonra yay\u0131mlad\u0131\u011f\u0131 Bir Alman Dosta Mektuplar, d\u00f6rd\u00fcnc\u00fc ba\u015fl\u0131kl\u0131 denemesinde de \u015funlar\u0131 s\u00f6ylemektedir: Birlikte inan\u0131yorduk ki, bu d\u00fcnyan\u0131n y\u00fcce bir anlam\u0131 yok ve bizler ezilmi\u015f, umutlar\u0131n\u0131 yitirmi\u015f insanlar\u0131z. Siz bundan \u015fu sonuca vard\u0131n\u0131z ki, iyiyle k\u00f6t\u00fcye insan diledi\u011fi anlam\u0131 verebilir. Madem ne insanca, ne de Tanr\u0131ca hi\u00e7bir \u00e7e\u015fit t\u00f6re yoktur dediniz, \u00f6yleyse bu d\u00fcnyada yaln\u0131z hayvanlar\u0131 g\u00fcden g\u00fc\u00e7ler vard\u0131r, yaln\u0131z zor ve kurnazl\u0131k vard\u0131r. \u00d6yleyse insan hi\u00e7tir ve ruhu \u00f6ld\u00fcr\u00fclebilir dediniz. Sizce tarihlerin en \u00e7\u0131lg\u0131n\u0131nda insan\u0131n yapaca\u011f\u0131 tek i\u015f, \u00fcst\u00fcnl\u00fck pe\u015finde ko\u015fmakt\u0131r. Sizce \u00fclkeler fethetmekten ba\u015fka t\u00f6re olamazd\u0131. Nerede ayr\u0131l\u0131yorduk, biliyor musunuz? Siz umutsuzlu\u011fu rahat\u00e7a kabul ediyordunuz, bense etmiyordum. Siz insan kaderindeki haks\u0131zl\u0131\u011f\u0131 kabul edip ho\u015f g\u00f6r\u00fcyordunuz, bense d\u00fcnyan\u0131n haks\u0131zl\u0131\u011f\u0131yla sava\u015fmak i\u00e7in hakk\u0131 \u00f6ne s\u00fcrmek, mutsuzlu\u011fa kar\u015f\u0131 koymak i\u00e7in mutluluk yaratmak gerekti\u011fine inan\u0131yordum. Siz umutsuzlu\u011fu bir ta\u015fk\u0131nl\u0131\u011fa vard\u0131rd\u0131n\u0131z; bense umutsuzlu\u011fu ve bu dertli d\u00fcnyay\u0131 kabul etmeyerek insanlar\u0131n birle\u015fmesini ve k\u00f6t\u00fc bahtlar\u0131na kar\u015f\u0131 birlikte savunmalar\u0131n\u0131 istiyordum. G\u00f6r\u00fcyorsunuz ya, ayn\u0131 ilkeden iki ayr\u0131 t\u00f6re \u00e7\u0131karm\u0131\u015f\u0131z. Ben bu d\u00fcnyan\u0131n y\u00fcce bir anlam\u0131 olmad\u0131\u011f\u0131na inan\u0131yorum ama, onda bir \u015fey bulundu\u011funu da biliyorum. Bu \u015fey, insand\u0131r. \u00c7\u00fcnk\u00fc bir anlam arayan tek varl\u0131k odur.<\/p>\n<p>Bu d\u00fcnyada hi\u00e7 de\u011filse insan\u0131n ger\u00e7e\u011fi var ve bizim \u00f6devimiz onun kaderine kar\u015f\u0131 koymas\u0131na yard\u0131m etmektir. D\u00fcnyan\u0131n insandan ba\u015fka anlam\u0131 yoktur. Hayat anlay\u0131\u015f\u0131m\u0131z\u0131 kurtarmak istiyorsak insan\u0131 kurtarmal\u0131y\u0131z. \u0130nsan\u0131 kurtarmak, onu kesip bi\u00e7memek, yaln\u0131z onun d\u00fc\u015f\u00fcnebilece\u011fi do\u011frulu\u011fu bulmas\u0131na imkan vermektir. Siz zaferi umutsuzlu\u011fun ezici g\u00fcc\u00fcnde buldunuz, bizce insan\u0131n kazanaca\u011f\u0131 en b\u00fcy\u00fck zafer, mutlulu\u011fudur. Bu zaferse insan\u0131n kendi kaderine kar\u015f\u0131 kazanabilece\u011fi bir zaferdir. Madem bu i\u015f bitti, art\u0131k size \u00f6\u011frendi\u011fimizi s\u00f6yleyebiliriz: Kahramanl\u0131k hi\u00e7 de g\u00fc\u00e7 bir \u015fey de\u011filmi\u015f, g\u00fc\u00e7 olan mutlulukmu\u015f me\u011fer. D\u00f6rt y\u0131ld\u0131r bize bol bol g\u00f6sterdi\u011finiz korkun\u00e7 sahnelerde i\u00e7g\u00fcd\u00fcn\u00fcz kadar akl\u0131n\u0131z\u0131n da pay\u0131 vard\u0131. Bunun i\u00e7in yarg\u0131m topyekun olacak: Siz benim g\u00f6z\u00fcmde \u00f6lm\u00fc\u015fs\u00fcn\u00fcz. Ama o korkun\u00e7 davran\u0131\u015f\u0131n\u0131z\u0131n hesab\u0131n\u0131 soraca\u011f\u0131m zaman unutmayaca\u011f\u0131m ki, siz ve biz ayn\u0131 yaln\u0131zl\u0131ktan yola \u00e7\u0131kt\u0131k, siz ve biz b\u00fct\u00fcn Avrupa&#8217;yla birlikte ayn\u0131 kafa trajedyas\u0131n\u0131n i\u00e7indeyiz. Sizin g\u00fcc\u00fcn\u00fcz\u00fc y\u0131kmak istiyoruz, ruhunuzu de\u011fil. G\u00f6r\u00fcyorsunuz ya, sizi bizden g\u00fc\u00e7l\u00fc yapan \u015fey gene de sizde kal\u0131yor, ama bizim size \u00fcst\u00fcnl\u00fc\u011f\u00fcm\u00fcz\u00fc yapan da budur. D\u00fcnyay\u0131 su\u00e7land\u0131rmakta hi\u00e7 de gev\u015femi\u015f de\u011filiz. Yeni bilgimizi o kadar pahal\u0131ya \u00f6dedik ki, \u00e7a\u011f\u0131m\u0131z\u0131 umut k\u0131r\u0131c\u0131 g\u00f6rmekte devam ediyoruz. B\u00fct\u00fcn bunlarla ne kazand\u0131k? Birka\u00e7 yeni d\u00fc\u015f\u00fcnce ki, onlar\u0131n da, kimilerimizin daha iyi \u00f6lmesine yard\u0131m etmekten ba\u015fka bir faydas\u0131 olmayacak. Evet bu umut k\u0131r\u0131c\u0131 bir \u015feydir. Ama biz, bunca haks\u0131zl\u0131\u011fa lay\u0131k olmad\u0131\u011f\u0131m\u0131z\u0131 tan\u0131tlamak istiyoruz. Kendimize verdi\u011fimiz \u00f6dev bu, yar\u0131n ba\u015flayaca\u011f\u0131m\u0131z i\u015f de budur.<\/p>\n<p>Camus&#8217;ya g\u00f6re mutluluk, d\u00fcnyay\u0131 ondan hi\u00e7bir \u015fey beklemeden sevmektir. D\u00fcnya, \u00e7e\u015fitli g\u00fczelliklerle kayna\u015fmaktad\u0131r. 1950 y\u0131l\u0131nda, Sisyphe&#8217;ten sekiz y\u0131l sonra yazd\u0131\u011f\u0131 bir ba\u015fka denemesinde de \u015funlar\u0131 s\u00f6ylemektedir: Her \u015feyin anlams\u0131z oldu\u011fu, her \u015feyden umudu kesmek gerekti\u011fi d\u00fc\u015f\u00fcncesiyle nas\u0131l kal\u0131r insan? Her \u015feyin anlams\u0131z oldu\u011funu s\u00f6yledi\u011fimiz anda bile anlaml\u0131 bir \u015fey s\u00f6ylemi\u015f oluyoruz. D\u00fcnyan\u0131n hi\u00e7bir anlam\u0131 yoktur demek, her t\u00fcrl\u00fc de\u011fer yarg\u0131s\u0131n\u0131 ortadan kald\u0131rmak olur. Oysa ya\u015famak kendili\u011finden bir de\u011fer yarg\u0131s\u0131d\u0131r. \u00d6lmeye yana\u015fmad\u0131\u011f\u0131 s\u00fcrece insan ya\u015famay\u0131 se\u00e7iyor demektir. O zaman da, ya\u015famaya bir de\u011fer veriyor demektir. \u015eu var ki, en koyu umutsuzlu\u011fum i\u00e7inde umutsuzlu\u011fu a\u015fman\u0131n yollar\u0131n\u0131 arad\u0131m ben. Kara da olsa, eserimizin g\u00f6be\u011finde t\u00fckenmez bir g\u00fcne\u015f parl\u0131yor ki, o da bug\u00fcn ovada, tepelerde ba\u011f\u0131ran g\u00fcne\u015ftir.<\/p>\n<p><em>Albert Camus, bu ba\u011f\u0131ran g\u00fcne\u015fi sezmeye ba\u015flad\u0131\u011f\u0131 bir s\u0131rada, 4 ocak 1960 g\u00fcn\u00fc, k\u0131rk yedi ya\u015f\u0131ndayken, Yonne&#8217;da bir otomobil kazas\u0131nda \u00f6ld\u00fc. Pindare&#8217;\u0131n \u015fu m\u0131sra\u0131, eserini \u00f6zetlemektedir:<\/em><\/p>\n<p>Ruhum, \u00f6l\u00fcms\u00fcz hayat\u0131 isteme, m\u00fcmk\u00fcn\u00fcn alan\u0131n\u0131 t\u00fcket. G\u00f6r\u00fcld\u00fc\u011f\u00fc gibi Albert Camus&#8217;n\u00fcn \u015fiirli bir dille anlatt\u0131\u011f\u0131 bu varsay\u0131mlar, bilimsel a\u00e7\u0131dan b\u00fcy\u00fck yan\u0131lg\u0131lar ve bilimd\u0131\u015f\u0131 pek \u00e7ok yarg\u0131larla doludur. \u0130lkin, evreni usaayk\u0131r\u0131 bulmakla usaayk\u0131r\u0131c\u0131l\u0131\u011f\u0131n t\u00fcm bilimd\u0131\u015f\u0131l\u0131\u011f\u0131n\u0131 y\u00fcklenir. \u0130kinci olarak, hi\u00e7bir \u015fey bilmedi\u011fimizi ve asla bilemeyece\u011fimizi ileris\u00fcrmekle bilinemezcili\u011fin bilime ayk\u0131r\u0131l\u0131\u011f\u0131yla donan\u0131r. \u00dc\u00e7\u00fcnc\u00fc olarak, nesnel ger\u00e7ekli\u011fi insansal varl\u0131\u011fa ve insansal varl\u0131\u011f\u0131 da bireysel varl\u0131\u011fa indirgemekle \u00f6znel d\u00fc\u015f\u00fcncecili\u011fin ve tekbencili\u011fin bilimsellikten yoksun t\u00fcm z\u0131rva sonu\u00e7lar\u0131n\u0131n i\u00e7ine d\u00fc\u015fer. D\u00f6rd\u00fcnc\u00fc olarak, tek felsefesel sorunun kendini \u00f6ld\u00fcrme (intihar) sorunu oldu\u011funu savlamakla bilimsel felsefeyle hi\u00e7bir ilgisi bulunmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 ve felsefeyi bir k\u00fc\u00e7\u00fck s\u0131n\u0131f \u00f6\u011frencisi kadar bile kavramam\u0131\u015f oldu\u011funu ortaya koyar. Be\u015finci olarak, bireyi toplumdan soyutlamak ve topluma kar\u015f\u0131 \u00e7\u0131karmakla bireycili\u011fin t\u00fcm g\u00fc\u00e7s\u00fczl\u00fc\u011f\u00fcn\u00fc ta\u015f\u0131r. Alt\u0131nc\u0131 olarak, Schopenhauer ve Nietzsche k\u00f6t\u00fcmserli\u011fini t\u00fcm bilimd\u0131\u015f\u0131l\u0131\u011f\u0131yla s\u00fcrd\u00fcr\u00fcr.<\/p>\n<p>D\u00fc\u015f\u00fcnce Tarihi\u00a0 &#8211; Orhan Han\u00e7erlio\u011flu<\/p>\n","protected":false},"excerpt":{"rendered":"<p>16. y\u00fczy\u0131lda William Shakespeare, \u00fcnl\u00fc tirad\u0131nda prens Hamlet&#8217;in a\u011fz\u0131ndan \u015f\u00f6yle diyordu: &#8220;Olmak ya da olmamak&#8230;&#8221; \u0130\u015fte sorun. 20. y\u00fczy\u0131l\u0131n Hamlet&#8217;leri yok mu san\u0131rs\u0131n\u0131z? Ama onlar Danimarka&#8217;l\u0131 Hamlet kadar saf ve a\u00e7\u0131k y\u00fcrekli de\u011filler, lak\u0131rd\u0131y\u0131 bir hayli d\u00f6nd\u00fcr\u00fcp dola\u015ft\u0131racaklar.20. y\u00fczy\u0131l idealizmi Amerika&#8217;da i\u015fe yarayan bir kuram ileri s\u00fcrerken Avrupa&#8217;da da hi\u00e7bir i\u015fe yaramayan bir kuram geli\u015ftirilmektedir. [&hellip;]<\/p>\n","protected":false},"author":1,"featured_media":0,"comment_status":"open","ping_status":"open","sticky":false,"template":"","format":"standard","meta":{"footnotes":""},"categories":[103],"tags":[],"class_list":{"0":"post-5927","1":"post","2":"type-post","3":"status-publish","4":"format-standard","6":"category-felsefe-genel"},"yoast_head":"<!-- This site is optimized with the Yoast SEO Premium plugin v24.9 (Yoast SEO v24.9) - https:\/\/yoast.com\/wordpress\/plugins\/seo\/ -->\n<title>D\u00fc\u015f\u00fcnce Tarihi | Olmak ya da Olmamak - Orhan Han\u00e7erlio\u011flu - narteks.net<\/title>\n<meta name=\"robots\" content=\"index, follow, max-snippet:-1, max-image-preview:large, max-video-preview:-1\" \/>\n<link rel=\"canonical\" href=\"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/\" \/>\n<meta property=\"og:locale\" content=\"tr_TR\" \/>\n<meta property=\"og:type\" content=\"article\" \/>\n<meta property=\"og:title\" content=\"D\u00fc\u015f\u00fcnce Tarihi | Olmak ya da Olmamak - Orhan Han\u00e7erlio\u011flu\" \/>\n<meta property=\"og:description\" content=\"16. y\u00fczy\u0131lda William Shakespeare, \u00fcnl\u00fc tirad\u0131nda prens Hamlet&#8217;in a\u011fz\u0131ndan \u015f\u00f6yle diyordu: &#8220;Olmak ya da olmamak&#8230;&#8221; \u0130\u015fte sorun. 20. y\u00fczy\u0131l\u0131n Hamlet&#8217;leri yok mu san\u0131rs\u0131n\u0131z? Ama onlar Danimarka&#8217;l\u0131 Hamlet kadar saf ve a\u00e7\u0131k y\u00fcrekli de\u011filler, lak\u0131rd\u0131y\u0131 bir hayli d\u00f6nd\u00fcr\u00fcp dola\u015ft\u0131racaklar.20. y\u00fczy\u0131l idealizmi Amerika&#8217;da i\u015fe yarayan bir kuram ileri s\u00fcrerken Avrupa&#8217;da da hi\u00e7bir i\u015fe yaramayan bir kuram geli\u015ftirilmektedir. [&hellip;]\" \/>\n<meta property=\"og:url\" content=\"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/\" \/>\n<meta property=\"og:site_name\" content=\"narteks.net\" \/>\n<meta property=\"article:published_time\" content=\"2011-05-07T09:00:50+00:00\" \/>\n<meta property=\"og:image\" content=\"https:\/\/narteks.net\/wp-content\/uploads\/narteks.png\" \/>\n\t<meta property=\"og:image:width\" content=\"300\" \/>\n\t<meta property=\"og:image:height\" content=\"90\" \/>\n\t<meta property=\"og:image:type\" content=\"image\/png\" \/>\n<meta name=\"author\" content=\"Tar\u0131k\" \/>\n<meta name=\"twitter:card\" content=\"summary_large_image\" \/>\n<meta name=\"twitter:creator\" content=\"@narteks\" \/>\n<meta name=\"twitter:site\" content=\"@narteks\" \/>\n<meta name=\"twitter:label1\" content=\"Yazan:\" \/>\n\t<meta name=\"twitter:data1\" content=\"Tar\u0131k\" \/>\n\t<meta name=\"twitter:label2\" content=\"Tahmini okuma s\u00fcresi\" \/>\n\t<meta name=\"twitter:data2\" content=\"32 dakika\" \/>\n<script type=\"application\/ld+json\" class=\"yoast-schema-graph\">{\"@context\":\"https:\/\/schema.org\",\"@graph\":[{\"@type\":\"Article\",\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/#article\",\"isPartOf\":{\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/\"},\"author\":{\"name\":\"Tar\u0131k\",\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/#\/schema\/person\/61f37d9834294b72d31d274e7ed79bca\"},\"headline\":\"D\u00fc\u015f\u00fcnce Tarihi | Olmak ya da Olmamak &#8211; Orhan Han\u00e7erlio\u011flu\",\"datePublished\":\"2011-05-07T09:00:50+00:00\",\"mainEntityOfPage\":{\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/\"},\"wordCount\":6458,\"commentCount\":0,\"publisher\":{\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/#organization\"},\"articleSection\":[\"Felsefe (Genel)\"],\"inLanguage\":\"tr\",\"potentialAction\":[{\"@type\":\"CommentAction\",\"name\":\"Comment\",\"target\":[\"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/#respond\"]}]},{\"@type\":\"WebPage\",\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/\",\"url\":\"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/\",\"name\":\"D\u00fc\u015f\u00fcnce Tarihi | Olmak ya da Olmamak - Orhan Han\u00e7erlio\u011flu - narteks.net\",\"isPartOf\":{\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/#website\"},\"datePublished\":\"2011-05-07T09:00:50+00:00\",\"breadcrumb\":{\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/#breadcrumb\"},\"inLanguage\":\"tr\",\"potentialAction\":[{\"@type\":\"ReadAction\",\"target\":[\"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/\"]}]},{\"@type\":\"BreadcrumbList\",\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/#breadcrumb\",\"itemListElement\":[{\"@type\":\"ListItem\",\"position\":1,\"name\":\"Anasayfa\",\"item\":\"https:\/\/narteks.net\/\"},{\"@type\":\"ListItem\",\"position\":2,\"name\":\"D\u00fc\u015f\u00fcnce Tarihi | Olmak ya da Olmamak &#8211; Orhan Han\u00e7erlio\u011flu\"}]},{\"@type\":\"WebSite\",\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/#website\",\"url\":\"https:\/\/narteks.net\/\",\"name\":\"narteks.net\",\"description\":\"K\u00fclt\u00fcr Sanat Edebiyat Felsefe\",\"publisher\":{\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/#organization\"},\"alternateName\":\"K\u00fclt\u00fcr Sanat Edebiyat Felsefe\",\"potentialAction\":[{\"@type\":\"SearchAction\",\"target\":{\"@type\":\"EntryPoint\",\"urlTemplate\":\"https:\/\/narteks.net\/?s={search_term_string}\"},\"query-input\":{\"@type\":\"PropertyValueSpecification\",\"valueRequired\":true,\"valueName\":\"search_term_string\"}}],\"inLanguage\":\"tr\"},{\"@type\":\"Organization\",\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/#organization\",\"name\":\"narteks.net\",\"url\":\"https:\/\/narteks.net\/\",\"logo\":{\"@type\":\"ImageObject\",\"inLanguage\":\"tr\",\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/#\/schema\/logo\/image\/\",\"url\":\"https:\/\/narteks.net\/wp-content\/uploads\/narteks.png\",\"contentUrl\":\"https:\/\/narteks.net\/wp-content\/uploads\/narteks.png\",\"width\":300,\"height\":90,\"caption\":\"narteks.net\"},\"image\":{\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/#\/schema\/logo\/image\/\"},\"sameAs\":[\"https:\/\/x.com\/narteks\",\"https:\/\/instagram.com\/narteksnet\"]},{\"@type\":\"Person\",\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/#\/schema\/person\/61f37d9834294b72d31d274e7ed79bca\",\"name\":\"Tar\u0131k\",\"image\":{\"@type\":\"ImageObject\",\"inLanguage\":\"tr\",\"@id\":\"https:\/\/narteks.net\/#\/schema\/person\/image\/\",\"url\":\"https:\/\/secure.gravatar.com\/avatar\/50865afb55632c4ae467e0af0930f6510aa2297d8014be502a55b14f3b7550cf?s=96&d=mm&r=g\",\"contentUrl\":\"https:\/\/secure.gravatar.com\/avatar\/50865afb55632c4ae467e0af0930f6510aa2297d8014be502a55b14f3b7550cf?s=96&d=mm&r=g\",\"caption\":\"Tar\u0131k\"},\"sameAs\":[\"http:\/\/narteks.net\"],\"url\":\"https:\/\/narteks.net\/index.php\/author\/narbak\/\"}]}<\/script>\n<!-- \/ Yoast SEO Premium plugin. -->","yoast_head_json":{"title":"D\u00fc\u015f\u00fcnce Tarihi | Olmak ya da Olmamak - Orhan Han\u00e7erlio\u011flu - narteks.net","robots":{"index":"index","follow":"follow","max-snippet":"max-snippet:-1","max-image-preview":"max-image-preview:large","max-video-preview":"max-video-preview:-1"},"canonical":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/","og_locale":"tr_TR","og_type":"article","og_title":"D\u00fc\u015f\u00fcnce Tarihi | Olmak ya da Olmamak - Orhan Han\u00e7erlio\u011flu","og_description":"16. y\u00fczy\u0131lda William Shakespeare, \u00fcnl\u00fc tirad\u0131nda prens Hamlet&#8217;in a\u011fz\u0131ndan \u015f\u00f6yle diyordu: &#8220;Olmak ya da olmamak&#8230;&#8221; \u0130\u015fte sorun. 20. y\u00fczy\u0131l\u0131n Hamlet&#8217;leri yok mu san\u0131rs\u0131n\u0131z? Ama onlar Danimarka&#8217;l\u0131 Hamlet kadar saf ve a\u00e7\u0131k y\u00fcrekli de\u011filler, lak\u0131rd\u0131y\u0131 bir hayli d\u00f6nd\u00fcr\u00fcp dola\u015ft\u0131racaklar.20. y\u00fczy\u0131l idealizmi Amerika&#8217;da i\u015fe yarayan bir kuram ileri s\u00fcrerken Avrupa&#8217;da da hi\u00e7bir i\u015fe yaramayan bir kuram geli\u015ftirilmektedir. [&hellip;]","og_url":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/","og_site_name":"narteks.net","article_published_time":"2011-05-07T09:00:50+00:00","og_image":[{"width":300,"height":90,"url":"https:\/\/narteks.net\/wp-content\/uploads\/narteks.png","type":"image\/png"}],"author":"Tar\u0131k","twitter_card":"summary_large_image","twitter_creator":"@narteks","twitter_site":"@narteks","twitter_misc":{"Yazan:":"Tar\u0131k","Tahmini okuma s\u00fcresi":"32 dakika"},"schema":{"@context":"https:\/\/schema.org","@graph":[{"@type":"Article","@id":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/#article","isPartOf":{"@id":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/"},"author":{"name":"Tar\u0131k","@id":"https:\/\/narteks.net\/#\/schema\/person\/61f37d9834294b72d31d274e7ed79bca"},"headline":"D\u00fc\u015f\u00fcnce Tarihi | Olmak ya da Olmamak &#8211; Orhan Han\u00e7erlio\u011flu","datePublished":"2011-05-07T09:00:50+00:00","mainEntityOfPage":{"@id":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/"},"wordCount":6458,"commentCount":0,"publisher":{"@id":"https:\/\/narteks.net\/#organization"},"articleSection":["Felsefe (Genel)"],"inLanguage":"tr","potentialAction":[{"@type":"CommentAction","name":"Comment","target":["https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/#respond"]}]},{"@type":"WebPage","@id":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/","url":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/","name":"D\u00fc\u015f\u00fcnce Tarihi | Olmak ya da Olmamak - Orhan Han\u00e7erlio\u011flu - narteks.net","isPartOf":{"@id":"https:\/\/narteks.net\/#website"},"datePublished":"2011-05-07T09:00:50+00:00","breadcrumb":{"@id":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/#breadcrumb"},"inLanguage":"tr","potentialAction":[{"@type":"ReadAction","target":["https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/"]}]},{"@type":"BreadcrumbList","@id":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/2011\/05\/07\/dusunce-tarihi-olmak-ya-da-olmamak-orhan-hancerlioglu\/#breadcrumb","itemListElement":[{"@type":"ListItem","position":1,"name":"Anasayfa","item":"https:\/\/narteks.net\/"},{"@type":"ListItem","position":2,"name":"D\u00fc\u015f\u00fcnce Tarihi | Olmak ya da Olmamak &#8211; Orhan Han\u00e7erlio\u011flu"}]},{"@type":"WebSite","@id":"https:\/\/narteks.net\/#website","url":"https:\/\/narteks.net\/","name":"narteks.net","description":"K\u00fclt\u00fcr Sanat Edebiyat Felsefe","publisher":{"@id":"https:\/\/narteks.net\/#organization"},"alternateName":"K\u00fclt\u00fcr Sanat Edebiyat Felsefe","potentialAction":[{"@type":"SearchAction","target":{"@type":"EntryPoint","urlTemplate":"https:\/\/narteks.net\/?s={search_term_string}"},"query-input":{"@type":"PropertyValueSpecification","valueRequired":true,"valueName":"search_term_string"}}],"inLanguage":"tr"},{"@type":"Organization","@id":"https:\/\/narteks.net\/#organization","name":"narteks.net","url":"https:\/\/narteks.net\/","logo":{"@type":"ImageObject","inLanguage":"tr","@id":"https:\/\/narteks.net\/#\/schema\/logo\/image\/","url":"https:\/\/narteks.net\/wp-content\/uploads\/narteks.png","contentUrl":"https:\/\/narteks.net\/wp-content\/uploads\/narteks.png","width":300,"height":90,"caption":"narteks.net"},"image":{"@id":"https:\/\/narteks.net\/#\/schema\/logo\/image\/"},"sameAs":["https:\/\/x.com\/narteks","https:\/\/instagram.com\/narteksnet"]},{"@type":"Person","@id":"https:\/\/narteks.net\/#\/schema\/person\/61f37d9834294b72d31d274e7ed79bca","name":"Tar\u0131k","image":{"@type":"ImageObject","inLanguage":"tr","@id":"https:\/\/narteks.net\/#\/schema\/person\/image\/","url":"https:\/\/secure.gravatar.com\/avatar\/50865afb55632c4ae467e0af0930f6510aa2297d8014be502a55b14f3b7550cf?s=96&d=mm&r=g","contentUrl":"https:\/\/secure.gravatar.com\/avatar\/50865afb55632c4ae467e0af0930f6510aa2297d8014be502a55b14f3b7550cf?s=96&d=mm&r=g","caption":"Tar\u0131k"},"sameAs":["http:\/\/narteks.net"],"url":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/author\/narbak\/"}]}},"_links":{"self":[{"href":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/wp-json\/wp\/v2\/posts\/5927","targetHints":{"allow":["GET"]}}],"collection":[{"href":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/wp-json\/wp\/v2\/posts"}],"about":[{"href":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/wp-json\/wp\/v2\/types\/post"}],"author":[{"embeddable":true,"href":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/wp-json\/wp\/v2\/users\/1"}],"replies":[{"embeddable":true,"href":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/wp-json\/wp\/v2\/comments?post=5927"}],"version-history":[{"count":0,"href":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/wp-json\/wp\/v2\/posts\/5927\/revisions"}],"wp:attachment":[{"href":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/wp-json\/wp\/v2\/media?parent=5927"}],"wp:term":[{"taxonomy":"category","embeddable":true,"href":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/wp-json\/wp\/v2\/categories?post=5927"},{"taxonomy":"post_tag","embeddable":true,"href":"https:\/\/narteks.net\/index.php\/wp-json\/wp\/v2\/tags?post=5927"}],"curies":[{"name":"wp","href":"https:\/\/api.w.org\/{rel}","templated":true}]}}